Zihin Çekmecesi Karışıklar
- Tarih:
İnsaf ile vicdan tek yumurta ikizidir. İnsaniyet adlı aynı anneden dünyaya gelmişlerdir. Babaları “din”dir. Hiçbir vahyi sistem Hz. İsa değildir; babasız değildir. Salt insaf kifayet etmez hakikat yolculuğuna, vicdanın da ona refakat etmesi gerek. İki kişinin yolculuğunu salaha çıkaracak, refakatçiye de refik olacak bir kılavuz lazımdır ki o dindir. Değil midir ki yola yalnız çıkanı yol yolda bırakır. Üçüncüsü yoksa ne ikinci vardır ne de birinci. Sen ve ben yola koyulmuşsa şahit olarak mutlaka “O” olmalıdır.
Aktüel zamanlarda hayat insana kendi varlığını dayatır. Yol gidilecek değil, üzerinde tepinilecek bir satıhtır artık. Yol kenarları yolculuğa refakatsiz ve kılavuzsuz tek çıkanlarla doludur. Sefere tek çıkan tekler. Yürüdükçe dünyanın hiç de tekin bir yer olmadığını kavrar. Haramiler ağaç kovuklarına, kuytulara ve dağ başlarına sinmiştir. Yolcunun bedenini ele geçiremezse, korku ve endişesini ele geçirir. Karanlık ellerini omzuna dokunarak ensesini, oradan da hareketle sesini, nefesini ve en sonunda da yolculuğunu ele geçirir. Bütün bu kadar cümleyi bahçeyi dolaşarak şu gerçeğe ulaşmak için yazdım:
“Biz refiksiz ve kılavuzsuz yola çıktığı için haramilerce yolculuğu ele geçirilmiş bir kuşağız”
Şimdi arkaya yaslanıp kulak misafiri değil kulak ev sahibi olarak Yunus’un yürüdüğü güzergahtan onun yolculuğuna eşlik edebiliriz: “Emir Hac göçeli hayli zamandır/ Muhammed cümleye dindir imandır/ Delilsiz gidilmez yollar yamandır/Göçtü kervan kaldık dağlar başında” Yalnızlığımız yolun Özoğlu olmayışımızdandır. İnsaf ile çıkılan yolda vicdanı, vicdan ile çıkılan yolda insafı evde unuttuğumuz için yalnızlığımız her geçen gün biraz daha depreşip katmerleşiyor.
Bir kelimenin etimolojik anlamları aynı zamanda o kelimenin niyetinin ifadesidir. Cümle içinde kullanıldıkça her kelime kökenine ait o anlamı fısıldar. İnsaf da böyledir. “Yarım” anlamını havidir. “İnsaf dinin yarısıdır” sözünü bu çerçevede değerlendirmek doğru olur. İnsaf bir yolculuğa çıkmaya karar verse ilk iş olarak yanına vicdan, merhamet, adalet ve hakkaniyeti alırdı. Ne de olsa varlığındaki güç ve kuşatıcılığı bu dört yoldaşına borçludur. Vicdan insafın yarım tarafını tamamlamak için bütün teçhizatını seferber eder. Zira o, eksiği tamamlamanın doruğa ulaşmış sevincidir ki biz ona vecd diyoruz. Eksik kalanı aramaktan mütevellit yorgunluk “bulma coşkusuyla” yerini bitimsiz neşveye bırakmıştır.

Vicdan bir insanın şahsiyet çekmecelerinde var olanı ortaya çıkarır. Çekmeceleri dağınık olan insan bulmak için çaba sarfetmek yerine bulduğu herhangi bir şeyi bulması gerektiği şeyin yerine ikame eder. Vicdanın yerine ikame edilen şey genellikle pragmatik aparatlardır.
Buraya kadar sözün elinden tutup mahalleyi dolandırdığımın farkındayım. Sadede gelirsek, demem o ki:
İnsafsız yola çıkıldığı ve vicdanın yarı yolda bırakıldığı, yol yürüyorum zannedip de yoldan çıkıldığı günlerden geçiyoruz. Günler yolumuz olmuş. Dil yordamını kaybetmiş. Mezhep zehaba dönüşürken mezahip yoldan çıkmak sayılmış. Çünkü kılavuz kaptan geminin güvertesinden aşağı atılmış. Üstelik kaptansız gemiye bir de “Nuh’un Gemisi” adını vermişler.
Şimdi herkes herkesten müşteki. Yanlış giden şeylerin, umarsızlığın ve de duyarsızlığın sahibi yok. Gemiyi karaya oturtan yanlış hesap kime ait? Bazıları matematik diyor, kimisi kader. Hesap yanlış olduktan sonra ha o, ha o; ne fark eder? Fuzuli gibi karaya oturan geminin sorumlusuna “felek” deyip geçelim mi?
“Ey felek! Zulmün haddi aştı insaf et, / Yeter şerlileri yücelttiğin ve şereflileri küçülttüğün”
Atalar kültünde kötü ve yanlış giden her şeyin sebebi ve sorumlusu “felek”tir. Garibim felek de çaresiz her kabahat ve suçlamayı peşinen üstleniverir.
Güçlü olanı kutsama çok eski bir perestiş biçimidir. Modern zamanlarda bu perestişin yeni sürümleri piyasaya sürülmüştür. Zalimler karşısında vicdanı ve insafı balon gibi sönerek inişe geçen sözde dini bütün taifeyi görünce söylenenin aksine “Önce tarik, sonra refik” demekten başka çare kalmıyor.



