Picture of Şahin Ali Şen
Şahin Ali Şen

Yapışkan Ekonomide İnatçı Enflasyon

A+ A-

Yapışkan ekonomi; genel fiyatlar düzeyinin düşmemesi, işsizliğin risk bölgesinden uzaklaşmaması, maliyet unsuru olan enerji fiyatlarının ve ücretlerin artmaya devam etmesidir.

Yapışkan enflasyon, yapışkan ekonominin en temel göstergelerinden biri. Merkez Bankası, 2026 yılı için yıllık enflasyon rakamını yüzde 16 olarak belirledi.

Ancak Nisan 2026 itibariyle TÜİK verilerine göre yıllık tüketici enflasyonu (TÜFE) yüzde 32.37 olarak gerçekleşti. Nisan ayında aylık bazda tüketici fiyatları yüzde 4.18 artarken, 2026 yılının ilk dört aylık kümülatif enflasyonu yüzde 14.64 seviyesini yakaladı. Dolayısıyla ilk altı ayda yüzde 16 hedefi rahatlıkla aşılacak.

Yapışkanlıktan kasıtta bu. Enflasyon yüzde 30 bandına yapıştı. Aşağıya düşmüyor.  İşsizlik yüzde 8-10 bandında sıkıştı, atıl iş gücü yüzde 28-30 arasında inip çıkıyor.  Dolayısıyla işsizlik yüzde 8, atıl işgücü yüzde 28 seviyesinde adeta dondu kaldı.

Döviz kurları artış hızı düşse de dolar 45, euro 53 sınırını aştı. Dolar 50’ye, euro 60’a koşuyor. Daha yıl sonunu görmeden bu rakamlar sürpriz olmayacak.

2024 yılı büyüme rakamı 3.3, 2025 yılı büyüme rakamı 3.6, IMF’nin Türkiye için 2026 yılı büyüme tahmini yüzde 3.4. Görüldüğü gibi büyüme rakamı da yüzde 3 etrafında yapışkan hale geldi.

Tam bu nokta soru şu: Bu yapışkan ekonomi ve yapışkan enflasyondan nasıl kurtulacağız?

Bu yapışkanlık; talep kaynaklı, maliyet kaynaklı tartışmaları yapılıyor. Ben ekonomideki bu yapışkanlığın daha köklerde olduğunu düşünüyorum. Birincisi, ekonomi yönetiminde bir zihniyet değişikliği gerekiyor. İkincisi, ekonomi ve ekonomiyi etkileyen tüm alanlarda yapısal bir reform zorunluluğu var.  

Ne demek istiyorum?

Döviz kurları yükseliyor, Merkez Bankası piyasaya döviz pompalıyor.

Hazine paraya ihtiyaç duyuyor. Yüksek faizle içerden ve dışardan borç buluyor.

Bütçenin gelirleri giderlerini karşılamıyor. Maliye vergileri artırıyor, cezaları yükseltiyor.

Neden döviz kurları yükseliyor? Neden Hazine olarak borçlanmaya mecbur kalıyoruz? Neden ekonomik kriz dönemlerinde vergileri düşürmemiz gerekirken vergileri artırmak zorunda kalıyoruz? Neden faizler bu kadar yüksek? Neden bütçe açığı, cari açık ve dış ticaret açığı veriyoruz? Neden emeklilerin bayram ikramiyesine zam yapacak kadar parasal kıtlık yaşıyoruz? Bu soruları sormuyoruz. Ve bu sorunları nasıl aşarız, sorusunu da sormuyoruz. Dolayısıyla pansuman tedbirlerle, geçici tedbirlerle yolumuza düşe kalka devam ediyoruz.

İşte bu soruları sormak için ekonomi yönetiminde bir zihniyet değişikliğine, sorunları kökünden ve kalıcı olarak çözmek için yapısal reformlara acilen ihtiyaç var.

Zihniyet değişimi ve yapısal reformlarla birlikte ekonomideki yapışkanlıktan kurtulmanın bir yolu da anlık taktik ve operasyonlar yerine büyük bir strateji oluşturmaktır. İkincisi ise, kısa vadeli çözümlerle zaman kaybetmekten vazgeçip uzun vadeli temel çarelere yönelmek zorunluktan da ötedir.

Peki bu stratejik ve uzun vadeli yapısal reformlar neler olabilir? Hepsini saymak bu yazıyı sığmaz ancak en önemlilerini hatırlatayım.

Üretim içindeki ithal girdilerin oranını azaltmak, yerli girdilerin oranı yükseltmek.

Düşük ve orta teknoloji tuzağından çıkarak imalat sanayi ve ihracat içindeki ileri teknoloji ürünlerinin oranını artırmak.

Başta işgücü, işletme, yönetici verimsizliği olmak üzere her alanda bir verimsizlik sorunu var. Verimlilik artırıcı önlemler acilen başlatılmalıdır.

Sanayide kapasite kullanım oranı düşük, sanayinin kapasitesinin artırılması için gerekli adımlar atılmalıdır. 

Yabancı yatırımcının sıcak para yerine doğrudan yatırımlara yönlendirilmesi, yerli sermayenin de fabrikalar kurması, atölyeler açması için teşvik edilmelidir.

Siyasal kutuplaşmaları azaltacak siyasal bir ortam oluşturmak, güven ortamını güçlendirmek elzemdir.

Sonuç olarak, bu ve benzeri tedbirleri almazsak yapışkan ekonomi devam eder, enflasyonun inadını kıramayız, yüksek enflasyon içinde durgunluk sarmalından kurtulamayız. Bizden söylemesi…