Picture of Şahin Ali Şen
Şahin Ali Şen

Türkiye Ekonomisinde Savaş Stresi

A+ A-

 Ortadoğu’da yaşanan savaş dünya ve Türkiye ekonomisini strese soktu. Yazının daha başında şu tespiti yapmak yanlış olmayacaktır: Savaş, Türkiye ekonomisini kısa ve orta vadede olumsuz etkileyecek, OVP ile 2026 hedeflerinde ciddi sapmalar olacaktır. Klasik bir ifadeyle, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Dünya ve Türkiye ekonomisini ABD-İsrail ve İran savaşından önce, sonra şeklinde analiz edeceğiz. Bu savaş bir vekalet savaşı aslında. AB ile Rusya Ukrayna’da, ABD ile Çin İran’da vekalet savaşı yürütüyor.

 Savaş, bazı ülkelerde yıkıcı, bazı ülkelerde yıpratıcı ve hasar bırakıcı sonuçlar doğurabilir. Ancak bazı ülkelerde olumlu ekonomik sonuçlar doğurabilir. Petrol ve doğalgaz ihracatçısı ve savaş bölgesinden uzak bir noktada bulunan Norveç, Kanada, Rusya ve Libya gibi ülkeler kazançlı çıkarken, enerji ithalatçısı başta Çin olmak üzere, Japonya, Güney Kore, Hindistan, Pakistan ve AB ülkeleri çok olumsuz etkilenebilirler. Savaşın diğer kazananı, silah ihracatçısı ülkeler ve uluslararası silah tüccarları olacaktır. İran, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Irak gibi petrol ve doğalgaz ihracatçısı ülkeler ise petrol fiyatlarının yükselmesinden kazanırken, savaşın tam ortasında kaldıkları için de ciddi ekonomik kayıplar yaşayacaktır.

Türkiye’mize gelince, savaşa en yakın coğrafyada bulunan ülkeyiz.  Özellikle nereden atıldığı nereye gittiği daha belirlenemeyen füzelerin Türkiye toprakları üzerinde NATO tarafından düşürülmesinin ekonomi üzerindeki stresi artırdığını söyleyebiliriz. ABD ve İsrail Türkiye ile İran’ı sıcak bir çatışmaya sokmak için büyük bir gayret sarf etmektedirler. Türkiye, bu konuda sakin ve sağduyulu bir politika izliyor, inşallah Türkiye ile İran sıcak bir çatışmaya girmez. Bu kırılgan ekonomimizin daha da kötüleşmesi demektir.  Burada asıl sorumluluk sahibi ise İran’dır. Türkiye’nin kardeşçe davranışlarının kıymetini bilmelidir.  Türkiye ile sürekli temas halinde olmalı, bilgilendirmelidir.

Savaşın,  yıkıcı ve hasar boyutunu süresi belirleyecektir. Kısa sürede bitirse dünya ekonomisi kendini kısa sürede toparlayabilir ancak uzun sürerse toparlanması yıllar alabilir. Bu durum Türkiye için de geçerli. Kısa vadede Türkiye’nin savaş bölgesindeki müteahhitlik hizmetlerinin aksadığını biliyoruz. Türk Hava Yolları bölgedeki birçok ülkeye uçuşları durdurdu. İran’da iki uçağımız kaldı. Yine bölgede hava, deniz ve kara taşımacılığında yaşanan problemlerden dolayı ihracat ve ithalatımızda sıkıntıların yaşandığını izliyoruz. 15 gemimizin Basra Körfezi’nde beklediğini düşünürsek ciddi bir sorun bu. Kısa vadede olumsuz etkileneceğimiz nokta turizm hizmetleridir. Savaş bölgesine yakın olmamız ve ülkemize füzelerin düşmesi nedeniyle turizmde kısmi de olsa iptaller olacak, ertelemeler yaşanacaktır. Kısa vadeli etki olarak sigorta hizmetlerin fiyatlarının yükselmesini de sayabiliriz.

Asıl sorun savaşın maliyet etkisi. Türkiye, sınırlı olarak petrol ve doğalgaz üreticisi olsa da büyük oranda ithalatçı bir ülke. Dolayısıyla savaşla birlikte petrol fiyatları 60 dolardan 100 dolara yükseldi, yüzde 40’ın üzerinde bir artış. Eğer,  kısa sürede eski noktasına dönmezse Türkiye ekonomisi üzerinde büyük bir maliyet unsuru olacak. Çünkü, petrol ürünü olan akaryakıt genellikle çiftçilikte, taşımacılıkta ve sanayi üretiminde kullanılıyor. Mazot fiyatı daha şimdiden 66 liranın üstüne çıktı.  Bu da maliyetlerin yükselmesi demek.  Özellikle gıda fiyatlarını çok olumsuz etkileyeceği kesin. Bu da enflasyonla mücadele programına büyük zarar verecektir.

 Dünyanın ortalama enflasyonu yüzde 4, gelişmekte olan ülkelerin ortalaması yüzde 5.1. Türkiye’nin enflasyonu ise yıllık enflasyonu yüzde 31.53. Malum, 2026 Ocak enflasyonu 4.84, şubat enflasyonu ise 2.96 çıktı. Yani iki aylık enflasyon 7.80. Merkez Bankası, yıllık enflasyonu yüzde 16 olarak belirlemişti. İlk iki ayda yarısını yakaladık. 6 ayda Merkez Bankası’nın yıllık hedefi aşılabilir. Ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası yönetimi 2026 Mart ayından itibaren enflasyonun düşeceğini varsayıyordu ancak savaş nedeniyle peşi peşine akaryakıta, gıda ürünlerine zam geliyor. Buna ister fırsatçılık deyin,  ister psikolojik-beklenti etkisi deyin, neticede zam gerçek.  Manavdan patlıcan alayım dedim, bir manavda 200 lira, bir başka manavda ise 249 liraydı. Niye bu kadar pahalı, dedim. Cevap, İran’a ihracat arttı ondan dedi, manav. 

Bir önceki yazımda hükümetin pahalılığı sürekli mazeret ettiğini yazmıştım. Don oldu, kuraklık var,  dış güçler, bölgesel gerilim var, enerji fiyatları yüksek gibi. Şimdi hükümetin gerçekçi bir mazereti oldu: ABD-İsrail-İran bölge savaşı. Ekonomi ve Merkez Bankası yönetimi bundan sonra sürekli savaş etkisinden bahsedecektir. İş insanları, esnaf, çiftçi de aynı yolu izleyerek ürünlerine zam yaparken savaş etkisini bahane edecektir. Ancak şu bir gerçek sürekli konuştuğumuz jeopolitik fırsat jeopolitik riske dönüştü.

Savaşın psikolojik etkisiyle iki yıllık borçlanma faizi tekrar yüzde 40’lara yükseldi. Türkiye’nin kredi risk pirimi arttı.  Bu da yatırımlarda sermaye maliyetlerini yükseltecek, enflasyonla mücadeleye zarar verecek. Bütün bunlar cari açık ve bütçe açığını tetikleyecektir. Sanayi Üretim Endeksi Ocak 2026 verilerine göre, sanayi üretimi yıllık yüzde 1.8 azalmış. Savaş, özellikle yoğun enerji kullanılan kimya, demir çelik, cam, çimento, seramik, gübre gibi birçok ürünün maliyetlerini yükseltecektir.

Yeni kemer sıkma ve sıkılaştırma politikası gelebilir. Nitekim, emeklilerin bayram ikramiyesine zam yapılmayarak bu süreç başlatıldı. 2027 yılı Kasım ayında cumhurbaşkanlığı ve genel seçim yapılırsa iktidarın seçim ekonomisi uygulama marjı da sınırlanmış oldu.

Sonuç olarak,  kabul etmek gerekir ki, Türkiye ekonomisi savaş öncesinde de kırılgan bir yapıya sahipti, şimdi stres daha da arttı.  Savaş, kısa ve orta vadede hasarlar bırakabilir. Elbette bu süreci en az hasarla atlatmak için tedbirler alalım ancak asıl sorun sürekli ertelediğimiz yapısal sorunlardır. Sanayide düşük kapasite,  ithalata bağımlı üretim yapısı,  mal ve hizmet üretiminde verimsizlik, hukuk güvenliği, girdi maliyetlerinin yüksekliği, ihracatta pazarların çeşitlendirilememesi gibi. Ekonomi yönetimi sürekli vergileri artırarak, yeni vergiler koyarak, cezaları artırarak ve borçlanarak ekonomiyi düzlüğe çıkaramaz. Bizden söylemesi…