Picture of Murat Erol
Murat Erol

Süleyman Hayri Bolay’la Türk Düşünce ve Eğitim Hayatı Üzerine

A+ A-

Dergimizin bu sayısında Türk düşünce hayatının önemli isimlerinden Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay ile uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Son olarak Tanzimat’tan Günümüze Türk Düşüncesi isimli yedi ciltlik çok özel çalışmaya imza atan Bolay Hoca, bazen gündemle ilgili, kimi yerde felsefe, kimi yerde tarih alanına girerek zengin birikimini okurlarımızla da paylaşmıştır. Azmi ve gayretinden hiçbir şey kaybetmeden çalışmalarını sürdüren kıymetli Hocamız’a şükranlarımızı sunuyor ve hayırlı, bereketli bir ömür diliyoruz.

Murat Erol: Kıymetli Hocam değerli çalışmalarınızın yanına son olarak Tanzimattan Günümüze Türk Düşüncesi (7 cilt) ciltlerini de eklediniz. Bu önemli çalışma için okurlarımız adına şükranlarımızı sunuyoruz. Bu çalışmanın hangi niyet ve amaç çerçevesinde doğduğunu öncelikle sormak istiyoruz.

Süleyman Hayri Bolay: Gençleri teşvik etmek istiyoruz. İnşallah tesirli olur. Ben üniversitede öğretim üyesi olmadan önce Hilmi Ziya Ülken’in yanında, mezuniyet tezi olarak “İİ. Meşrutiyet’ten Sonra Ruhçu ve Maddeci Felsefenin Türkiye’de Mücadelesi” diye bir tez hazırlamıştım. Ondan sonra 1967’de Yağmur Yayınevi yayınladı. Yani ben 1957’den beri Türk düşüncesi ile ilgileniyorum. Hatta daha öncesine de gidebiliriz. Benim babam öğretmendi. 1946’da köy öğretmeniydi, Konya’dan bizim için özel gazete getirdi, İstanbul gazeteleri ama. Üç muhalif gazete gelirdi, ben o gazeteleri okurdum.

 Erol: Sene 46 mı dediniz?

 “İlk okuduğum kitaplar Hz. Ali Cenkleri’dir”

Bolay: 1946-50 arasında. 1950’de ortaokula geldim Konya’ya, orda da üç gazete okuyorduk, ikisini ben alıyordum, 10 kuruştu zaten. Birisini diğer arkadaş, muhalif gazete alıyorduk ki, onları okuyorduk. Bir de 1946’da okuduğum okulda ben bir kitap gördüm. Bakanlık baskısı yayınlanmış, gönderilmiş Yavuz Sultan Selim diye. O da çok hoşuma gitti, göz yaşları ile okudum. Yavuz Sultan Selim’i çok sevdim. Sonra orda bir kitap daha gördüm Karacaoğlan diye, 300 sayfalık bir kitap, bakanlık yayınlamış. Karacaoğlan’ın şiirlerini okudum, o da çok hoşuma gitti. Ondan sonra zaten okuma şevkim devam etti. Babam bizi 6 yaşında ilkokula aldı, okuma yazmayı öğrendikten sonra benim ilk okuduğum kitaplar zaten Hz. Ali Cenkleri’dir. Köye 6 ayda bir çerçi gelirdi, çerçinin sergi tablasında bakarsın Hz. Ali Cenkleri vs. falan. Köyde kimse zaten alıp okuyamaz, paraları falan da yoktu. Babamda var, 7.5 kuruşa alırdım. Bu kitapçıkları okudukça hem okuma hem hevesim arttı, hem de ben onlardan çok şey öğrendim. Yani Hz. Ali’nin mücadelelerinde cesareti, ahlâkı, fazileti, dürüstlüğü, mücadele gücü gibi değerleri  o okuduklarımdan edindim.

Sonra babam İstanbul’da İ. Dünya Harbi’nde yüksek tahsildeyken harp patlamış, tahsili yarıda kalmış. İşte esaret hayatı falan var. Mehmet Akif’in Safahat’ını fasiküller halinde 1912 yılından itibaren çıktığında almış. Eski harfleri zaten 7-8 yaşındayken öğretmişti. Bana verdi bunları ‘oku’ diye. İşte Fatih Kürsüsü’nde, Süleymaniye vs.. Onları da okudum, yani Mehmet Akif’in ele aldığı problemleri de arşivime almaya başladım. Dolayısıyla ben asistan olduğumda da, öğretmenken de bunu yapıyordum ama asistan olduğumda derslerimde artık bu konuları işlemeye başladım. Daha sonra 1987’nin başında Hacettepe Felsefe Bölümü’ne Felsefe Tarihi Profesörü olarak geçince orda Çağdaş Türk Düşüncesi diye bir ders vardı. Onu okuttum on sene, daha sonra Gazi Üniversitesine geçtim işte, Gazi’de felsefe bölümünü kurduk. Oraya geçince, bir ders koyduk Çağdaş Türk Düşüncesi diye. Yalnız onun saatini iki saate çıkardım. “Klasik Dönem Osmanlı Düşüncesi” diye bir ders daha koydum kendime. Onu da esas, aslî kaynaklarına inerek, kendim araştırarak, orada derslerimde işliyordum. Dolayısıyla onlar da gelişti. Oradan bu Osmanlı Düşünce Dünyası kitabı çıktı. Sonra Çağdaş Türk Düşüncesi fikri çıktı. Zaten benim eskiden beri hocam (Ülken) Türk Düşüncesi üzerine araştırmaları başlamıştı ama ben başlangıçtan itibaren 15-20 ciltlik bir şey düşünüyordum. Fakat o çok ağır geldi ve diğer birtakım şartlar müsaade etmedi. 1990’da Kültür Bakanlığı’na bir proje verdim, “Çağdaş Türk Düşüncesi” diye. O proje kabul edildi, ben de çalışmaya başladım. İki sene geçti, Fikri Sağlar SHP’den Kültür Bakanı oldu, oradaki yüksek derecedeki müsteşar gibi kimseler nasıl bilgi verdilerse bir yazı geldi ‘Projeniz reddedildi’ diye. İade ettiler bana projeyi. Ben de bırakmadım, ondan sonra çalışmaya başladım. Emekli olunca da hızlandırdım. İyi de oldu çünkü o zaman çıksaydı belki 2-3 cilt civarında bir eser olacaktı. Şimdi daha geniş, daha kapsamlı ve Türk Dünyasını birleştirici bir çalışma oldu.

Yazının devamı için PDF’i tıklayın;

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak alınmıştır. İfade edilen görüşler NOTLAR’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.