Yazmak mı Cehennem Susmak mı?
- Tarih:
Yazmak cennet midir cehennem mi? Yazmayan ne bilsin bunu, yazanlara selam olsun.
“Batı’nın İğvası” adlı romanıyla ünlenmiş Fransız romancı Andre Malrux mutsuzluğu şair ve yazarlar arasında taksim ederken mutluluğu ressamlar arasında bölüştürmüştür.
Cemal Süreya, İlhan Berk, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Tevfik Fikret gibi daha birçok ismin şairliklerinin yanı sıra ressam olduğunu öğrendiğimde bunun tesadüf olmadığını aksine dengeleyici ve kırık tahtaları onarıcı bir tarafının olduğuna kanaat getirmiştim.
II. Yeni’nin İlhan Berk’i de yazmayı cehennem bilenlerden. Yazmanın baskısı altında yaşayan birinin özgürlüğünün olmadığına inanır. O da resim yapmayı seviyor ve yazmanın mutsuzluğunu çizerek dengelemeye çalışıyor.
Usta hikayecimiz merhum Rasim Özdenören 2019 yılında Yeni Şafak gazetesinde yazdığı bir yazıda tam İlhan Berk gibi düşünmese de şöyle bir cümle kurabilmektedir: “Yazmak, biraz da cehenneme göz dikmektir” Bu iddialı cümleyi yazarın kaleminden çıkan şeyin büyük vebal gerektirmesinin yanı sıra yazarak cehennemliklerle haşır neşir olma mecburiyetine dayandırıyor. Zira Özdenören’e göre insan elinden çıkan cehennem betimlemeleri her zaman etkili olmuştur. Kur’an’daki cehennem tasvirleri de öyle.

Yazmak insanı mutluluk konusunda uyarır. O ara sıra kendisine gelen hoşnutluk durumunun aslında insanın bir dalgınlık ve unutuş hali olduğunu hatırlatır. Bir silüet gibi insana sürünüp geçen şeyin hayatın gerçek hali olmadığını söyler. Hayat kalemsiz yaşamanın mutluluk olduğu hususunda kitleleri inandırmıştır. Yaşanan bir şey kaleme konu oluyor ya da kalem yaşamanın önüne geçiyorsa bir şeyler yolunda gitmiyor demektir. Şayet yazmamak cennetse yazmak bu cennetten sürülmektir. Zira dünya insan için ideal bir yaşam alanı değildir. Bir başka tabirle dünya işlerin yolunda gitmediği yerin adıdır. İşler yolunda gitmiyorsa dünya dizgesinin önünde veya karşısında durmak, ona karşı savunma ya da itiraz geliştirmek gayet tabiidir. Bu haliyle muhtemelen ideal yaşam alanı olarak tavsif edilip inandığımız cennette yazı ve türevleri de olmayacaktır. Çünkü cennette işler yolundadır ve orada kaos yoktur, mutlak mutluluk vardır. Yazarın yazısından değil Yaratıcının yazgısından bahsedilebilir ancak.
Şimdi sormadan geçmeyelim, yazar yazmakta neyi arar? Bahanesi ne olursa olsun, yazarın yazıda aradığı dünyada bulamadığıdır. Buna mutluluk demek bu arayışı küçültmek olacağından “evrenin süjesi-öznesi- olma mertebesine ulaşmak” demek daha isabetli olur kanaatindeyim.
Yazmak mı cehennem yazmamak yani susmak mı? Yazarın ruhu yaşamakla yazmak arasında cenderededir. Şair İsmet Özel’in ifadesiyle “yaşamayı bileydi” ya da “yaşamayabileydi” yazar mıydı hiç şiir? Bu çatışmayı derinden yaşayan yazarlarımızdan biri usta hikayecimiz Sait Faik Abasıyanık’tır. Sait Faik yaşadığı bu ikileme nasıl nokta koyduğunu şöyle anlatır:
“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada, namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, haset neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım!” (Sait Faik-Son Kuşlar)
Bir insanın yazdığı yaşadığından, yaşadığı da yazdığından bellidir. Hangisi daha zehirlidir, yaşamak mı, yazmak mı, susmak mı? Şaire sorarsak kin suskuyu doğurur: “Kin susturur insanı, acına çıdam denir/ Susulunca tutulan çetele simsiyahtır.”, (İ. Özel-Esenlik Bildirisi), “Susmak elbette zehirlidir/ Ve rahatlık getirir yazıklanmak da” (İ. Özel-Propaganda) Yazmak zehirli ise susmak süründürücü olmalıdır. Her ikisini terk edip de kendini yaşamın akışına bırakmak isteyenler de yok değildir. Yazmanın ve yazar olmanın en büyük sıkıntısı belki de burada yatıyor. Yani insana 24 saat beyninin gerektiği bir dünyanın yükünü omuzlamak. Ezra Pound’un “Göl Adası” şiiri tam da bu yorgunluk ve yılgınlığı anlatır:
Ey Tanrım, ey Venüs, ey Mercury, hırsızların koruyucusu
Son günlerimde, n’olursun, bir küçük tütüncü dükkânı ver bana,
Küçük, parlak kutularım olsun
tertemiz raflara dizilmiş
Yumuşak, kokulu tütünlerim de
Pırıl pırıl Virginia tütünü de
serilmiş altına parlak, cam tezgâhımın
Bir terazi ver bana, çok yağlı olmasın,
Orospular da damlasın ara sıra
İki çift lâf etmeye, saçlarını düzeltmeye ya da.
Ey Tanrım, ey Venüs, ey Mercury, hırsızların koruyucusu,
Bir küçük tütüncü dükkânını ödünç ver bana,
ya da hangi mesleğe yazarsan yaz
İnsana her zaman beyninin gerektiği
bu kahrolası yazarlık mesleğinden başka.
(Çeviri-Ülkü Tamer)



