Picture of süleyman arif yıldız
süleyman arif yıldız

Yalanlar ve Gerçekler Arasında ‘Bir Ayrılık’

A+ A-

Bir Ayrılık ( Jodaeiye Nader az Simin, 2011) Asghar Farhadi’nin beşinci uzun metrajlı filmi. Bir önceki filmi  Elly Hakkında’yla (Darbareye Elly, 2009) Berlin Film Festivalinden en iyi yönetmen ödülünü alan yönetmen bu filmle ise aynı festivalde en iyi film için verilen Altın Ayı ödülüne layık görüldü. Film ayrıca Oscar ödüllerinde “En İyi Yabancı Dilde Film” ödülünü de kazanmıştır.

Asghar Farhadi’nin bol diyaloglu, ince ince işlenmiş derinlikli senaryolara sahip bir sineması var. Gündelik hayatın sadeliği arasında bir labirent kuruyor adeta. İzleyici soluksuz bir şekilde çıkışı bulmaya çalışıyor. Büyük sinematografik fotoğrafların yönetmeni değil Farhadi. İhtiyacı kadar ve hikâyeyi besleyecek kadar kullanıyor sinematografiyi. Mahkeme salonları, gürültülü İran sokakları, karakterlerin kullandığı arabaların içi, dağınık evlerdir onun mekanları. Bir doğulu olarak anlatılacak hikayesine odaklar sinemasını. Farhadi sinemasını farklı kılan bir diğer unsur ise izleyiciyi de filmin bir aktörü haline getirmesidir. Karakterin her ikilemini izleyici de derinden hisseder. Onların düştüğü durumlar hakkında empati yapmadan edemez seyirci. Bazen de bir cevapsız soruyla baş başa bırakır izleyicisini.

Bir Ayrılık filmi mahkeme salonuyla karşılar bizi. Karşımızda ihtilaf içinde olan bir çift vardır. Simin ve Nadir. Kamera hâkimin ve dolayısıyla biz seyircilerin gözlerinden bakar ve bizi bir hüküm vermeye iter. Hâkimi görmeyiz, hâkimin gözlerinden çiftin davalarına tanık oluruz. Ortada bir muamma vardır, istesek de istemesek de bir tarafa meylederiz ama yine de hangi tarafı haklı bulacağımızdan emin olamayız. Kızının daha iyi şartlarda yaşamasını istediği için Simin başka ülkeye gitmek ister. Burada bir İran ve belki de Ortadoğu gerçeği ile yüzleştiriyor bizi yönetmen. Fırsatını bulan orta sınıf vatandaşların daha iyi bir yaşam, daha iyi bir eğitim gibi gerekçelere batıya gitmek istemeleri bizim de yaşayarak gördüğümüz bildiğimiz bir hikâye. Hatta hâkimin “Yani bu ülkedeki çocukların bir geleceği yok mu?” sorusu Simin’in de içinde bulunduğu bu bakış açısına bir eleştiri olarak okunabilir. Yazının ilerleyen bölümlerinde bu orta-alt sınıf meselesine de değineceğim. Simin için her şey hazırdır vize başvurusu kabul edilmiştir. Fakat Simin eşi Nadir’i ikna edemez. Nadir onlarla birlikte ülkeyi terk etmek istemez. Çünkü bakıma muhtaç bir babası vardır. Burada Simin’in Nadir’in babasından bahisle “Senin onun oğlu olduğunun farkında mı?” çıkışına Nadir’in “Ben onun babam olduğunu biliyorum.” cevabı daha ilk dakikalardan Nadir’in karakteri hakkında bize fikir verir. Çiftin enerjisini okuduğumuzda aslında kâğıt üzerinde kalmış bir evlilik olduğunu, birbirine yabancılaşmış olduklarını hissederiz. Sahnenin devamında aslında çiftin boşanmaya hazır olduklarını tek sorunun 11 yaşındaki kızları Termeh’in kiminle kalacağı sorunu olduğunu görürüz. Filmin finaline kadar Termeh’i bu tercihin ikilemini yaşarken görürüz. Termeh belki de her çocuk gibi anne babasının aynı çatı altında olmasını ister. Babasıyla kalmak isterken bile evi terk eden annesinin bir gün onlara tekrar katılacağı umudunu taşır. Fakat anne-baba hattındaki gerginlik buna imkân vermez. Karşılıklı bir inatlaşma içerisinde gururlarından ödün vermeden çekişip dururlar.

Simin’in evi terk etmesiyle birlikte Nadir’in Alzheimer olan babası için bakıcıya ihtiyaç duyulur. Nadir kendisinin işte, kızının okulda olduğu zamanlarda babasına bakmak ve bazı ev işlerini yapmak üzere Raziye adındaki bir kadınla anlaşır. Raziye alt gelir grubunu temsil eden bir karakterdir ve dini hassasiyetleri yüksektir. Bunu hem giyim kuşamında hem de konuşmalarından anlarız. Raziye’nin eşi işten atılmıştır, çalışırken yanından getirmek zorunda kaldığı bir küçük kızı vardır ve işe başladığını baktığı kişinin erkek olması nedeniyle kocasından gizler. Üstelik işe başlarken dile getirmese de hamiledir. Raziye işe başlar fakat Nadir kadından beklediği hizmeti göremez. Alzheimer olan baba gazete almak için sokağa çıkar ve kaybolur. Raziye kan ter içinde bulur babayı. Başka bir gün ise Nadir işten erken döner. Ve filmin kırılma noktasını oluşturan olay yaşanır. Raziye babayı yattığı yatağa bağlayıp kapıyı üzerine kilitleyerek doktora gider. Nadir öfkeden deliye döner. Üstelik evden de bir miktar para eksilmiştir. Raziye eve dönünce şiddetli bir tartışma yaşanır. Nadir Raziye’yi ite kaka kapı dışarı eder. Bu esnada Raziye’nin çocuğunu düşürdüğü ortaya çıkar. Başta bahsettiğimiz izleyicinin hakem rolü bu krizle tekrar ortaya çıkar. Bir yandan babayı bağlayan Raziye’ye kızar Nadir’i haklı buluruz. Diğer taraftan bu haklılık hamile bir kadına bu şekilde davranmayı gerektirir mi diye sorarız. Hamileliğini baştan belirtse belki Nadir onu işe almaya yanaşmayacaktı diye düşünür ve Raziye’yi sinsilikle suçlarız. Nadir’in Raziye’nin hamileliğini bilip bilmediği konusu ise bir muammadır. Önceki sahnelerde Termeh’in öğretmeni ile Raziye’nin konuşmalarına Nadir kulak misafiri olmuş mudur olmamış mıdır? Dolayısıyla herhangi bir karaktere sırtımızı yaslayamayız. Kendimizi özdeşleştirebileceğimiz mutlak iyi karakterler yoktur. Tıpkı hayattaki gibi çelişkilerle doludur karakterler. Kimlikleri, zaafları, aidiyetlerine dair ipuçları hissettirilmeden hikâyeye dahil edilir. Hikâyeyi gerçek kılan budur belki.

Olay mahkemeye intikal eder. Raziye’nin durumunu öğrenen koca deliye döner. Nadir eğer Raziye’nin hamile olduğunu bile bile onu ittiği ortaya çıkarsa hapis cezası ile karşı kalacağını öğrenir. Mahkeme sahnelerinde sınıfsal ayrımı derinden hissederiz. Kızının öğretmeninin tanık olarak çağrılması söz konusu olduğunda Nadir itiraz ederek kızının ve okulunun böyle konulara bulaştırılmasını istemez. Raziye’nin kocası “Senin kızın önemli ama bizim çocuğumuz hayvan mı?” diyerek sınıfsal ayrımı işaret eder. Asabi kocanın laf arasında söylediği “Benim sorunum -Nadir’i işaretle- bu adam gibi konuşamam” demesi kendisinin eğitimsiz Nadir’in eğitimli biri olduğuna işaret eder.

Karşımızda iki farklı sınıfın bir ihtilaf üzerinden yollarının kesişmesi vardır. Bir tarafta Ray-ban gözlük takan, evden taşınma sahnesinde gördüğümüz üzere evinde piyano olan, apartmanda oturan, çiftlerin kendine ait araçları olan ve görece seküler kabul edilebilecek bir aile vardır. Diğer tarafta ise dinine daha bağlı, kenar mahallede yaşayan, işsiz bir adamı, evin geçimine katkı sağlayabilmek için hamile haliyle yaşlı bir adama bakmayı göze alan bir kadını görürüz. Yönetmen herhangi bir tarafı tutmadan veya yüceltmeden bu iki sınsıfın Sınıfları keskin olarak görsek de değişmeyen bazı şeyler vardır. Hangi sınıftan olursa olsun insanlar zaaflarıyla var olurlar Farhadi sinemasında. Mutlak iyi mutlak kötü yoktur. Hiçbir karakter kahraman değildir, kimse sütten çıkma ak kaşık değildir. İzleyici de bu belirsizliğin ortasında yolunu bulmaya çalışır. Nadir’i ilkeli ve dürüst bir adam olarak güvenecek oluruz ama onun aslında Raziye’nin hamile olduğunu Raziye, Termeh ve Termeh’in öğretmeninin konuşması esnasında kulak misafiri olduğunu kızı Termeh’e itiraf edince anlarız. Raziye’nin fetva hattını arayıp yaşlı bir adamın altını temizlemesinin dinen caiz olup olmadığını soracak kadar dinine bağlı olduğu vurgulanır. Fakat o da aslında çocuğunu Nadir’in onu itmesi yüzünden değil kayıp olan babayı ararken araba çarpması nedeniyle düşürdüğünü gizleyerek dürüstlüğünden taviz vermiştir. Raziye’nin kocası düşerek ölen bebeğinin hakkını mı aramaktadır yoksa Nadir’den para kopararak peşinde olan alacaklılarından mı kurtulmak istemektedir. Asghar Farhadi diğer filmlerinden aşina olduğumuz üslubuyla ufak bir yalanın ne gibi büyük felaketlere yol açacağını gösterir bize. Gerçekleri sakladıkça işler içinden çıkılmaz bir hal alır. Karakterler sorun çözme yöntemi olarak ilk elden yalana başvururlar ve yalanları ayaklarına dolaşır. Yönetmen bu gerçeği hissettirerek sınıfların, ülkelerin, siyasetin ve sınırların üstünde insanlığın genelini içine alan bir eleştiri yapar. Karakterler birbirine karşı dürüst oldukları zaman sorunlar acı da olsa çözüme kavuşmaktadır. Farhadi bu durumu hikâyenin içerisine öyle ustaca gizler ki yüzeysel bir didaktikliğe asla düşmez.

Filmle ilgili bir diğer okuma “kaçıp kurtulmak mı yoksa kalıp mücadele etmek mi” meselesi üzerine yapılabilir. Açılış sahnesinde Simin’in kaçıp kurtulmayı tercih edenlerden olduğunu görürüz. Nadir’in Simine’e karşı yaptığı sen en ufak sıkıntıda arkanı dönüp kaçtın minvalindeki eleştirisini de burada anabiliriz. Nadir kalıp mücadele etmeyi tercih eder ve kızını da böyle yetiştirmek ister. Baskıcı yönetimlerden, ekonomik problemlerden ve eğitim sorunlarından dolayı pek çok orta sınıf insanın ve özellikle sanatçıların batıya gitmek için fırsat kolladığı bilinen bir gerçek. Burada yönetmen bence bir tavır sergileyerek kolaya kaçmadan şartları zorlamak gerektiğini, insanın babasından da vatanından da kaçmaması gerektiğini söyler adeta. Nadir’in babasını bırakmamak konusundaki ısrarını bu açıdan okuyabiliriz.

Filmin finalinde çatışmalardan inatlaşmalardan yorgun düşmüş olan Nadir ve Simin artık ayrılık sürecini tamamlamaya karar vermişlerdir. Mahkeme salonunda gözleri dolu dolu Termeh beklemektedir. Hâkim Termeh’a kiminle yaşamak istediğini sorar. Termeh bir karar vermiştir.