Picture of Muhammet Esiroğlu
Muhammet Esiroğlu

Siyasi Hareketlerin Sürekliliği Üzerine

A+ A-

Siyaseti en kısa şekilde insanın yeryüzündeki serüvenini daha adil ve yaşanabilir kılma gayreti olarak tanımlayabiliriz. Bu gayretin kurumsal bir hal alması siyasi hareketlerin yüklendiği kimlikle mümkündür. Siyasi tarih belirli idealler uğruna yola çıkan ve toplumu yönetmeye talip olan birçok siyasi hareketin yükselişine ve çöküşüne tanıklık etmiştir. Bir siyasi hareket yola çıkarken kapsayıcı ilkeler etrafında bir vizyon ortaya koymadığı sürece varlığını devam ettirmesi mümkün değildir. Bir siyasi hareketin sürekliliği bu ilkelerin insanlarla buluşmasını sağlayacak vasatın oluşturulmasında yatar.

Buradan yola çıkarak ilkeli siyaset dediğimizde; toplumun karşılaştığı tüm sorunlara odaklanmak, hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm kesimlere hitap etmek, dün, bugün ve yarın dengesini kurarak tüm zamanları kuşatacak bir vizyon akla gelmelidir. Yani bir siyasi hareketin muhatabı herkes olmalıdır, siyasi üretimi tüm sorunları kapsamalıdır, birikimi önemsemeli, zamanın ruhuna vakıf olmalı ve geleceğe dair idealler yüklenmelidir. Bunlardan birisinin eksik kalması siyasi hareketin içine kapanmasına ve sonuçta büzülerek yok olmasına neden olacaktır.  

Hayatın merkezinde her şeyden önce insan vardır. Doğal olarak bir siyasi hareketin muhatabı insandır. Elbette her insanın kendine has farklılıkları mevcuttur. Biyolojik, psikolojik, kültürel, ekonomik ve kimlik olarak insanlar bir şekilde birbirlerinden ayrılırlar. Bir ülkenin zenginliği de zaten bu farklılıkların bir arada barış içinde yaşayabilme iradesinde gizlidir. Kuşatıcı siyaset anlayışını benimseyen siyasi hareketler toplumu bir bütün olarak kavramalı; farklı görüşe, yaşam tarzına ve kimliğe sahip insanları öteki olarak kodlamamalıdır. Aksi tavır ve söylemler siyasi hareketi bir kesimin, dar bir kimliğin veya siyasi yelpazenin katı bir ucunun temsilciliğine hapseder. 

İnsanların farklı olduğu yerde elbette ihtiyaçları, öncelikleri, beklentileri ve sorunları da farklılık arz edecektir. Bu yüzden bir yerde yönetmeye talip olan siyasi hareketler her ferdin derdiyle dertlenmek, her türlü sorunla doğrudan muhatap olmak ve bunlara gerçekçi, tatmin edici çözümler sunmak asli bir mükellefiyettir. Siyasi hareketlerin en büyük zaafı tüm toplumsal kesimleri kuşatan bir duruş gösterememesidir. Bazı acıları dert edinip bazı acıları gündemlerinden uzak tutanların siyaset anlayışının kuşatıcı olamayacağı muhakkaktır. Çünkü acının rengi, ideolojisi, etnik kökeni ya da coğrafi sınırı yoktur. Bu yüzden siyasi hareketler, hiçbir sorunu önemsiz görmez; küçüğünden büyüğüne her sorunu kendi sorumluluk alanında kabul eder.

Siyasi hareket için zamanın genişlemesi önemlidir. Çünkü insan yaşadığı sürece değişimle yüz yüzedir. Özellikle günümüzde bilgiye erişim kanallarının çeşitlenmesi, teknolojik gelişme ve kültürel etkileşimler insanın dünyayı, hayatı, devleti ve kendisini algılama biçimini değiştirmiştir/ değiştirmektedir. Zamanın akışı içerisinde her dönemin bilinç düzeyi, öncelikli ihtiyaçları, estetik zevkleri ve iletişim şekilleri değişiklik gösterir. Yüzyıl önceki bir iletişim yöntemiyle veya elli yıl önceki siyasi argümanlarla bugünün insanına ulaşmak ve onu ikna etmek imkânsızdır. Zaman çizgisinde denge ancak hafızayı korumakla, şimdiye vakıf olmakla ve yarına dair vizyon koymakla sağlanabilir. Geçmişle irtibat koparıldığında fikri olarak savrulmak, şimdiye vakıf olunamadığında toplumdan kopmak, geleceğe vizyon konulamadığı sürece de eriyip gitmek kaçınılmazdır.

Bunun için siyasi hareketler zamanın dayatmasına teslim olmadan, ahlaki ve fikri ilkelerinden taviz vermeden; ancak zamanın ruhunu, imkânlarını, dilini ve ihtiyaçlarını da ıskalamadan siyaset üretmeyi başarabilmelidir. Dünün doğrularını bugünün diliyle ve geleceğin vizyonuyla harmanlayabilen hareketler sürekliliklerini koruyabilirler.

Yukarıda izah etmeye çalıştığımız gibi tüm kesimlere hitap eden, herkesin sorunlarını önemseyen, sosyolojik anatomiyi doğru okuyan ve zamanı kuşatan bir siyasi hareket toplumsal güveni de inşa edecektir. Toplumsal tabanda genişleyerek siyaset üretmek tüm toplumsal kesimler için hem güven oluşturur hem de cazibe merkezi haline gelir. Toplumla kurulan bu sahici temas siyasi hareketin kalıcılığı açısından önemlidir.