Picture of Mümtaz Nizam
Mümtaz Nizam

Yumuşak Despotizm ve Minör Direniş: Bizi “Dürten” İktidara Karşı Politik Bir Çıkış

A+ A-

Modern iktidar artık karşımıza elinde kırbaçla, yasaklarla veya hapishane duvarlarıyla çıkmıyor. 21. yüzyılın yönetimselliği, yüzüne “özgürlükçü” bir maske takmış, çok daha sinsi ve ince ayarlı bir mühendislik projesine dönüşmüş durumda. Foucault’nun on yıllar önce işaret ettiği bedenleri disipline eden “biyo-iktidar”, bugün yerini Deleuze’ün “denetim toplumu”na bıraktı. Artık arzularımız, tercihlerimiz ve davranışlarımız, kaba kuvvetle değil, algoritmik bir kesinlikle “optimize” ediliyor. İçinde bulunduğumuz bu yeni politik sahnede temel gerilim şudur: Bizi verimli birer “veri noktasına” indirgeyen teknokratik aklın karşısında, kendi öznelliğimizi yeniden inşa edecek o çatlağı bulabilir miyiz?

Bu yeni iktidar biçiminin en parlak vitrini, davranışsal iktisatçıların göklere çıkardığı, Richard Thaler ve Cass Sunstein’ın meşhur ettiği “Dürtme” (Nudge) teorisidir. Masum bir yardımcı gibi sunulan bu teoriye göre devlet veya şirketler, vatandaşların iyiliği için “seçim mimarisini” düzenleyen birer rehberdir. Ancak “Libertaryen Paternalizm” olarak pazarlanan bu makyajı kazıdığınızda, altından saf bir tekno-paternalizm çıkar. Bu yaklaşım, vatandaşı rasyonel bir politik özne olarak değil; bilişsel hatalarla malul, düzeltilmesi gereken bir “arıza” olarak görür. Böylece yoksulluk, adaletsiz gelir dağılımı gibi yapısal sorunlar depolitize edilerek, bireyin finansal okuryazarlık eksikliğine indirgenir ve vatandaş “tasarrufa dürtüklenerek” sistemin çarkları yağlanır. Alexis de Tocqueville’in yüzyıllar önce korktuğu “yumuşak despotizm” tam da budur: Sizi zincire vurmaz, ama seçeneklerinizi öyle bir dizayn eder ki, sistemin istediği kapıdan çıkmaktan başka şansınız kalmaz.

İnsanı edilgen bir nesneye dönüştüren bu kuşatmaya karşı verilecek cevap ise Deleuze ve Guattari’nin “Minör Siyaset” kavramında gizlidir. Sanıldığı gibi “azınlıkların hak talebi” olmayan minör siyaset, egemen olanın (Majör) dilini, kurallarını ve dayatmalarını içeriden bükme, bozma ve dönüştürme sanatıdır. Eğer Dürtme teorisi bizi “tüketici” veya “kullanıcı” kalıplarına sokmaya çalışıyorsa; minör siyaset bu kalıpları reddedip “kaçış hatları” yaratarak, yönetimselliğin kodlarını kırmayı ve “başka türlü bir özne” olabilmeyi hedefler.

Bu soyut politik çatışma, gündelik hayatın en basit kararlarında, örneğin gıda ile kurduğumuz ilişkide somutlaşır. Dürtme teorisi, okul kantininde salatayı ön sıraya koyarak sizi zayıflatmak isterken, bedeninizi tıbbi bir nesne, beslenmeyi de matematiksel bir girdi-çıktı işlemi olarak gören “biyo-politik” bir müdahalede bulunur. Sizi değiştirir ama özgürleştirmez. Buna karşılık minör siyaset, meseleyi kalori hesabında bırakmaz. Bir gıda kooperatifi kurmak, tohum takas şenliği düzenlemek veya kent bostanında örgütlenmek; gıdayı endüstriyel kapitalizmin elinden kurtarıp, ona politik ve etik bir anlam yüklemektir. Buradaki direniş, “ne yediğimizle” değil, gıda üzerinden kurulan sömürü düzenini reddederek “nasıl yaşadığımızla” ilgilidir; zira biri sizi zayıf bir tüketici yaparken, diğeri gıda egemenliğine sahip bir yurttaş yapar.

Bedenimiz üzerindeki bu müdahalenin bir benzeri, dijital kimliğimiz üzerinde de “karanlık dürtmeler” (Dark Patterns) aracılığıyla kurulur. Dijital platformlar, “Tümünü Kabul Et” butonuyla iradenizi gasp edip sizi rızası imal edilmiş bir veri kaynağına dönüştürürken, minör bir politika izlemek sadece “Reddet” butonuna basmakla sınırlı kalamaz. “Terms of Service; Didn’t Read” gibi kolektif inisiyatiflerle o okunmayan sözleşmelerin şifresini kırmak, açık kaynak kodlu yazılımları savunmak ve gözetim kapitalizminin veriye dayalı iktidarını sabote etmek gerekir. Minör siyaset, dijital alanda bize biçilen “pasif kullanıcı” rolünü reddedip, teknolojiyi kendi öznelliğimiz için bir araç haline getirme mücadelesidir.

Nihayetinde, Dürtme teorisi ve onun temsil ettiği tekno-paternalist iktidar, insanın iç dünyasını, arzularını ve anlam arayışını bir “kara kutu” olarak görür ve o kutuyu kapalı tutarak sadece çıktıları yönetmek ister. Minör siyasetin çağrısı ise o kara kutuyu patlatmaktır. Önümüzdeki politik görev, seçim mimarlarının bizim için tasarladığı labirentlerde doğru peyniri bulmak değil; o labirentin duvarlarını yıkacak “minör” gedikler açmaktır. Çünkü gerçek özgürlük, sunulan şıklar arasında tercih yapmak değil; tercih menüsünü bizzat kaleme almaktır.