Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

Takvime Sığmayan Hayat

A+ A-

Tebessüme sebep olan anlarında neşeye, durgunluğa yol açan anlarında ise hüzne meyleden bir ırmaktır hayat. Ve biz, bütünüyle bu hayatı yaşıyoruz.

Çaba Zamanı

Yaşadığımız hayatın günleri bazen bize yokuş yukarı ilerliyormuşuz hissi veriyor. Sarp bir yokuşu çıkıyormuşuz ve sırtımızda da ağır yükler varmış gibi geliyor. Böylesi bir yolda ilerleyebilmek için her zamankinden daha fazla gayrete sarılmamız gerekiyor. Hem yolun yokuşu hem de sırtımızdaki yaşam yükünün ağırlığı, bizi çok zorluyor. Başka bir şeye dikkat edemiyoruz. Böylesi zor bir yolda gayret etmeyi bırakmaya durmak diyoruz.

Durmak ise böyle sarp bir yokuşun zorlukları ardından gelecek rahatı yaşamadan parkuru terk etmek olarak anlaşılıyor. Ayrıca önümüze çıkan ve ilerlememize engel olan bütün merhaleleri de dikkatli bir şekilde geçmemiz icap ediyor. Bu engeller, yolumuzda ilerlememizi ve yürüyüşümüzün sonunda elde edeceğimiz başarıya ulaşmamızı zorlaştıracaktır.

Dikkat Sorumluluğu

Yaşam yolculuğumuzu sürdürürken bazı dönemler, yokuş aşağı iniyormuşuz gibi bir izlenim oluşturuyor. Diğer yol tecrübelerimize göre yürüyüşümüz, sanki daha kolay geçiyor. Yolun eğimli oluşu, işimizi kolaylaştırıyor. Her şey kendiliğinden ve kolay bir şekilde gerçekleşiyor.

Sanki bütün düğümler kendiliğinden çözülüyormuş gibi geliyor. Böylesi bir yolda ilerleyebilmek için fazla gayret göstermemize gerek kalmıyor. Tam da bunları düşünürken yolun eğimi sebebiyle kontrolümüzü biraz da olsa kaybediyoruz. Böylelikle yokuş inerken de dikkatli davranmamız gerektiğini hatırlıyoruz. Evet yol, bize yokuş yukarı çıkmanın zorluğunu yaşatmıyor. Ama yokuş inerken dikkatli davranmazsak hem sırtımızdaki yaşam yükünün hem de yolun aşağıya doğru eğiminin azizliğine uğrayabiliriz.

Tefekkür Ufku

Yol, bazen de düz gibi gelir. Yokuş yukarı çıkmanın getirdiği zahmete nefesi zorlamamıza böyle zamanlarda gerek yoktur. Bayır aşağı inişin ayaklarımızı bağlayan dikkat mecburiyeti de peşimizi bırakır. Böyle fırsatlarda, uzun bir yürüyüş ile dolu bir yolculuk arasındaki farkı artık düşünebiliriz. Hayatın verimliliğinin, hesap makinesi yardımıyla ölçülebilecek bir şey olmadığını fark ediyoruz. Doğum tarihi ile ölüm tarihi arasındaki süre, insan hayatının uzunluğunu ortaya koyar. Fakat o hayatın ne kadar dolu ve anlamlı yaşandığını göstermez.

Hayatın Şiiri

Diğer yolculuk tecrübelerimizde, aslında hayatın kendisine ayırmamız gereken dikkati başka bir şeylerle meşgul ettiğimizi anlıyoruz. Harcadığımız hayatımızmış, bunu daha sonra anlıyoruz. Ahmet Milat Karimi’nin şu sözü, anlatılmak istenen düşünceyi güzel bir şekilde özetliyor: “Hayatı uzatmaya çalışma, onu şiirleştir.”

Hayatı şiirleştirmek, yaşamın içinde gerçekte olmayan şeyi var gibi kabul etmek değildir. Aslında yaşamın içinde var olan, ancak üzerlerini tozlandığımız için hemen göremediğimiz değerleri ortaya çıkarmak ve daha canlı bir şekilde görünür kılmaktır. Çünkü manzarayı seyretmek ile sadece fotoğrafını çekmeyi yeterli görmek arasında, zamanı yaşamak gibi bir fark vardır.

Evladımızın konuşmaya başlarken söylediği ilk kelimeyi fark etmek, bir farkındalık gerektirmektedir. Daha şimdiden, aşılmamış olan virajları hesap ederek adım atmakla dikkat tüketilmektedir.

Yıllar önce bir arkadaş grubumla deniz kenarındaydık. Onlar yüzüyor, ben ise denizi izliyordum. O sırada bir arkadaşıma yüzemediğimi, denizdeki kocaman geminin ağırlığı ile kendi ağırlığımı mukayese ederek: “Kocaman gemiyi yüzdüren su, beni nedense batırıyor.” demiştim, gülerek.

O arkadaşım da bana mükemmel bir cevap vermişti: “O geminin suya teslim olduğu gibi sen de suya teslim olmalısın. O zaman, ikiniz arasında ayrım yapmadığını tecrübe edersin.” demişti.

Görünmeyeni Görmek

Hayat, akışıyla herkese aynı imkânı sunuyor. Ayrım yapmıyor. Biz insanlar ise bazı şeyleri önceliyor, bazılarını görmezden geliyoruz. Bütün hayat, bizim verdiğimiz kararlarla şekil alıyor.

Bir kişiyi dinlerken onu anlamaya çalışmak yerine konuşması bittiğinde vereceğimiz cevabı düşünmek, bize bir şey katmadığı gibi hayata da bir şey kazandırmamaktadır. Yemek yerken lezzetini almaya çalışmak yerine o sırada bir sonraki işimizi planlamak, yediğimiz yemeğin tadını gerçekten yaşamamıza engel oluyor. Bir dostumuzla otururken hasret gidermek yerine telefonla ilgilenmek, hayatta nelere öncelik verdiğimizi anlatmaktadır.

Belki de hayatı şiirleştirmek, onun akışını değiştirmeye çalışmak değil, akıp giderken bize sunduklarını fark edebilmektir. Bazen bir yokuşu çıkarken gösterdiğimiz gayretle, bazen yokuş inerken koruduğumuz dikkatle, bazen de düz bir yolda kendimize ayırdığımız tefekkürle gerçekleşir bu.

Çünkü hayat, içinden geçip gittiğimiz bir zaman dilimden ibaret değildir. Onu nasıl gördüğümüz, nelere dikkat ettiğimiz ve yaşadığımız anların ne kadarında gerçekten bulunduğumuz da hayatın bir parçasıdır.

Irmak akmaya devam etmektedir. Mesele, onun ne kadar uzağa ulaştığı kadar, kıyılarından geçerken neleri görebildiğimizdir.