Picture of Ali Güneş
Ali Güneş

Yankı Odalarında Ahlakımız Ölüyor mu?

A+ A-

Hatırlayanlar olacaktır, 90’ların başında internet hayatımıza girerken çok büyük bir vaatle gelmişti. Bize devasa bir “Küresel Köy” vadediyordu. Sınırlar kalkacak, herkes birbiriyle konuşacak, önyargılar kırılacak ve dev bir insanlık ailesi olacaktık.

30 yıl sonra bugün geldiğimiz yer ise maalesef hazin bir hayal kırıklığı. İnternet bizi bir küresel köyde falan buluşturmadı, tam aksine birbirine düşman milyonlarca “Küresel Getto” yarattı. Dijital dünyada biz buna “Yankı Odaları” diyoruz.

Şöyle bir sosyal medya akışınızı açıp bakın. Muhtemelen karşınıza çıkan herkes sizinle aynı fikirde. Herkes aynı partiyi tutuyor, aynı takımı destekliyor, aynı yaşam tarzını övüp duruyor ve “öteki” taraftan nefret ediyor. Ne kadar konforlu bir his değil mi? Hiçbir çatışma yok, kafa yormak yok, zihinsel bir terleme yok. Sadece kendi sesinizin size geri yansıdığı devasa bir ayna… Ama bu tatlı konforun çok korkunç bir bedeli var ve o bedel ahlaki körlüğün ta kendisi.

Ahlaki Çan Eğrisi modelini bir hatırlayalım. Toplumun büyük bir kısmı, ki buna Merkez Sağ diyebiliriz, ahlaki davranışını gerçekten doğru olduğu için değil de ayıplanmamak için sergiler. Bildiğimiz mahalle baskısı yani. Onlar için pusula vicdan falan değildir, asıl mesele kabileye olan sadakattir.

Eskiden mahallemiz fizikiydi ve belli sınırları vardı. İster istemez bakkalda, otobüste ya da okulda bizden olmayan birileriyle karşılaşırdık. İşte bu temas bizi radikalleşmekten koruyan doğal bir frendi aslında. Ama algoritmalar bu freni fena patlattı.

Facebook, X veya Instagram’ın algoritmaları tek bir amaç için kodlandı. O amaç da sizi o ekranda saniye bile olsa daha uzun süre tutmak. Bunun en kolay yolu da size hep duymak istediklerinizi söylemek, duymak istemediklerinizi yani öteki mahalleyi sizden gizlemektir. Algoritma sizin “Mavi” olduğunuzu anladığı an dünyadaki bütün “Kırmızı”ları ekranınızdan silip atar. Bir süre sonra dünyayı sadece Mavilerden ibaret sanmaya başlarsınız.

Sadece Mavilerin olduğu bir odada sıradan bir Mavi olmanın da pek kıymeti kalmaz. O grupta kabul görmek için “En Koyu Mavi” olmanız gerekir. İşte bugün dijital radikalleşmenin ve o bitmek bilmeyen linç kültürünün kökeni tam olarak bu. Bir şeye inandığımız için değil, kabilemize “Hey, ben buradayım ve sizdenim!” sinyali göndermek için ahlaksızlaşıyoruz.

Ahlaki kapasite aslında bir kas gibidir ve sadece zorlandığı zaman gelişir. Empati dediğimiz şey de bize benzemeyeni anlama çabasıdır zaten. İnanın bu çaba yorucudur, sağlam enerji ister.

Yankı odaları ise bizi bu zahmetten kökten kurtarır. Ötekinin acısını, onun haklı olabileceği ihtimalini veya insani yüzünü görmediğimizde empati kasımız da çalışmaz. Kullanılmayan her organ gibi o da zamanla körelir.

Bugün karşı mahalleye atılan o korkunç iftiraların, edilen o ağır küfürlerin sebebi insanların doğuştan kötü olması değil. Asıl sebep, o küfrü ettikleri kişinin de bir insan olduğunu unutacak kadar ondan izole edilmiş olmaları. Görünmez duvarın arkasındakini insan olarak görmeyen biri ona her şeyi yapabilir.

Ahlak öteki ile karşılaştığımız o ilk an başlar. Mevlana’nın da çok güzel ifade ettiği gibi aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir. Ama bırakın aynı duyguyu paylaşmayı, algoritmalar bizi aynı dili bile konuşamaz hale getirdi. Artık kelimelerin anlamları bile mahalleden mahalleye değişiyor.

Bu tam anlamıyla bir ahlaki tembelliktir. Ötekini anlamaya çalışmak kapasite gerektiren, yüksek maliyetli bir iş. Onu bir çırpıda hain, kâfir, yobaz veya elitist gibi bir etiketle damgalamak ise sıfır maliyetli ve acayip konforlu. Dijital dünya bize sürekli bu ucuz ahlakı satıyor. Biz de haklı olmanın o kibirli hazzını adil olmanın o zorlu yüküne tercih edip duruyoruz.

Çözüm ne o zaman? Algoritmaların fişini mi çekelim? Hayır, bu pek mümkün değil. Çözüm yine tasarımda ve biraz da bireysel irademizde gizli. Biz buna Minimum Uygulanabilir Sorumluluk diyoruz.

Kendi dijital duvarınızda ufak bir gedik açın. Bugün, evet hemen şimdi, hiç hoşlanmadığınız, fikirlerine asla katılmadığınız ama üslubu düzgün birini takibe alın. Onun yazdıkları ana sayfanıza düştükçe sinirleriniz bozulacak. Rahatınız kaçacak.

Çok güzel. İşte ahlak tam o an, o rahatsızlık hissinde başlar. Çünkü gerçek sadece kendi yankı odanızın duvarlarına çarpıp size geri dönen o seste değil, o duvarın arkasındaki gürültünün ta kendisindedir.

Unutmayın, sürekli kendi sesine aşık olan hakikati duyamaz.