Picture of Murat Kılıç
Murat Kılıç

Ramazan’da Bütçe

A+ A-

Ramazan ayı sadece ibadet ve içe dönüş zamanı değil; aynı zamanda topluca “muhasebe” yaptığımız bir dönem. Oruç, insana en temel dersi hatırlatır: Ölçü. Ne kadar tüketeceğini bilmek, elindekiyle yetinmek, ihtiyacınla arzuladığın arasına bir sınır koymak… Fakat Ramazan’a her yıl aynı soruyla giriyoruz: Ölçü yalnızca bireyi mi öğütler? Yoksa devletin bütçesine ve piyasanın fiyatına da bir disiplin çağrısı mıdır?

2026 yılının ocak ayındaki bütçe verileri bize şunu söylüyor: Kamu maliyesinde asıl sıkışma, “şu kalem arttı–bu kalem azaldı” tartışmasının ötesinde, borçlanmanın maliyetinde yoğunlaşıyor. Faiz dışı denge zaman zaman olumlu sinyal verse bile, bütçe açığının büyümesi şunu anlatıyor: Devletin kasasına giren-çıkan dengesinden çok, borcun çevrilme maliyeti bütçeyi zorluyor. Borç stoku büyüdükçe faiz gideri yükseliyor; faiz gideri yükseldikçe bütçenin hareket alanı daralıyor. En kritik sonuç da burada ortaya çıkıyor: Kamu kaynakları sosyal politika alanlarından yavaş yavaş finansman maliyetine kayıyor.

Bu, sadece “muhasebe” meselesi değil. Çünkü bütçenin esnekliği azaldıkça, dar gelirliyi koruyan mekanizmalar zayıflıyor; eğitimden sağlığa, sosyal destekten tarımsal girdilere kadar birçok alanda “öncelik” tartışması sertleşiyor. Kısacası bütçede faiz yükü ağırlaştıkça, devletin elindeki manevra alanı daralıyor; bu daralma en çok da hayat pahalılığıyla boğuşan kesimleri etkiliyor.

Ramazan’a geldiğimizde ise tabloya bir katman daha ekleniyor: Fiyat Dinamikleri. Türkiye’de Ramazan, özellikle gıda tarafında alışveriş düzenini değiştiriyor. Türkiye için yapılan ampirik çalışmalar, Ramazan ayının özellikle gıda fiyatları üzerinde anlamlı etkiler doğurduğunu gösteriyor. Talep belli ürünlerde yoğunlaşıyor; bazı kalemlerde fiyat hareketi hızlanıyor. 2003–2024 dönemine ait aylık enflasyon verileri üzerinden yapılan analizler, Ramazan’ın gıda ve alkolsüz içecekler ile özellikle işlenmemiş gıda enflasyonu üzerinde eş zamanlı, öncü ve gecikmeli etkiler ürettiğini; buna karşılık işlenmiş gıda fiyatlarında belirgin bir etki gözlenmediğini ortaya koyuyor. Bu bulgu, fiyat baskısının esas olarak taze ve temel gıda ürünlerinden kaynaklandığını gösteriyor. Bu durumu “yalnızca talep arttı, fiyat arttı” diye geçiştirmek kolay. Ama mesele bu kadar basit değil; çünkü Ramazan döneminde görülen bazı artışlar, dönem bitince geriye çekilmiyor. Yani geçici bir hareket, kalıcı bir seviyeye dönüşebiliyor.

Bu noktada bize en açık resmi, günlük fiyat takibi veren sistemler sunuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Tarım Ürünleri Fiyat İzleme Sistemi (TÜFİS) gibi kaynaklar, zincir market ve yerel market düzeyinde fiyatların nasıl seyrettiğini görmeyi mümkün kılıyor. 2022–2024 dönemine ait günlük fiyat serileri incelendiğinde, Ramazan öncesinde başlayan artış eğiliminin bazı ürünlerde Ramazan boyunca hızlandığı görülüyor: Et ürünleri (kırmızı et ve tavuk) bu dönemde daha hızlı yükselme eğilimi gösterebiliyor; bakliyatta Ramazan içi hareketlilik daha belirginleşebiliyor; yumurta gibi ürünlerde ise Ramazan’da artış, sonrasında geri çekilme görülebiliyor. Fakat dikkat çeken nokta şu: Bazı artışların önemli bir kısmı, dönem sonunda “tam geri dönmüyor; kalıcılaşma eğilimi gösteriyor.”

Yapılan katsayı hesaplamaları, 2025 yılında Ramazan’ın işlenmemiş gıda enflasyonuna şubat ve mart aylarında sırasıyla 1,16 ve 3,53 puan; gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonuna ise 0,75 ve 1,09 puan yukarı yönlü katkı verdiğini gösteriyor. Manşet enflasyona doğrudan etkisi yaklaşık 0,5 puan olarak hesaplanıyor. Bu oran teknik olarak sınırlı görünebilir; ancak dar gelirli hane halkları için gıdanın bütçe içindeki ağırlığı düşünüldüğünde, etkinin gerçek boyutu tüketim sepetinin neresine düştüğüne bağlıdır.

Çünkü dar gelirli hanelerde enflasyon, önce istatistikte değil mutfakta hissediliyor. Manşette yarım puan civarı etkiler “küçük” görünebilir; ama gıdanın payı yüksek olduğu için, aynı artış günlük hayatı çok daha sert etkiliyor. Bir aile için gıda sepetindeki 500–1000 liralık artış, başka bir kalemden kısma anlamına geliyor. Bu yüzden Ramazan’da gıdada yaşanan hareket, bir “veri” değil; refah kaybı olarak yaşanıyor.

Burada iki baskı üst üste biniyor:

  • Kamu maliyesi düzeyinde: Bütçede faiz yükü arttıkça kamunun sosyal alanlarda hareket kabiliyeti daralıyor.
  • Hane halkı düzeyinde: Ramazan’da temel gıda fiyatları yükseldikçe, özellikle dar gelirli kesimlerin alım gücü daha hızlı aşınıyor.

Bu iki baskı kesiştiğinde, aynı dönemde aynı kesimleri daha fazla sıkıştırıyor. Çünkü bütçedeki faiz yükü, nihayetinde vergi gelirleriyle karşılanıyor; vergi yapısının ağırlığı dolaylı vergilerdeyse, yük geniş kesimlerin üzerine yayılıyor. Öte yandan gıda fiyatı yükselince, gelirinin daha büyük bölümünü gıdaya ayıran haneler daha çok etkileniyor. Dolayısıyla düşük gelirli grupların alım gücü daha fazla aşınıyor. Böylece maliye politikası ve fiyat dinamikleri, aynı dönemde aynı kesimler üzerinde çifte baskı üretiyor.

Bu noktada Ramazan’ın ahlaki çağrısını da gözden kaçırmamak gerekiyor. İslam düşünce geleneğinde iktisat ahlâkî bir zemine oturur. İbn Haldun, mali yüklerin üretim kapasitesini aşması hâlinde toplumsal dinamizmin zayıflayacağını belirtir. İmam Gazali ise kamusal otoritenin meşruiyetini adaletle ilişkilendirir. Bu çerçevede, Ramazan’da temel gıdada fiyat artışının yoğunlaşması, sadece arz-talep meselesi değil; aynı zamanda piyasa ahlakı meselesi. Talep artışını fırsata çevirmekle, üretimi ve tedariki yönetip dengeli bir fiyat davranışı sağlamak arasında büyük fark vardır.

Bu ayrım önemli. Çünkü “talep artınca fiyat yükselir” iktisadî olarak anlaşılabilir. Ama “dönem bitince fiyatın kalıcı biçimde yukarıda kalması” farklı bir meseleye işaret eder: rekabet yapısı, stok davranışı, beklentiler ve zincirin farklı halkalarında oluşan fırsatçı davranışlar. Verilerin işaret ettiği kalıcılık eğilimi, geçici talep şokunun kalıcı fiyat düzeyine dönüşme riskini göstermektedir. Meseleye “ölçü” üzerinden bakacaksak, ölçü hem kamuda hem piyasada aynı anda konuşulmalı. Bu noktada üç alan öne çıkıyor:

Mali disiplin: Borçlanma ihtiyacını azaltacak bir çerçeve, faiz yükünü aşağı çeker; bütçeyi rahatlatır.

Rekabet ve denetim: Ramazan döneminde tedarik zincirini izlemek, aşırı ve fırsatçı fiyat davranışlarını sınırlamak için şarttır.

Gelir politikası: Dar gelirli kesimlerin gıda enflasyonuna karşı korunacağı hedefli mekanizmalar oluşturulmalıdır.

Ramazan’ın özü ölçüdür. Ölçü, yalnızca bireyin alışverişinde değil; devletin borçlanmasında, harcama önceliklerinde ve piyasanın fiyatlama davranışında da geçerli olmalı. Eğer kamu maliyesi borçlanma disiplinini kuramaz, piyasa da dönemsel talep artışlarını kalıcı fiyat sıçramalarına dönüştürürse, Ramazan’ın ahlaki çağrısı ekonomik zeminde karşılıksız kalır.

Sonuç olarak, borçlanarak yaşamanın maliyeti bütçede faiz olarak; ölçüsüz fiyatlama davranışının maliyeti ise sofrada enflasyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Ramazan ayı bize şunu hatırlatır: İktisat yalnız büyüme ve gelir meselesi değil; adalet ve emanet meselesidir. Mali disiplinle desteklenmiş, rekabeti güçlendirilmiş ve sosyal adaleti gözeten bir ekonomi anlayışı kurulmadıkça hem bütçede faiz kalemi hem de sofrada fiyat artışı belirleyici olmaya devam edecektir.