Picture of Melike Gale
Melike Gale

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve Eleştirel Yaklaşımlar

A+ A-

Şirketlerin faaliyet raporlarında, üniversite tanıtım sayfalarında, ulusal ve uluslararası kurumların politika belgelerinde karşımıza çıkan, on yedi renkli çarktan oluşan bir logo var. On yedi farklı alanda sürdürülebilir kalkınma amaçlarını temsil eden bu çark, Birleşmiş Milletler’in Eylül 2015 Genel Kurulu’nda, günümüz ve gelecekte hem insanlık hem de gezegen için barış ve refah ortamı tesis etme vaadiyle BM’ye üye tüm devletlerce kabul edilen küresel amaçları ifade etmektedir. Sürdürülebilir kalkınma ifadesi uluslararası bir metinde ilk kez 1980’de, IUCN’in UNEP ve WWF ile hazırladığı Dünya Koruma Stratejisi’nde belirginleşmiş; kavram bugünkü tanımına ise 1987’de, dönemin Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland liderliğindeki Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun Ortak Geleceğimiz raporuyla kavuşmuştur. Bu rapora göre sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkânını tehlikeye atmadan karşılayan kalkınma anlamına gelmektedir. Bu tanım, sonlu bir gezegende sınırsız büyümenin mümkün olmadığını savunan çevreci itirazlar ile yoksulluğun ancak büyümeyle giderilebileceğini savunan görüş arasında bir orta yol önerir; sınırlı ve sorumlu büyüme. Mutabakat da bu öneri üzerinde sağlanmıştır.

BM metninden hareketle on yedi sürdürülebilir kalkınma amacının tasnifine bakacak olursak, bunların insan, gezegen, refah, barış ve ortaklık olmak üzere beş başlık altında toplandığını görürüz. İnsan başlığında yoksulluk, açlık, sağlık, eğitim ve toplumsal cinsiyet eşitliği yer alırken; gezegen başlığında su, sorumlu üretim ve tüketim, iklim, deniz ve karasal yaşam bulunur. Refah başlığı enerjiyi, istihdam ve ekonomik büyümeyi, sanayi ve altyapıyı, eşitsizliğin azaltılmasını ve şehirleri kapsar. Geriye kalan iki başlık ise barış ve adalet ile amaçlar için ortaklığı içerir. Amaçlar oldukça geniş görünse de çeşitli eleştirilere konu olmuş, kapsayıcılığı ölçüsünde tartışmaya da açık kalmıştır.

Amaçların tasnifine yönelik eleştirilere kulak verecek olursak, eşitsizliğin azaltılmasının insan başlığı altında değil refah başlığı altında konumlandırılması, bölüşüm sorununun en baştan bir kalkınma sorunu olarak tanımlandığı biçiminde yorumlanır. Bu okumada gündem, kaynakların nasıl paylaşılacağı sorusunu bir siyasi tercih olarak değil, büyümeyle çözülmesi beklenen teknik bir mesele olarak kurar.

Bir diğer eleştiri, gündemin bir hegemonik düzen inşasına hizmet ettiği yönündedir. Bu eleştiriye göre tüm üye devletlerin mutabık kaldığı ve çok geniş alanları kapsayan bu amaçlar, mevcut ekonomik düzeni dönüştürmekten ziyade onu sorgulanmayan bir zemin hâline getirir. Söz konusu okuma, Gramsci’nin hegemonya kavramıyla büyük ölçüde örtüşür. Kelimenin gündelik kullanımı tahakkümü ve dayatmayı çağrıştırsa da Gramsci’ye göre kavramın asıl işaret ettiği şey bunun tam tersidir. Hegemonya, zor kullanmaya gerek kalmadan dayatılmayan, tartışılmayan ve zaten öyle sayılan şeyin adıdır; rıza mekanizmasıyla çalıştığı için de karşı çıkılamaz görünür. Gramsci’nin ikinci kavramı bu işleyişi tamamlar: transformismo, muhalefetin bastırılarak değil içeri alınarak etkisizleştirilmesidir. Muhalefetsiz mutabakatın nasıl kurulduğunu doğrudan bu kavram açıklar. “Sürdürülebilirlik” kelimesinin kırk yıllık serüveni de bunun bir örneğidir: kelime, sanayi düzenine karşı çıkan çevre hareketlerinin sözlüğünden çıkmış olmasına karşın bugün aynı düzenin en büyük aktörlerinin yıllık raporlarının kapağında yer almaktadır.

Son eleştiri, BM’nin kalkınmadan önce yaşamı sürdürülebilir kılmaktaki dirayetsizliğine ilişkindir; 2023’ten bu yana Gazze’de yaşananlar bunun en açık göstergesidir. BM İnsan Hakları Konseyi’ne bağlı bağımsız soruşturma komisyonu, 2025 yılında İsrail’in Gazze’de soykırım işlediği sonucuna varmış; Haziran 2026 raporunda ise çocukların kasten hedef alınmasını soykırım kastının kurucu unsurlarından biri olarak yeniden tespit etmiştir. Bütün bu raporlara ve sayısı tam olarak belirlenemeyen kayıplara rağmen Güvenlik Konseyi’nden tek bir bağlayıcı karar çıkmamış, ilan edilen ateşkesten sonra dahi ölümler ve görmezden gelme eş zamanlı olarak sürmüştür. BM ve organları, sürdürülebilir bir yaşam sunma konusunda sınıfta kalmıştır. Çünkü kalkınmanın sürdürülebilirliğini tartışabilmek için önce yaşamın sürdürülebilir olması gerekir. Suyun, hastanenin, okulun, toprağın hedef alındığı bir dünyada sürdürülebilir kalkınmadan söz etmek, belirli bir coğrafyayı ve üzerinde yaşayanları hariç tutup gerisi için bir şeyler teklif etmek anlamına gelir. Nitekim kimsenin karşı olmadığı bir gündemin asıl sınavı, kimsenin karşı çıkmadığı yerde değil, birinin çıkarına dokunduğu yerde belli olur. Gazze, bu sınavın adıdır.