Picture of Fatih Yılmaz
Fatih Yılmaz

Yeni Nesil Eğitim

A+ A-

Eğitim öğretim dünyasında eskiden beri temel bir soru vardı, “ne biliyorsun?” Zamanla işler değişti, yöntem ve metotlar değişti, eğitim öğretim şekli, ortamı, araç ve gereçleri değişti, cevapların bile bir kısmı değişti, dolayısıyla sorular da değişti. Geldiğimiz noktada soru şu, “nasıl öğreniyor, yorumluyor ve öğrendiklerinle neler yapıyorsun?”

Kişiye özel öğrenme şekli problemin ana omurgasını oluşturuyor. Öğrencilerimizin hepsini aynı görme, aynı sınıflarda, aynı müfredattan geçirme, aynı yaklaşımlarla, aynı teknikleri uygulama dönemi artık geçerliliğini kaybetmeye başladı. Siz bu konuda ne kadar direnirseniz direnin, yeni çağda bu şekilde bir sistemle ilerlemeniz, rekabet içinde olmanız pek mümkün gözükmüyor. “Her çocuk özeldir, bizim için her vatan evladı aynı değerdedir” gibi kalıplaşmış, pratikte çok fazla karşılığı olmayan sloganik söylemler artık tükenmiş durumda. Eğitim öğretimi tek tipçi anlayıştan çıkarıp, öğrenci merkezli, yapay zekâ destekli bir alana taşımakta fayda var. Artık işler eskisinden çok daha kolay. Sadece gelişen teknoloji ve geçmiş birikimimizi doğru bir formülasyonda harmanlayarak, gerçekçi, sürdürülebilir ve devamlılığı olan stratejiler geliştirmemiz gerekiyor. Buna genel olarak “eğitimde dönüşüm” diyebiliriz. Konu sadece dijital dönüşüm değil aynı zamanda zihinsel bir dönüşüm olmalı.

Eğitim öğretim sadece okulda olur fikrinin artık çok bir karşılığı yok. Hatta okulsuz bir toplum tartışmaları bile gündemde. Öğrenme herhangi bir sınır tanımadığı gibi zaman da tanımıyor. Hayat boyu öğrenme fikri artık bir tavsiyeden öte bir zorunluluk haline geldi. Yeni neslin tek bir beceri ve diploma ile emekliliğe kadar süren bir çalışma kalıbına sığmadığını görüyoruz. Artık öğrenme devamlılığı olduğu için, insanlar öğrendikçe kabına sığmamaya başlıyor. Bu da özellikle gençlerin daha dinamik ve değişken bir hayat beklentilerini oldukça artırıyor. Öğrenmekten vazgeçenlerin geride kaldığı gerçeği ise artık birçoğumuz tarafından fark edilmiş bir gerçek.

Ayrıca geleneksel tarz öğretmen ve okullar ile kalite arasındaki mesafe her geçen gün açılıyor. Nitelikli gençler her şeyi gözlemlediği gibi okul dışındaki renkli dünyayı ya da yeni nesil öğretmenleri de çok yakından takip ediyor. Bu noktada tercih edilmemeniz, sizin zamanla yarıştan kopmanıza neden oluyor. Dikkat ederseniz eski tip öğretmenlerin en nitelikli okullarda bile öğrencilerle sorun yaşadığını görüyorsunuz. Kendine çeki düzen vermesi gerekenler emin olun öğrenciler değil öğretmenlerdir.

Dijital platformların renkli dünyası, alanında uzman içerik üreticiler, kolaylıkla ulaşılabilen belgeseller, genel olarak her türlü bilgiye ulaşmanın sorun olmaktan çıkması, öğretmenlere çok önemli bir mesaj veriyor, “titre ve kendine gel, yoksa öğretmenlik hayatın seni zorlayan, öğrencilerin baskısı altında süren, stres dolu bir döneme dönüşebilir.” Artık öğrenme süreçleri soyut alandan somut alanlara taşınıyor. Öğrenciler için bilmek ve öğrenmek diye bir sorun olmadığı için, onlar dokunmak, hissetmek, deneyimlemek istiyor. Daha açıkçası özgün içerikler ve değerli yorumlar dikkatlerini çekiyor.

Milli eğitim bakanlığı yeni dönemde müfredat olarak aslında konuyu yakından takip ediyor ama gelin görün ki okullarda uygulama noktasında hem idareciler hem de öğretmenler ciddi zorluklar yaşıyor. Özellikle öğretmenler işin içinden çıkmakta çok zorlanıyor. Bilgi merkezli eğitimin sonuna yaklaşıldığı herkes tarafından anlaşılsa da yetkinlik odaklı bir eğitim nasıl koordine edilir bilinmiyor. Geleneksel öğretmen anlayışının ağır baskısı yeni dönemde eleştirel düşünme, yaratıcılık, dijital dönüşüm, iletişim becerileri gibi değişikliklerin uygulanmasında ciddi zorluk yaşatıyor. Bu bağlamda “21. yüzyıl becerileri” üzerine en çok çalışılıp, düşünülmesi gereken alan olarak dikkat çekiyor.

Özetle, burada rolü en baştan yazılan ana karakter öğretmen. Kendini yeniden formatlaması gereken ve bu noktada en büyük zorlukları yaşayacak olan yine öğretmen. Geleneksel öğretmen algısının artık pek bir karşılığı yok. Öğretmenin artık bir rehber gibi, yol gösteren, cevaplardan çok sorularla ilgilenen, iletişimi daha yatay pozisyonda yürüten, bilgi merkezli değil, yorum merkezli hareket eden, öğrenciye dikte eden değil, öğrencinin öğrenme, merak ve hayal dünyasını güçlendiren bir sanatçı gibi hareket etmesi çok daha verimli sonuçların açığa çıkmasına vesile olacaktır.

Eğitim dünyasında yeni bir hikâye yazılıyor. Umarım bu sefer öğretmenlerimiz başrol oyunculuğunu kapar.