Yalan Dünyanın Yalın Hakikati
- Tarih:
Hatırlar mısınız, büyüklerimiz, hususen hayatın değişmez gerçekliğini ve geçiciliğini anlatmak için ‘Yalan Dünya’ tabirini ne çok kullanırlardı.
Şimdilik bu sözü ‘kader’ kavramıyla birlikte varlığın değişmez, önlenemez işleyişini ve geçiciliğini anlatan muhtevasıyla idrak etmemiz bile bize erdemli bir olgunluk kazandıracaktır. Yalan Dünya! Bugün var yarın yok dünya… Bugün gerçek olanı yarın hayale dönüştüren, dostu düşman, zengini fakir, hükümdarı köle yapan dünya!..
Gerçek diye sarıldıklarımızla, değer diye yüklendiklerimizle yürümek mecburiyetinde olduğumuz bu yol, nereye çıkıyor? Vardığımız son noktada, yani bu hayat nihayetlenirken bize ne kalacak? O hiç bitmeyecekmiş gibi yürüdüğümüz, hiç yürünmemiş gibi biten o yolun geri dönüşsüz noktasında bize ne kalacak? Neyi anlamış olacağız sonunda? Neleri anlamamış? İnancınız, ihlâsınız, ilminiz, ibadetiniz, dostluğunuz… Ya da hep başkalarının önüne geçme azmiyle yanıp tutuşan hırsınız, en yakınınızı bile geriye itmeyi size yanlış göstermeyen öfkeniz, süfli arzularınız için ahlâkı, erdemi bir yana bırakıp sizi gösteriş budalası yapan, sizi para, şöhret, makam sarhoşu yapan nefsiniz. Size ne kalacak? Benliğinizin içini doldurduğunuz değerlerle veya değersizliklerle devam edemeyeceksiniz. Burada, buraya ait olan her şey bitecek bir gün. ‘Yalan Dünya’nın yalın hakikatini hepimiz anlayacağız. Dünyanın yüzümüze yalandan güldüğünü, çoğunun hayat diye oyun oynadığını, ömür diye bir oyalanma yaşadığını, parıltıların, itibarların, güç ve kudretlerin yalan olduğunu bir anlamda sanal olduğunu anlayacağız.
Söze ‘Yalan her yanımızı kuşatmıştır’ diye başlasaydım yanlış anlaşılırım. Ama işte ifade ettim. Bir gerçek hayatı aslında yalan dünyada yaşıyoruz. Yalanı gerçekmiş gibi yaşıyoruz. Eğer böyle olmasaydı ne hayatın, ne dünyanın tadı olurdu. Bir yönüyle gerçek yalana cazibe katıyor. Bir rüyada yaşıyoruz ve bir türlü uyanamıyoruz. Anlaşılan ölünce uyanacağız! Gerçek o zaman başlayacak!
‘Sanal’ kelimesi çıktı da işimiz biraz kolaylaştı. Eskiden ‘yalan’ aynı zamanda bugün sanal kelimesinin ifade ettiği anlamı da karşılıyordu. Özellikle sinema epey zaman sonra internetin yaygınlaşması ile kullanıma giren ‘sanal’ kelimesinin anlamı tam oturmadan, okuduğum kimi kitaplardaki ‘yalan’ kelimesi beni çok uğraştırmıştır. Burhan Toprak’tan, Suut Kemal Yetkin’e, Nihat Sami’ye, Peyami Safa’ya, Kemal Tahir’e kadar özellikle sanat ve estetik yazılarında ‘yalan hakikat’ ‘Sanatın hakikati yalandır’ gibi birçok ifadenin sırrını çözmek kolay olmadı. Aslında ‘sanal gerçeklik’ ‘Sanatın gerçekliği sanaldır’ veya ‘Sanat sanal bir gerçeklik kurar’ cümlelerindeki muhtevayı ifade etmek istiyorlardı.
Ancak, yalanı sanal yapıp bunda da bir beis görmeyince başka vahim durumların hayatımızı etkisi altına aldığını hatta bağımlı hale getirdiğini de söylemiş olayım. Sanal dünya bugün gerçeğinden çok daha etkin, etkili bir dünya olmuştur. Hatta gerçek olan sanal, sanal olan gerçektir. Sanal dünyada yazmıyorsanız kimse sizi okumuyor, sanal dünyada konuşmuyorsanız kimse sizi dinlemiyor. Sanal dünyada yoksanız gerçek hayatta var değil gibisiniz. Akıl alır gibi değil. Buna yalanın egemenliği pardon ‘sanalın egemenliği’ diyoruz.
Sanalın egemenliği ister istemez dünyaya, hayata, doğrudan kendi varlığımıza, insan ilişkilerine, iletişimine yeni boyutlar katmıştır. Postmodern dönemden sonra yeni zamanın bir yönüyle ‘Antroposan’ evre olduğu söyleniyor. Dijitalin öne çıktığı, birçoğunun olduğu gibi görünmeyip göründüğü gibi olduğu bu dönem hiç tartışmaya gerek yok ki, imgeler, imajlar, yansıtmalar dönemidir. Senin gerçekte ne olduğun, nasıl olduğun önemli değil yalandan da olsa kendini nasıl takdim ettiğin, milletin seni nasıl anladığı önemli. Ortalıkta salınan imajın verdiği doygunluk, onun verdiği tatmin, haz insana yetiyor. Bu bir yaşama tarzına dönüşmüş durumda.
Gerçek karakterimizi, kimliğimizi ve elbette benliğimizi yitiriyoruz. Bunlar basit ifadeler olabilir. Bana sorarsanız hakikat zaten karmaşık değildir. Evet, ‘kimliksizleşiyoruz; benliğimiz kalmıyor, gerçeğimizi daha doğrusu varoluş hakikatimizi yitiriyoruz’ derken evet basit, yalın ama çok derin bir yaraya parmak bastığımı düşünüyorum. Kalkıp yalan mı söyleyeyim; kaçınılmaz kader olarak yaşadığımız bu süreçten geri dönüş de mümkün gözükmüyor üstelik.
Son söz olarak, hakikatinizi yitirmeyin derim. Kendinizi yitirmeyin. Dostlarınız ahbaplarınız olsun. Şimdi bilgiden iletişime hayatın altyapısını, araçlarını oluşturan yalan düzenekleri, yani sanal teknolojileri pek bilmem. Bildiğim dedelerimden ninelerimden duyduğum sözün anlamı derinleşerek, genişleyerek devam ettiğidir: Yalan dünya.



