Picture of Melike Gale
Melike Gale

SDG 3 ve Sağlığın Bedeli

A+ A-

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın üçüncüsü olan “Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam”, her yaştan bireyin sağlıklı bir yaşam sürmesini güvence altına almayı ve refahını desteklemeyi hedeflemektedir. Dizinin önceki iki yazısında ele alınan yoksulluk ve açlık, sağlığın hem nedeni hem de sonucu olarak bu amaçla doğrudan kesişmektedir. Nitekim SDG 1’de değinilen çok boyutlu yoksulluk yaklaşımı, sağlıktaki yoksunluğu yoksulluğun kurucu boyutlarından biri olarak tanımlarken; SDG 2’de tartışılan yetersiz beslenme, çocuk ölümlerinin başlıca sebepleri arasında yer almaktadır. Bu bakımdan SDG 3, ilk iki amacın insan bedenindeki izdüşümü olarak okunabilir.

SDG 3’ün hedefleri aşağıdaki gibidir.[1]

  • 3.1 Küresel anne ölüm oranının 100.000 canlı doğumda 70’in altına indirilmesi
  • 3.2 Yenidoğan ve beş yaş altı çocuklarda önlenebilir ölümlerin sona erdirilmesi
  • 3.3 AIDS, verem, sıtma ve ihmal edilmiş tropikal hastalık salgınlarının sona erdirilmesi; hepatit, su kaynaklı ve diğer bulaşıcı hastalıklarla mücadele edilmesi
  • 3.4 Bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan erken ölümlerin üçte bir oranında azaltılması ve ruh sağlığının desteklenmesi
  • 3.5 Uyuşturucu ve zararlı alkol kullanımı dâhil madde bağımlılığının önlenmesi ve tedavisinin güçlendirilmesi
  • 3.6 Trafik kazalarından kaynaklanan ölüm ve yaralanmaların yarıya indirilmesi
  • 3.7 Aile planlaması dâhil cinsel sağlık ve üreme sağlığı hizmetlerine evrensel erişimin sağlanması
  • 3.8 Mali risklere karşı korumayı da kapsayan evrensel sağlık kapsamının sağlanması
  • 3.9 Tehlikeli kimyasallar ile hava, su ve toprak kirliliğinden kaynaklanan ölüm ve hastalıkların önemli ölçüde azaltılması
  • 3.a DSÖ Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’nin tüm ülkelerde uygulanmasının güçlendirilmesi
  • 3.b Aşı ve ilaç araştırma-geliştirme çalışmalarının desteklenmesi; temel ilaç ve aşılara uygun fiyatla erişimin, TRIPS Anlaşması’nın halk sağlığına ilişkin esneklikleri doğrultusunda güvence altına alınması
  • 3.c Gelişmekte olan ülkelerde sağlık finansmanının ve sağlık iş gücünün artırılması
  • 3.d Tüm ülkelerin, özellikle gelişmekte olan ülkelerin, sağlık risklerine karşı erken uyarı ve kriz yönetimi kapasitesinin güçlendirilmesi

İlk bakışta tablo umut verici görünmektedir. DSÖ, UNICEF, UNFPA, Dünya Bankası ve BM Nüfus Bölümü’nün ortak raporuna göre anne ölümleri 2000-2023 döneminde küresel ölçekte yaklaşık %40 oranında azalmıştır. Ne var ki aynı rapor, 2023’te 260 bin kadının gebelik ve doğuma bağlı nedenlerle hayatını kaybettiğini, yani her iki dakikada bir annenin öldüğünü ortaya koymaktadır. Üstelik ilerleme 2016’dan bu yana belirgin biçimde yavaşlamış, mevcut hızla 2030’daki küresel oranın hedefin iki buçuk katı olacağı öngörülmüştür.[2]

Raporun belki de en çarpıcı bulgusu, ölümlerin coğrafyasıyla ilgilidir. 2023’te çatışma ya da kurumsal kırılganlık yaşayan 37 ülke, küresel anne ölümlerinin %64’ünü tek başına üstlenmiştir. Bir başka deyişle, doğum sırasında ölüp ölmemek tıbbi bilginin varlığından çok, savaşın ve devlet kapasitesinin olup olmamasına bağlı hâle gelmiştir.

Evrensel sağlık kapsamı cephesinde de durum farklı değildir. DSÖ ile Dünya Bankası’nın Aralık 2025’te yayımladığı izleme raporuna göre, sağlık hizmeti kapsama endeksi 2000-2023 arasında 54’ten 71’e yükselmiştir. Buna karşın dünya nüfusunun yarısından fazlasına karşılık gelen 4,6 milyar kişi hâlâ temel sağlık hizmetlerine erişememekte; 2,1 milyar kişi sağlık harcamaları nedeniyle mali sıkıntı yaşamakta ve bunların 1,6 milyarı cepten yapılan harcamalar yüzünden yoksulluğa itilmekte ya da yoksulluğu derinleşmektedir.[3] Bu son veri, SDG 1 ile SDG 3 arasındaki kısır döngüyü açıkça göstermektedir: Yoksulluk hastalığı, hastalık da yoksulluğu üretmektedir.

SDG 3 ve Yöneltilen Eleştiriler

SDG 3’e yöneltilen ilk eleştiri, önceki iki amaçta da karşılaşılan teknikleştirme refleksiyle ilgilidir. Hedeflerin büyük kısmı aşı oranı, doğumda sağlık personeli bulunması ya da hastalık insidansı gibi ölçülebilir tıbbi göstergeler üzerinden tanımlanmıştır. Oysa sağlığın sosyal belirleyicileri olarak adlandırılan konut, temiz su, güvenceli iş, eğitim ve güvenlik, bir insanın ne kadar sağlıklı yaşayacağını hastane kapasitesinden çok daha fazla belirlemektedir. SDG 1’de yoksulluğun güç ilişkilerinden arındırılmış nötr bir “sorun”a dönüştürülmesine ilişkin eleştiri, burada hastalığın yalnızca tıbbi müdahale bekleyen bir arızaya indirgenmesi biçiminde tekrar karşımıza çıkmaktadır.

İkinci eleştiri noktası, ilaç ve aşıya erişim meselesinde düğümlenmektedir. SDG 3.b, temel ilaçlara erişimi TRIPS esneklikleri çerçevesinde güvence altına almayı vaat etmektedir. Ancak COVID-19 salgını, bu vaadin sınırlarını acı biçimde göstermiştir. Hindistan ve Güney Afrika’nın Ekim 2020’de Dünya Ticaret Örgütü’ne sunduğu ve aşı, ilaç ve testler üzerindeki fikri mülkiyet korumalarının geçici olarak askıya alınmasını öngören öneri, başta AB, İngiltere ve İsviçre olmak üzere yüksek gelirli ülkelerin direnciyle uzun süre bekletilmiştir. Bu süreçte, 2022 baharı itibarıyla yüksek gelirli ülkelerde nüfusun yaklaşık %73’ü aşılanmışken düşük gelirli ülkelerde bu oran %11’de kalmıştır.[4] SDG 2’de tohum patentleri üzerinden tartışılan tekelleşme, sağlıkta ilaç patentleri biçiminde yeniden belirmektedir: Kâr, hayatta kalma hakkının önüne geçebilmektedir.

Üçüncü ve belki de en güncel eleştiri, küresel sağlık mimarisinin bağışçıların iradesine bağımlı yapısıyla ilgilidir. SDG 1’de vurgulanan gönüllülük ve yaptırımsızlık sorunu, sağlık alanında doğrudan can kaybı olarak geri dönmektedir. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) 2025’te büyük ölçüde tasfiye edilmiş; İngiltere, Almanya ve Fransa da kalkınma yardımlarını kısmıştır. The Lancet Global Health’te Şubat 2026’da yayımlanan çalışma, resmî kalkınma yardımlarının 2002-2021 arasında beş yaş altı ölümlerinde %39’luk azalmayla ilişkili olduğunu tespit etmiş; mevcut kesintilerin 2030’a kadar 22,6 milyon ek ölüme yol açabileceğini öngörmüştür.[5] Buna ek olarak ABD, 22 Ocak 2026 itibarıyla Dünya Sağlık Örgütü’nden resmen ayrılmış ve örgütün bütçesinin yaklaşık beşte birini karşılayan katkılarını sonlandırmıştır.[6] Kısacası, “herkes için sağlık” hedefinin finansmanı, birkaç başkentteki siyasi tercihlere rehin kalmaktadır.

Hedef Hâline Gelen Şifa: Gazze

Eğer öleceksem ben,
Sen yaşamalısın,
Hikayemi anlatmak için
…

       Refaat Alareer

Gazzeli şair ve İslam Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı hocası Refaat Alareer, ilk kez 2011’de yazdığı ve Kasım 2023’te yeniden paylaştığı bu şiirde, ölmesi hâlinde muhatabından hayatta kalmasını ve onun hikâyesini anlatmasını ister. Alareer, 6 Aralık 2023’te sığındığı binaya düzenlenen hava saldırısında kardeşleri ve onların çocuklarıyla birlikte hayatını kaybetmiş; şiir ise ölümünün ardından onlarca dile çevrilerek Gazze’nin ortak tanıklık metnine dönüşmüştür. Gazze’de sağlığı konuşmak, bir anlamda bu çağrıya kulak vermektir: Yalnızca yıkılan hastanelerin değil, o hastanelerde başkalarını hayatta tutmaya çalışanların hikâyesini de anlatmak.

Sağlığa erişimin sistematik biçimde engellenmesi elbette Gazze’ye özgü değildir. DSÖ’nün izleme sistemi 2018’den bu yana 29 ülke ve bölgede sağlık hizmetlerine yönelik 10.400’ü aşkın saldırı kaydetmiş; yalnızca 2026’nın ilk sekiz ayında 900’ü aşkın saldırıyla günde dörtten fazla saldırı yaşanmıştır.[7] Lübnan’da 149 saldırı belgelenmiş,[8] kuşatma altındaki kentlerde ilaç konvoyları durdurulmuş, kapsamlı ekonomik yaptırımlar ise insani istisnalara rağmen ilaç ve tıbbi cihaz tedarikini fiilen zorlaştırmıştır. Hukuki statüsü belirsiz göçmen ve mültecilerin temel sağlık hizmetlerinden dışlanması da sağlığın bir hak değil, statüye bağlı bir ayrıcalık olarak işletildiğini göstermektedir. Ne var ki bu örneklerin hiçbiri, sağlık sisteminin bütünüyle hedef alındığı Gazze ölçeğine ulaşmamıştır.

Saldırılar yalnızca binaları değil, hekimleri de hedef almaktadır. Kuzey Gazze’deki Kemal Advan Hastanesi’nin başhekimi, Gazze direnişinin sembol isimlerinden biri hâline gelen çocuk doktoru Dr. Hüsam Ebu Safiyye, 27 Aralık 2024’te hastaneye düzenlenen baskında gözaltına alınmış ve o günden bu yana “Yasadışı Savaşanlar Yasası” kapsamında herhangi bir suçlama ya da yargılama olmaksızın tutulmaktadır. İsrailli insan hakları örgütü PHRI’nin avukatı, Temmuz 2026’daki ziyaretinde Ebu Safiyye’nin baş ve vücudunda yeni darp ve işkence izleri gördüğünü, doktorun Haziran başından beri hücre hapsinde tutulduğunu ve tıbbi bakımdan mahrum bırakıldığını bildirmiştir. Ebu Safiyye tek örnek değildir. Gazze’nin en büyük sağlık kompleksi olan Şifa Hastanesi’nin başhekimi Muhammed Ebu Selmiye, Kasım 2023’te BM eşliğindeki bir hasta tahliye konvoyunda gözaltına alınmış; yedi ay suçlamasız tutulduktan sonra serbest bırakıldığında kendisinin ve diğer tutukluların neredeyse her gün işkenceye maruz kaldığını açıklamıştır. Aynı hastanenin ortopedi bölüm başkanı Dr. Adnan el-Burş ise Nisan 2024’te İsrail gözetiminde hayatını kaybetmiştir.[9]

Bu noktada SDG 3.d’nin “sağlık risklerine karşı erken uyarı ve kriz yönetimi kapasitesi” vaadi ironik bir anlam kazanmaktadır. Zira Gazze’de sağlık sistemini çökerten şey bir salgın ya da doğal afet değil, sağlık altyapısının ve sağlık emekçilerinin sistematik biçimde hedef alınmasıdır. Bir hekimin hasta başından alınıp yargılanmadan tutulması, sağlığı bir kalkınma meselesi olmaktan çıkarıp SDG 1 ve SDG 2’de olduğu gibi bir hesap verebilirlik meselesine dönüştürmektedir. Anne ölümlerinin üçte ikisinin çatışma ve kırılganlık yaşayan ülkelerde gerçekleşmesi de bu tespiti istatistiki olarak doğrulamaktadır.

Dolayısıyla SDG 3’ün gerçek ölçütü, kapsama endeksindeki birkaç puanlık artış değil; hastanelerin bombalandığı, ilaç patentlerinin hayat kurtarmanın önüne geçtiği ve bir bağışçı başkentin tek bir kararıyla milyonlarca hayatın riske girdiği bir düzende “herkes için sağlık” vaadinin neye karşılık geldiğidir. Yoksulluk ve açlıkta olduğu gibi sağlıkta da sorun bilgi ya da teknoloji eksikliği değildir; nitekim anne ölümlerinin neredeyse tamamının önlenebilir olduğu bilinmektedir. Asıl soru, bu bilginin kimin bedenine ulaştığı ve kimin bedeninden esirgendiğidir. 2030’a kadar kalan sürede bu soruya cevap verilmedikçe, SDG 3 de dizinin önceki amaçları gibi iyi niyetli bir beyan olmanın ötesine geçemeyecektir.

Referanslar

[1] Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, Dünyamızı Dönüştürmek: 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi (Transforming Our World: The 2030 Agenda for Sustainable Development), A/RES/70/1, 25 Eylül 2015, Hedef 3. Erişim: https://docs.un.org/en/A/RES/70/1

[2] WHO, UNICEF, UNFPA, World Bank Group ve UNDESA/Population Division, Trends in Maternal Mortality 2000-2023, 7 Nisan 2025. Erişim: https://www.unfpa.org/publications/trends-maternal-mortality-2000-2023

[3] WHO ve Dünya Bankası, Tracking Universal Health Coverage: 2025 Global Monitoring Report, Cenevre, Aralık 2025. Erişim: https://documents1.worldbank.org/curated/en/099819212012531233/pdf/IDU-9485b9d9-c08e-4a82-906e-6529db818e15.pdf

[4] Oxfam, “Vaccine Access Still a Concern as President Biden Hosts Second COVID Summit”, 12 Mayıs 2022 (DSÖ verileri). Erişim: https://www.oxfam.org/es/node/19817

[5] ISGlobal araştırması, The Lancet Global Health, Şubat 2026; haber: CIDRAP, “Global aid cuts could lead to 23 million deaths by 2030, study estimates”. Erişim: https://www.cidrap.umn.edu/public-health/global-aid-cuts-could-lead-23-million-deaths-2030-study-estimates

[6] U.S. Department of Health and Human Services / CDC, “HHS Fact Sheet: U.S. Withdrawal from the World Health Organization”, Ocak 2026. Erişim: https://cdc.gov/global-health/resources/us-withdrawal-who.html

[7] UN Web TV / UNifeed, “Geneva / WHO Attacks on Healthcare”, Ağustos 2026. Erişim: https://media.un.org/unifeed/en/asset/d361/d3617503

[8] Arab News / Reuters, “Attacks on hospitals and medics rising, driven by Middle East conflict, says World Health Organization”, Nisan 2026. Erişim: https://arabnews.com/node/2641764/world

[9] Al Jazeera, “Israel frees hospital chief with prisons ‘full’ of Gaza captives”, 1 Temmuz 2024. Erişim: https://www.aljazeera.com/news/2024/7/1/israel-frees-hospital-chief-from-prisons-full-of-gaza-captives; Truthout, “Released Gaza Hospital Director Says He Was Tortured in Israeli Detention”, Temmuz 2024. Erişim: https://truthout.org/articles/released-gaza-hospital-director-says-he-was-tortured-in-israeli-detention