Picture of Halil İbrahim Uzun
Halil İbrahim Uzun

Sıcak Dalgaları ve Stratejik Körlük Üzerine

A+ A-

Görünmeyen felaket

Bir toplumun neyi felaket saydığı, çoğu zaman neyi görebildiğiyle sınırlıdır. Deprem geride enkaz bırakır. Sel, otomobilleri sürükler ve sokakları nehre çevirir. Orman yangını kilometrelerce uzaktan görülen bir gökyüzü üretir. Felaketin görüntüsü vardır; kameralar gelir, kriz masaları kurulur, yardım kampanyaları başlatılır. Sıcak hava dalgası ise çoğu zaman geride görüntü bırakmaz. Yıkılmış bina, taşmış nehir veya yanmış orman yoktur. Şehir dışarıdan bakıldığında yerli yerindedir. İnsanlar evlerinde, hastanelerde ve bakımevlerinde sessizce ölür. Bu nedenle sıcak dalgasının bilançosu olay sırasında değil, olay geçtikten sonra ortaya çıkar. Birkaç hafta sonra ölüm kayıtları toplanır ve o dönemde kaç kişinin ölmesinin beklendiği hesaplanır. Gerçekleşen ölümler bu istatistiksel sınırı belirgin biçimde aştığında, yaşanan şeyin yalnızca “çok sıcak birkaç gün” olmadığı anlaşılır. Felaket, termometrede değil ölüm eğrisinde görünür hâle gelir.

Avrupa’nın 2026 yazı bunun yeni örneklerinden birini verdi. Belçika’da 18 Haziran ile 1 Temmuz arasındaki sıcak dalgası sırasında beklenenden 1.747 daha fazla insan öldü. İspanya’nın günlük ölüm izleme sistemi haziran ayındaki yüksek sıcaklıklara 1.029 ölüm atfetti. Fransa’da 22–28 Haziran haftası için açıklanan ilk değerlendirme 2.025 ilave ölüme işaret etti. Avrupa geneli için hazırlanan ve henüz hakem değerlendirmesinden geçmeyen ayrı bir model ise bir haftalık ölüm yükünün 20 bini aşmış olabileceğini ileri sürdü. Bu rakamlar aynı yöntemle hesaplanmadığı için doğrudan toplanamaz. Fakat birlikte gösterdikleri şey açıktır. Avrupa, büyük bir afeti yaşarken onun gerçek büyüklüğü henüz bilinmiyor.

Buradaki sorun yalnızca sıcaklığın öldürmesi değildir. Sorun, ölüm gerçekleşirken onu sıcaklıkla ilişkilendirecek kamusal bir görüntünün ve eşzamanlı bir muhasebenin bulunmamasıdır. Sıcak dalgası önce insan bedeninde, daha sonra hastane kayıtlarında ve en son istatistik tablolarında belirir. Siyaset ise çoğu zaman bu zincirin sonunda haberdar olur. Bu gecikme, sıcak dalgalarını diğer afetlerden ayıran temel özelliktir. Tehdit önceden tahmin edilebilir; sıcaklık günler öncesinden bilinir. Buna rağmen ölüm yükü ancak geriye bakılarak hesaplanabilir. Başka bir ifadeyle, meteorolojik sinyal erken, toplumsal bilanço geç gelir. Stratejik körlük tam olarak bu iki zaman arasındaki boşlukta oluşur.

Ölüm nasıl sayılıyor?

“Sıcaktan ölüm” denildiğinde akla ilk olarak güneş altında fenalaşan ve ısı çarpması nedeniyle hayatını kaybeden biri gelir. Oysa sıcaklığın yol açtığı ölümlerin büyük bölümü bu kadar doğrudan gerçekleşmez. Yüksek sıcaklık, kalbin ve böbreklerin yükünü artırır. Sıvı-elektrolit dengesini bozar, solunum ve dolaşım sistemi hastalıklarını ağırlaştırır. Ölüm belgesine kalp yetmezliği, inme, böbrek yetmezliği veya solunum hastalığı yazılır. Sıcaklık ise ölüm nedenleri zincirini başlatan ya da hızlandıran etken olmasına rağmen çoğu zaman kayda girmez. Bu nedenle sıcak dalgalarının gerçek bilançosu ölüm belgelerindeki “ısı çarpması” kayıtları sayılarak bulunamaz. Halk sağlığı kurumları önce normal şartlarda kaç kişinin ölmesinin beklendiğini hesaplar. Bunun için geçmiş yılların ölüm kayıtları kullanılır. Mevsimsel değişimler, nüfusun yaşlanması, haftanın günleri ve kayıt gecikmeleri gibi etkenler modele dâhil edilir. Daha sonra gerçekleşen ölüm sayısı bu beklenen değerle karşılaştırılır. Aradaki fark, fazladan ölüm olarak adlandırılır.

Fazladan ölüm = Gerçekleşen ölüm − Beklenen ölüm

Fakat burada önemli bir ayrım vardır. Fazladan ölüm, otomatik olarak sıcaklıktan ölüm anlamına gelmez. Aynı dönemde salgın hastalıklar, hava kirliliği, sağlık hizmetlerine erişimdeki aksamalar veya başka nedenler de ölüm sayısını yükseltebilir. Sıcaklığa atfedilen ölümün hesaplanabilmesi için ölüm kayıtlarının meteorolojik verilerle ilişkilendirilmesi ve sıcaklık ile ölüm arasındaki ilişkinin ayrıca modellenmesi gerekir.

Belçika ile İspanya’nın 2026 yazı için açıkladığı rakamların aynı anlama gelmemesi bundan kaynaklanıyor. Belçika’nın Be-MOMO sistemi, 18 Haziran–1 Temmuz arasında geçmiş ölüm örüntüsüne göre beklenenden 1.747 daha fazla kişinin öldüğünü belirledi. Bu sayı, sıcak dalgasıyla aynı dönemde görülen toplam fazladan ölümdür. İspanya’nın MoMo sistemi ise günlük ölüm verileriyle sıcaklık arasındaki istatistiksel ilişkiyi kullanarak haziran ayında 1.029 ölümü yüksek sıcaklıklara atfetti. Birincisi olağandışı ölüm artışını, ikincisi bu artışın sıcaklıkla ilişkilendirilen bölümünü ifade ediyor. Bu rakamları yöntem farkını belirtmeden yan yana koymak, aynı şeyi ölçtükleri izlenimini doğurur.

Avrupa için açıklanan 20 bini aşan sayı daha farklı bir düzeydedir. Bu, ulusal ölüm kayıtlarının tamamlanmış bir toplamı değil; sıcaklığın gerçekleşen düzeyi ile geçmiş dönemin iklim koşulları karşılaştırılarak üretilmiş, henüz hakem değerlendirmesinden geçmemiş bir model tahminidir. Bu yöntemsel belirsizlik, sıcaklığın öldürmediği anlamına gelmez. Tersine, doğrudan ölüm kayıtlarının neden yetersiz kaldığını gösterir. Sorun, istatistiksel tahmin kullanılması değil; birbirinden farklı tahminlerin aynı kesinlik düzeyindeymiş gibi aktarılmasıdır. Sıcaklığın sağlık yükünü ölçmek için model gerekir; fakat modelle üretilen her sayı, kullandığı yöntemin sınırlarıyla birlikte okunmalıdır.

Sinyal ile tepki arasındaki boşluk

Burada asıl mesele sıcaklığın ürettiği bilginin karar vericiyi harekete geçirecek biçimde örgütlenmemesidir. Meteoroloji kurumu tehlikeyi önceden görür, sağlık sistemi hastane başvurularındaki artışı fark eder, belediye hangi mahallelerin daha fazla ısındığını bilir, ölüm izleme sistemi olağandışı artışı birkaç gün veya hafta sonra ortaya koyar. Bilgi vardır; fakat farklı kurumlarda, farklı zaman ölçeklerinde ve birbirinden kopuk hâlde bulunur. Stratejik körlük bilgisizlik değildir. Bir tehdide ilişkin veriler mevcut olduğu hâlde, bu verilerin karar, kaynak ve sorumluluk üretmemesidir.

Sıcak dalgasında hava tahmini bir meteoroloji bülteni, hastane yoğunluğu bir sağlık verisi, elektrik talebi bir şebeke meselesi, açık alanda çalışma ise iş güvenliği sorunu olarak ele alınır. Oysa aynı sıcaklık olayı bütün bu sistemleri eşzamanlı olarak zorlamaktadır. Kurumlar kendi görev alanlarını görür; sistem, bunların birleşmesinden doğan riski göremez. Bu parçalanmanın bir nedeni, tehlike ile zarar arasındaki ilişkinin dolaylı olmasıdır. Şiddetli yağış başladığında sel riski anlaşılır. Sıcaklıkta ise termometrenin gösterdiği değer ile ölüm arasında tek ve değişmez bir eşik yoktur. Aynı sıcaklık, farklı toplumsal ve mekânsal koşullarda farklı sonuçlar doğurur. Bu nedenle 38 derece, tek başına zararın büyüklüğünü anlatmaz. Sıcaklık değeri kolayca ölçülür; fakat o sıcaklığın toplum içinde nasıl dağıldığı daha zor görülür. Kamuoyunun risk algısı da bu görünmezliği besler.

Bu nedenle sıcak dalgası güçlü bir meteorolojik sinyal üretirken zayıf bir siyasi sinyal üretir. Sıcak dalgası güçlü bir meteorolojik sinyal üretirken zayıf bir siyasi sinyal üretir. Bilimsel bilginin tamamlandığı an ile siyasi dikkatin yoğunlaştığı an birbirine denk gelmez.

Bilimsel bilginin tamamlandığı an ile siyasi dikkatin yoğunlaştığı an birbirine denk gelmez. Erken uyarı sistemlerinin varlığı da tek başına bu boşluğu kapatmaz. Uyarı, ancak önceden tanımlanmış bir eylemi harekete geçiriyorsa yönetim aracına dönüşür. Hangi sıcaklık düzeyinde okulların çalışma düzeni değişecek? Açık alanda çalışanlar için hangi saatlerde zorunlu ara verilecek? Evinde yalnız yaşayan yaşlılara kim ulaşacak? Bakımevleri hangi iç ortam sıcaklığının üzerine çıktığında sakinlerini serin bir bölüme taşıyacak? Elektrik kesintisi yaşanırsa soğutmaya bağımlı hastalar nereye yönlendirilecek? Bu soruların cevabı yoksa erken uyarı sistemi, yaklaşan zararı bildiren fakat onu önlemeyen bir haberleşme mekanizması olarak kalır.

İstisna için kurulan sistem, yeni olağana yetmiyor

Avrupa sıcak dalgalarının ölümcül olduğunu 2026’da öğrenmedi. Ağustos 2003’teki sıcak dalgası kıta genelinde yaklaşık 70 bin, yalnızca Fransa’da 14.800 fazladan ölüme yol açtı. Fransa ertesi yıl ulusal sıcaklık planını yürürlüğe koydu; meteorolojik uyarıları sağlık müdahalelerine bağladı, risk altındaki kişilerin izlenmesini güçlendirdi ve bakımevlerinde en az bir serinletilmiş alan bulundurulmasını zorunlu hâle getirdi. Sonraki sıcak dalgalarında 2003 ölçeğinde bir ölüm artışının görülmemesi, bu önlemlerin belirli ölçüde işe yaradığını gösteriyor.

Fakat bu sistemler geçmişte çok seyrek yaşanacağı varsayılan olaylar için kuruldu. Temel mantıkları, birkaç günlük aşırı sıcak sırasında alarm seviyesini yükseltmek ve geçici önlemleri devreye sokmaktı. 2026’da ise Batı Avrupa’nın ilk olağandışı sıcak dönemi 21–30 Mayıs arasında yaşandı; haziran, bölgenin kayıtlardaki en sıcak haziran ayı oldu. Sıcaklık yalnızca yükselmiyor, mevsimin daha erken bir dönemine yayılıyor.

Bu değişim, sıcak dalgasını geçici bir acil durum olmaktan çıkarıyor. Bir olay yılda birkaç kez tekrarlanıyor, haftalarca sürüyor ve okuldan enerji şebekesine kadar bütün kent düzenini etkiliyorsa artık yalnızca kriz protokolüyle yönetilemez. Kriz planı mevcut kapasiteyi kısa süreliğine seferber eder. Kalıcı uyum ise o kapasitenin kendisini değiştirir.

Aradaki fark önemlidir. Sıcaklık alarmında bakımevine taşınabilir klima göndermek kriz yönetimidir; binayı pasif soğutmaya uygun hâle getirmek uyumdur. Meydana geçici gölgelik kurmak kriz yönetimidir; kentte sürekli gölge ağı ve ağaç örtüsü oluşturmak uyumdur. Elektrik talebi yükseldiğinde kesintiyi önlemeye çalışmak kriz yönetimidir; şebekeyi artan ve eşitsiz dağılan soğutma talebine göre planlamak uyumdur.

Avrupa’nın önündeki sorun, sıcaklık planlarının başarısız olması değil; bu planların çözmek üzere tasarlandığı tehdidin değişmiş olmasıdır. 2003’te istisna kabul edilen sıcaklık dalgası, yönetimin kalıcı çalışma koşullarından birine dönüşüyor. İstisnaya alarm verilir. Yeni olağan için ise bina, kent, enerji, sağlık ve çalışma düzeni yeniden kurulur.

Sıcaklık herkesi eşit öldürmüyor

Sıcak dalgası geniş bir coğrafyayı etkiler; fakat ölüm yükü o coğrafyaya eşit dağılmaz. Belçika’da 2026 sıcak dalgası sırasında fazladan ölüm oranı Valonya’da yüzde 76, Brüksel’de yüzde 61, Flandre’da ise yüzde 31 olarak hesaplandı. Sciensano, bölgeler arasındaki bu farkın nedenini henüz belirleyebilmiş değil. Bu nedenle Valonya’daki yüksek oranı doğrudan yoksullukla açıklamak mümkün değildir. Ancak bu dağılım, aynı meteorolojik olayın farklı toplumsal ve mekânsal koşullarda aynı sonucu üretmediğini gösteriyor.

Sıcaklık yalnızca doğrudan bir ölüm nedeni değildir; mevcut kırılganlıkları büyüten bir çarpan olarak da işler. Yaş, kronik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar fizyolojik dayanıklılığı belirler. Konutun yalıtımı, bulunduğu kat, gece havalandırmasının mümkün olup olmaması ve çevredeki ağaç örtüsü maruz kalınan gerçek sıcaklığı değiştirir. Klima, serin bir odaya erişim, bakım hizmeti ve sosyal çevre ise kişinin bu maruziyetten korunma kapasitesini belirler. Aynı kentte yaşayan iki insan, aynı hava tahminini görür fakat aynı sıcaklığı yaşamaz.

Bu nedenle uyum politikasının temel birimi ülke veya kent ortalaması olamaz. Belediye düzeyindeki sıcaklık verileri; yaşlı nüfus, yalnız yaşayanlar, kronik hastalıklar, bakımevleri, düşük nitelikli konutlar ve kentsel ısı adalarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Müdahale de bu haritaya göre yönlendirilmelidir. Herkese aynı uyarıyı göndermek eşitlik sağlayabilir; fakat eşit koruma sağlamaz.

“Bol su için ve dışarı çıkmayın” çağrısı, çalışma saatini kendisi belirleyemeyen işçiye sınırlı bir koruma sunar. Penceresini güvenle açamayan, üst katta yaşayan veya evini soğutamayan biri için davranış tavsiyesinin sınırı daha da açıktır. Kişinin uygulama imkânı bulunmadığında uyarı, kamu sorumluluğunu bireyin üzerine bırakır.

Sıcaklıkla mücadele bu nedenle yalnızca meteorolojik tahmin veya sağlık iletişimi değildir. Aynı zamanda kimin korunacağına, kamu kaynağının hangi mahalleye aktarılacağına ve hangi çalışma ya da konut koşullarının kabul edilebilir sayılacağına ilişkin bir tahsis meselesidir.

Sonuç: Sorun görmemek değil, gördüğü hâlde düzen kurmamak

Ortaya çıkan tablo yeterince açıktır. Sıcak dalgası önceden tahmin edilebilen, etkileri büyük ölçüde önlenebilen ve buna rağmen binlerce insanı öldüren bir afettir. Görüntü üretmemesi onu daha az yıkıcı yapmaz. Yalnızca ölümün gündelik hastalıklar arasında kaybolmasını ve siyasi sorumluluğun dağılmasını kolaylaştırır.

Sıcaklığa dayanıklı binalar, gölgeli kentler, güvenli çalışma koşulları ve artan soğutma talebine dayanıklı enerji sistemleri artık iklim politikasının tali unsurları değil, temel kamu sağlığı altyapısıdır.

Bir toplumun kapasitesi, felaket meydana geldiğinde ne kadar hızlı kriz masası kurduğuyla ölçülmez. Öngörülen bir tehlikenin felakete dönüşmesini önlemek için krizden önce nasıl bir düzen kurduğuyla ölçülür. Görmediğimiz şey bizi öldürebilir. Fakat asıl stratejik körlük, tehlikeyi ölçtüğümüz, ölümleri saydığımız ve tekrar edeceğini bildiğimiz hâlde sistemi değiştirmemektir.