Picture of Gülsüm Karaağaç
Gülsüm Karaağaç

Sınır Uçları

A+ A-

“Sınırlar” günümüzün olmazsa olmazı artık…

Dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren insan, bir çerçevenin içinde buluveriyor kendini.  Büyüme ve olgunlaşma evresinde “ayna nöronlar”sürekli aktif halde olduğundan çevresel faktörler sosyal öğrenmeyle bilincimizin içine sızıyor.  İnsan sosyal olarak öğrenedursun bebeklik dönemi itibariyle neler oluyor da bu sınır sorunu günümüzde problem olmaya başlıyor?

Bebeklik dönemi itibariyle çocuğun merak duygusuyla birlikte etraftaki arayışı beyin gelişimini olumlu yönde etkilemekte ve bebeğin ileriki yaşantısındaki hayata bakışını şekillendirmektedir.  Evet, bebeğe bir alan tanıyalım ancak kendisine zarar vereceğini kestireceğimiz alanlarda müdahale etmemiz bebeğin sağlığı açısından zarurettir. Mesela emeklemeye ve adım atmaya başladığı esnada evin daha güvenli hale getirilmesi gerekmektedir; pencere kilidi, sivri uçlu yerlerin korunaklı hale getirilmesi, kesici aletlerin, ilaçların vb. ulaşılmayacak yerlere konması gibi.

Burada sınır koymaya başlıyoruz hem fiziksel açıdan hem de ruh sağlığı açısından yapıyoruz bunu. Çocukluk dönemine doğru giden gelişimsel evrede yapılanları düşünelim; tuvalet eğitimi, memeden kesme gibi ruh sağlığı açısından psikanalitik çerçevede özellikle önemli olan bu konular bize sınırın önemini bir kez daha vurguluyor. Sütten kesmeye kademeli başlıyorsunuz her ağladığından değil ama ihtiyacı olduğunda veriyorsunuz, tuvalet eğitiminde alıştırma evresinde çocuk ruhuna da dokunarak sınırlar koyup sürecini birlikte yürütüyorsunuz ne çok katı ne çok esnek tam orta yollu. İşte bu insan hayatındaki en önemli nokta: İtidal. 

İnsan varlığına koyduğumuz her sınırdaki amaç onu kısıtlamak ya da ona zarar vermek değil, onu korumaktır. Henüz 2 yaşında etrafına zarar vermeye çalışan bir çocuğa müdahale etmek onun benliğini yok saymak değil sınırını öğretmektir. Burada mesele nasıl müdahale edeceğini bilmekten geçer.

Çocukların kendini güvende hissedebilmeleri ve sosyal kuralları öğrenebilmeleri için sınır koymak önemlidir. Özellikle okul öncesi dönemde sınır koymak davranış yönetimi açısından önemlidir. Okul öncesi çocuklar egosantriktir ve dürtülerini kontrol etmekte zorlanırlar.  Bu yüzden neyin kabul edilebilir olduğu neyin kabul edilemez olduğunu öğretmek açısından, öz denetim mekanizmasını aktive etmek açısından, sorumluluk alma, ileriki yaşlarda empati kurmak toplumsal kurallara uyma açısından okul öncesi dönemde bu güven alanını oluşturmak, yerleştirmek önemlidir.  Bu bilgileri yerleştirirken cezaya değil rehberliğe başvurulmalıdır.

Yaş grubuna göre hareket etmek, kuralları ona göre koymak ve gene yaş grubunu dikkate alarak beklentilere girmek yetişkin birey açısından daha sağlıklı olacaktır. Yetişkin ve çocuk arasındaki ilişkinin güvenliği açısından da bu önemlidir.  Net olmak, basit ve anlaşılır sınırlar koymak, tutarlı olmak, sakin kalmak ve sadece çocuğun davranışına odaklanıp davranışı üzerinden sınır koymak, sınırı neden koyduğunuzu açıklamak önemli adımlardandır.

Sınır dediğimiz şey çok temel ve kapsayıcı bir kavram olmakla birlikte detaylandırmak anlaşılırlığını artıracaktır. En temel sınıflayabileceğimiz;

Fiziksel sınır: “vurmak yok…”

Alansal sınır: “bu odaya girmek yok… “

Zaman sınırı: “15 dakika sadece veya saati/zamanı bilmiyorsa daha anlaşılabilir somutlaştırıcı farklı şekilde söylemek; “uzun çubuk (yelkovan) şuraya geldiğinde kapatıyoruz vb gibi …”

Davranış sınırı: “okuldaki oyuncaklar paylaşılır gibi…” sınırlardır.

Sınırlar çocuğun güvenli bölgesini artıracak, çocuğun hoşuna gitmese de çoğu zaman diretse de ebeveyn/yetişkinin tutarlı tutumu karşısında kabul edici bir davranış sergilemeyi zamanla öğrenecektir. Ebeveyn tutarlılığı ve özellikle iki ebeveyn arasındaki tutarlılık bu yolda büyük bir rol oynayacaktır.

      Sınır koyarken elbette ebeveyn tutumumuz da büyük rol oynayacaktır süreç içinde. Daha çok geçmişte yaygın olan otoriter ebeveyn tutumu mu veya günümüzde daha çok gözlemlediğimiz izin verici ebeveyn tutumu mu ya da sağlıklı olan demokratik ebeveyn tutumunu mu sergilediğimiz sınır koyma tutumunu etkilediği gibi geleceğin yetişkini olan çocuk üzerinde de birçok etkisi vardır; bunlardan biri de ebeveyn rolündeki tutumu olacaktır.

       Sınır konmamış çocuklar sağlıklı davranış kalıplarını öğrenmekte zorluk çekerler. Çevresi tarafından tutarlı davranılmamış, “hayır”a maruz kalmamış, ne zaman durması gerektiğini ya da başkasının alanına saygı göstermeyi öğrenememiş çocuklardır.

Sınır konmamış çocuklarda; dürtü kontrolü zayıf olur, sosyal ilişkilerde zorluk yaşanır, empati gelişimi gecikebilir, sorumluluk alma konusunda isteksizlik gelişebilir.

Sosyal ortamlarda, örneğin ilkokula başladığında kurallara uymakta diğer çocuklara göre zorluk çekebilir ve okuldan fazlaca konu ile ilgili şikâyet gelebilir. Tabi bu sınır koyma durumu aile tarafından hala görmezden gelinir de süreç iyileştirilmeye çalışılmazsa ileriki dönemlerde sınır konmamış çocuk yetişkin birey olduğunda her şeyin kendisine mübah olabileceğine inanabilir ve ‘kendisinden ayrılmak isteyen partnerine şiddet uygulamaya başvurmaktan imtina göstermediği’ gibi sonuçlarla karşılaşabiliriz.

Sınırlarınızı koruyun ki sinirleriniz de korunsun.

Bir kitap önerisi: Çocuklarla El Ele Ebeveynlik- Pam Leo ve bu kitaptan bir alıntı: “Haydi, çocukluklarında yaşadıklarından ötürü iyileşmek zorunda kalmayacak yetişkinler yetiştirelim.”