Türkiye’nin Çevre Sorunları
- Tarih:
Küresel ölçekte yaşanan hızlı sanayileşme, nüfus artışı ve kentleşme, doğada derin izler bırakmaktadır. Jeopolitik konumu, zengin biyoçeşitliliği ve farklı iklim bölgeleriyle Türkiye, bu küresel çevre krizinden en çok etkilenen ülkelerden biridir. Doğu ve Batı arasında bir köprü görevi gören Ülke coğrafyası, ekonomik büyüme hedeflerine ulaşmaya çalışırken, dünya genelinde, özellikle de Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinde doğal kaynakların aşırı ve bilinçsiz kullanımı nedeniyle ciddi ekolojik risklerle karşı karşıyadır.
Su Kirliliği ve Su Stresi: Yaygın inanışın aksine, Türkiye su açısından zengin bir ülke değildir ve kişi başına düşen kullanılabilir su açısından “su stresi” yaşayan ülkeler arasındadır. Su kaynakları üzerindeki ana baskı unsuru; Kirlilik, evsel, endüstriyel ve tarımsal atıkların yeterli arıtma süreçleri olmadan alıcı ortamlara deşarj edilmesidir. Son yıllarda Türkiye’de atık suların temizlenerek doğaya bırakılması önemli bir gelişme olarak görülebilir.
Hava Kirliliği: Özellikle kış aylarında, yoğun nüfuslu metropol alanlarda ve sanayi bölgelerinde hava kalitesi endişe verici seviyelere düşmektedir. Kentsel alanlarda düşük kaliteli katı yakıtların kullanımı, eski araçlardan, termik santrallerden ve baca filtresi olmayan sanayi tesislerinden kaynaklanan yüksek egzoz emisyonları, hava kirliliğinin başlıca kaynaklarıdır. Türkiye’de bir taraftan ölçüm sistemleri yaygınlaştırılarak, bir taraftan da ısınmadan kaynaklı kirlilikler azaltılarak önemli adımlar atılmaktadır.
Atık Yönetimi: Türkiye’de atık yönetimi, son yıllarda hem mevzuat hem de saha uygulamaları açısından köklü bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Geleneksel “topla-bertaraf et” yaklaşımından, kaynak verimliliğini ve ham madde geri kazanımını esas alan döngüsel ekonomi modeline geçiş hız kazanmıştır. Sıfır atık hareketi ve geri kazanım oranlarındaki artış, depozito yönetim sistemi (dys) uygulamaları, tüketim alışkanlıklarının değişimi ve plastik kısıtlamaları, lisanslı tesis ve sanayi altyapısının gelişimi sayesinde bir dönüşümden bahsedilebilir.
Erozyon, Toprak Bozulması ve Tarım Arazilerinin Kaybı: Toprak, yenilenmesi yüzyıllar süren en değerli doğal kaynaklardan biridir. Engebeli topoğrafyası ve iklim rejimi nedeniyle Türkiye, erozyondan en çok etkilenen ülkeler arasındadır. Yanlış arazi kullanımı, verimli alüvyal ovaların konut ve sanayi gelişimine açılması, tarım arazilerinin fiziksel kaybına yol açmaktadır. Bu soruna yönelik çeşitli eğitimler verilmekte, su kontrolü için barajlar ve göletler yapılmaktadır.
Orman Yangınlar: Akdeniz iklim kuşağında yer alan Türkiye, her yaz şiddetli orman yangınlarıyla mücadele etmektedir. Ege ve Akdeniz kıyıları boyunca binlerce hektarlık ormanlık alan yangınlar nedeniyle yok olmaktadır. Ormanlardaki yangınların azalması için çeşitli sistemler kurulsa da daha köklü değişimlere ihtiyaç duyulmaktadır. Küçükbaş hayvancılığın yaygınlaştırılması ve yabani keçi ve koyunların hızlı şekilde çoğalmaları ormanlar açısından faydalı olabilir.
Sonuç, sıkı çevre kontrol mekanizmalarının uygulanması, döngüsel ekonomi ilkesine dayalı atık yönetim sistemlerinin kurulması, yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması ve havza bazlı sürdürülebilir kaynak planlaması faydalı sonuçlar doğurabilir.



