Picture of Mehmet Ali Reçper
Mehmet Ali Reçper

PEREJİL : Acı Bir Maydanoz Hikayesi…!!!

A+ A-

Bir kelime insanı nasıl öldürür.

Karayipler’de, aynı adayı paylaşan iki ülke… Biri İspanyolca konuşur, diğeri Fransızca ve Kreol dilini. Biri kendini Avrupa’ya daha yakın görür, diğeri Afrika’nın izlerini taşır. Aynı toprak parçası üzerinde yükselen bu iki farklı dünya, yüzyıllar boyunca sadece bir sınırla değil, tarih, kimlik ve güç mücadeleleriyle birbirinden ayrılmıştır.

Bugün Dominik Cumhuriyeti ile Haiti olarak bildiğimiz bu iki ülkenin hikâyesi, aslında tek bir adanın hikayesidir: Hispaniola adası

15. yüzyılın sonlarında Kristof Kolomb’un adaya ayak basmasıyla başlayan süreç, adanın kaderini Avrupa güçlerinin ellerine bırakır. Ada, önce İspanya’nın kontrolüne girer. Ancak zamanla adanın batı kısmı, Fransa’nın hâkimiyetine geçer. Böylece aynı coğrafya, iki farklı sömürge düzeninin laboratuvarı haline gelir.

Doğuda kalan İspanyol kolonisi daha gevşek bir yapı sergilerken, batıdaki Fransız kolonisi Haiti, dünyanın en acımasız köle düzenlerinden birine sahne olur. Şeker kamışı tarlalarında çalıştırılan Afrikalı köleler, insanlık dışı koşullarda hayatlarını sürdürür. Bu baskı, sonunda tarihin ilk başarılı köle isyanlarından birine dönüşür ve 1804 yılında Haiti Fransızlara karşı bağımsızlığını ilan eder. Bu arada köle isyanı ile kurulan ilk Cumhuriyet devletidir Haiti.

Ancak özgürlük, beraberinde istikrar getirmez.

Haiti’nin bağımsızlığı, bölgedeki diğer güçler için bir tehdit olarak algılanır. Özellikle kölelik düzenine dayanan ekonomiler için bu, yayılmasından korkulan bir örnektir. Bu nedenle Haiti, uzun yıllar boyunca ekonomik ambargolar, diplomatik yalnızlık ve dış müdahalelerle karşı karşıya kalır.

Adanın doğu kısmı ise farklı bir yol izler. İspanyol etkisi altında kalan bu bölge, zamanla Dominik Cumhuriyeti kimliğini oluşturur. Ancak iki taraf arasındaki gerilim, sadece sömürge geçmişinden değil, aynı zamanda kimlik inşasından beslenir.

Haiti, siyah kölelerin isyanıyla kurulmuş bir devlettir. Dominik tarafı ise kendini daha çok İspanyol kökenli, Katolik ve “farklı” bir kimlik üzerinden tanımlar. Bu farklılaşma, zamanla bir ayrışmadan öte, bilinçli bir mesafeye dönüşür.

19. yüzyılda Haiti, adanın tamamını kontrol altına alır. Bu dönem, Dominik tarafında bir işgal olarak algılanır ve derin bir tarihsel travma yaratır. 1844 yılında Dominik Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan ederken, aslında sadece bir devletten değil, bir kimlikten de ayrıldığını duyurur.

İşte bu noktadan sonra iki ülke arasındaki sınır, sadece coğrafi bir çizgi olmaktan çıkar.

Bu sınır; dilin, dinin, rengin ve tarihin çizdiği görünmez duvarlarla kalınlaşır.

Ekonomik farklılıklar da bu ayrımı derinleştirir. Haiti, bağımsızlığının bedelini ağır şekilde öderken, yoksulluk ve siyasi istikrarsızlıkla mücadele eder. Dominik Cumhuriyeti ise görece daha istikrarlı bir yapı kurar. Ancak bu durum, sınırın iki tarafında yaşayan insanlar arasında eşitsizliği ve gerilimi artırır.

Ucuz iş gücü olarak Dominik topraklarına gelen Haitililer, zamanla sosyal ve ekonomik bir tartışmanın odağı haline gelir. “Biz” ve “onlar” ayrımı, sadece geçmişten gelen bir miras değil, günlük hayatın bir gerçeği olur. Tarih bize şunu gösterir. Bir toplum, kimliğini “öteki” üzerinden kurmaya başladığında, o öteki bir gün hedef haline gelir.

İşte “perejil” kelimesine giden yol da tam olarak buradan geçer.

Bir adayı paylaşamayanların, bir kelimeyi bile paylaşamayacak hale gelmesinin hikayesi. Aynı toprağın insanları, farklı dillerin, farklı korkuların ve farklı geçmişlerin içine sıkıştıkça; sınırlar da kelimeler de keskinleşir.

Hani bir önceki yazımızda kahvede geçen hikayemizde . “Koz Ver” başlıklı yazımızın sonunda  “vay anasını BATTIK” demiştim. Oyunda bir hata ile kaybedebiliyor olabilirsin. Kaybettiğimiz oyun olsun. Yanlış bir hamle, yanlış bir düşünce, yanlış bir konuşma da belki senin o oyunu kaybetmene neden olabiliyor.

Peki oyunu değil de hayatını kaybedenler… İşte bu bir oyun değil.. Gerçek.

Bir kelime olan “Perejil” ise kelime ya da oyun olmaktan çıkıyor. Başka bir acı olaya evriliyor.  Nasıl mı? Anlatayım.

Yıl 1937. Diktatör Rafael Trujillo yönetimindeki Dominik Cumhuriyeti, sınır bölgelerinde yaşayan Haitililere yönelik sistematik bir katliam başlatır. Hedefte ise Haiti kökenli insanlardır.

Katliamın en çarpıcı yönü, insanların “kimlik tespiti” için kullanılan yöntemdir: ülke o kadar yıllar iç içe olmuştur ki, kimin hangi milletten ya da ırktan olduğu anlaşılamamıştır. Her ne kadar Dominikliler beyaz tenli Haitililer esmer tenli olsalar da bir karışıklık oluşmuş ve kimliğin insan üzerindeki tespiti zorlaşmıştır.

Mesele sadece toprak değildi,  mesele kimlikti. Mesele, kimin “bizden” olduğu, kimin olmadığıydı. Sınır bölgesinde yaşayan Haitililer bu nedenle temizlenmeliydi.  

Bunu anlamanın yolu ise garipti… Hatta korkunç derecede basitti.

İnsanları sıraya dizdiler. Ellerine bir dal maydanoz verdiler ve tek kelime söylemelerini istediler.

“Perejil”

İspanyolca “maydanoz” anlamına gelen “perejil” (maydanoz) kelimesi söyletiliyordu.
Haitililerin çoğu Fransızca ve Kreol (Afrika ve diğer dillerin karışımı ile oluşmuş karma bir dil) konuştuğu için bu kelimeyi doğru telaffuz edemiyor, çünkü kelimede ki “r” yi yuvarlayarak söylemeleri gerekiyordu. Ancak söyleyemedikleri için onların Dominikli olmadığı anlaşılmaktaydı. Bu da onların öldürülmesi için bir işaret haline geliyordu. İspanyolca’da sıradan bir kelimeydi bu. Bizim için “maydanoz” neyse oydu. Ama Haitililer için… Bir kaderdi. Sonucu ise ölümdü.

Yani bir kelime, bir aksan, bir ses… Hayat ile Ölüm arasındaki çizgiye dönüşmüştü.

Bu olay tarihe “Perejil Katliamı” olarak geçti. Ama bana sorarsanız, bu sadece bir katliam değildi. Bu, insanın insanı bir kelimeye indirgediği andı.

“Olay her ne kadar tüm boyutları ile anlatılamasa da, 2022 yılında Dominikli genç yönetmen José María Cabral tarafından filme de alınmıştır. Filmin adı ise  perejil (parsley)’dir.”

Biz hep büyük şeylerden korkarız. Savaşlardan, silahlardan, ordulardan… Oysa asıl tehlike bazen çok daha küçüktür. Bir aksan, bir telaffuz, bir kelime… İnsan, karşısındakini tanımak yerine ayırmayı seçtiğinde, en basit şeyler bile silaha dönüşür. İşte maydanoz hikayesinde olduğu gibi.

Bugün hala aynı değil mi?

İnsanları; konuştukları dilden, söyledikleri bir cümleden, kullandıkları bir kelimeden tanımlamıyor muyuz?

Birini “bizden” ya da “değil” diye ayırmak için hala görünür işaretler aramıyor muyuz?

Belki artık kimseye “perejil” (maydanoz) demiyoruz ama “şucu” ve “bucu” diyebiliyoruz… Hala da diyoruz….

Ötekileştirmeyenlere, insana insan gibi davrananlara, karşısındakinin diline, dinine, ırkına, partisine, cemaatine, konumuna bakmadan insan gibi bakabilene selam olsun…

Sürçü lisan ettiysek af olsun…