Tarihsel Metinlerin Gölgesinde Bir Müessese: Bâcıyân-ı Rûm
- Tarih:
Anadolu Selçuklu ve erken Osmanlı sosyal tarihinin en özgün ve aynı zamanda üzerinde en çok tartışılan yapılarından biri Bâcıyân-ı Rûm (Anadolu Bacıları) teşkilatıdır. Klasik Doğu ve İslam araştırmalarında uzun süre göz ardı edilen ya da müstensih hatası sayılarak geçiştirilmeye çalışılan bu kavram, 13. ve 14. yüzyıl Anadolu’sundaki toplumsal, iktisadi ve askeri dinamikleri anlamak açısından önemli bir role sahiptir.
“Bâcıyân-ı Rûm” tabiri, tarihsel metinlerde ilk kez 15. yüzyıl Osmanlı tarihçilerinden Âşıkpaşazâde’nin Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı eserinde karşımıza çıkar. Âşıkpaşazâde, Anadolu’da ortaya çıkan dört ana içtimai zümreyi sıralarken şu ifadeleri kullanır:
“Anadolu’da dört taife vardır kim zikr olunur… Biri Gaziyân-ı Rûm, biri Ahiyân-ı Rûm, biri Abdalân-ı Rûm ve biri de Bâcıyân-ı Rûm.”
Âşıkpaşazâde’nin bu tanıklığı uzun süre şüpheyle karşılanmıştır. Franz Taeschner gibi bazı oryantalistler, metindeki “Bâcıyân-ı Rûm” ifadesinin bir kâtip hatası (istinsah hatası) olduğunu, doğrusunun “Hacıyân-ı Rûm” (Anadolu Hacıları) ya da “Bahşiyân-ı Rûm” olması gerektiğini iddia etmişlerdir. Ancak Türk tarihçiliğinde bu konuyu derinlemesine ele alan Ömer Lütfi Barkan ve MikâilBayram, metnin özgünlüğünü ve teşkilatın varlığını birincil kaynaklarla ortaya koymuşlardır.
Bâcıyân-ı Rûm teşkilatının kurucu figürü olarak Ahilik teşkilatının piri Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı (Kadın Ana) gösterilmektedir. 13. yüzyıl Anadolu’sunda Moğol istilası ve siyasi çalkantılar sürerken, şehirleşme ve üretim düzeninin korunması elzem hale gelmişti.
Ahi Evran erkek esnafı ve zanaatkârları örgütlerken, Fatma Bacı da kadınları üretim sürecine dâhil eden bir yapı kurmuştur. Bu yapının temel iktisadi işlevleri şunlardı:
- Dokumacılık ve El Sanatları: Teşkilat mensubu kadınlar halı, kilim, keçe ve kumaş dokumacılığında uzmanlaşmıştı. Kayseri, Kırşehir ve Konya gibi merkezlerde dokuma imalathaneleri işletilmekteydi.
- Ordu ve Şehir İhtiyaçları: Selçuklu ve beylikler döneminde ordunun çadır, elbise ve teçhizat ihtiyacının önemli bir kısmı bu üretim ağından karşılanmaktaydı.
- Sosyal Dayanışma: Yetim kalan kız çocuklarının eğitimi, kimsesiz kadınların barınması ve evlilik çağına gelenlerin çeyizlerinin hazırlanması gibi sosyal yardım faaliyetleri teşkilat bünyesinde yürütülmekteydi.
Bâcıyân-ı Rûm yalnızca iktisadi bir lonca yapılanması değildir. Mikâil Bayram’ın arşiv belgesi ve dönemin kroniklerine dayandırdığı araştırmalara göre, 1243 Kösedağ Bozgunu’nun ardından Moğolların Kayseri’yi kuşatması sırasında Anadolu Bacıları aktif bir savunma rolü üstlenmiştir.
Ahi Evran’ın Kayseri’de olmaması ve şehirdeki Ahi birliklerinin Moğollara karşı direnişe geçmesiyle Fatma Bacı liderliğindeki kadınlar, kale savunmasına katılmış, silah kullanmış ve şehri müdafaa etmişlerdir. Kayseri’nin düşmesinden sonra pek çok Ahi ile birlikte Fatma Bacı da esir düşmüştür.
Bâcıyân-ı Rum müessesesi, Selçuklunun yıkılış sürecinde Anadolu’daki derviş grupları ve gazilerle yakın temas halinde olmuştur. Hacı Bektaş-ı Velî velâyetnâmelerinde Fatma Bacı’dan “Kadın Ana” olarak hürmetle bahsedilmesi, bu yapının tasavvufi ve manevi kanatla da iç içe geçtiğini gösterir.
Osmanlı Beyliği’nin kuruluş sürecinde Orhan Gazi ve I. Murad dönemlerinde verilen vakfiyelerde “Kız Bacı” veya “Bacı” unvanlı kadınların adına rastlanması, teşkilatın erken Osmanlı topografyasında ve iskan politikalarında (kolonizatör dervişler gibi) pay sahibi olduğunu doğrulamaktadır.



