Feminizm Üzerine
- Tarih:
Dolandırıcılık denildiğinde akla maddi şeyler gelse de aslında daha etkili, kırıcı ve telafisi çok zor olan türlü çeşitleri vardır. Maddi konuların sosyal alanlardaki izdüşümleri genelde gözden kaçar. Belki tarifini tam ve yerinde yapmadığımızdan, sağlıklı bir şekilde algılayamayız. Dolayısıyla anlamak anlamlandırmak da zorlaşır. Böylelikle kirli oyunların içerisine zamanla mahkûm edilir ve farkında olmadan yeni normaller olarak birlikte yaşamaya devam ederiz. Biraz somutlaştırmak gerekirse, insanların hayallerini umutlarını çalmak, bir babayı ya da anneyi öldürerek o kişinin hayatını ve evlatlarının güzel günlerini çalmak, yapılan işe hile hurda karıştırarak, adam kayırıp, iltimas geçerek başkalarının hak ve hukukunu çalmak gibi.
Mesela dünya tarihinin en büyük dolandırıcılıklarından biri de feminizmdir, mağdur ise tüm kadınlardır. Bu sahte oyun kadınlara güç ve özgürlük verme vaadi ile başladı ardından onları tükenmişliğe, strese ve esarete mahkûm etti. Açıkçası kadınları kendi öz benliklerinden çaldı.
Kadınlar hem erkek gibi çalışmaya hem de evin tüm yükünü sırtlarında taşımaya zorlandı. Kendi yaratılışlarına uygun olmayan eril bir sistemin içine hapsedildiler. Erkeklerle yarışmalarını, erkek gibi liderlik etmelerini, erkeklere has meslekleri yapmalarını, erkek gibi düşünmelerini, konuşmalarını ve hareket etmelerini söyleyerek tüm kadınların ruhunu çaldılar. Baskı ve stres dolu bir halin içine hapsedildiler. Böylelikle kadınlar hiçbir şeyi doğru hissetmemeye başladı. Gerçek güçleri olan kadınlığa has yumuşaklık, uyum, duygusal zekâ ve içten hisleri ellerinden alındı. Tamamlamak için yaratıldıkları erkeklerin kötü birer kopyası haline dönüştürüldüler. Oysa kadın kadın, erkek erkektir. İki farklı yaratılış birbirine benzetilemez sadece birbirini tamamlayabilir. Kadınların yapamadığı işler olduğu gibi erkeklerin de yapamadığı işler vardır. Tıpkı bazı işleri kadınların yapabiliyor olması ve erkeklerin yapamaması gibi. Kadın ve erkek arasındaki doğal dengeyi bozmanın adına özellikle kadınları suistimal ederek feminizm dediler.
Bu durum hayatın akışını ve düzenini bozmaktan başka bir işe yaramadı. Bir şeyi olması gereken yerden kaldırdığınızda nereye koyarsanız koyun sonuç her zaman olumsuz ve zararlıdır. Balık suda yüzer, kuşlar uçar, su akar, ateş yakar.
Bugüne geldiğimizde ise kadınların kendi öz tasarımlarına geri dönmeden, yeniden anne olmadan, erkeği tamamlayan, barış, sevgi ve hoşgörü inşa eden birey olmadan gerçek özgürlüğe kavuşmaları pek de mümkün gözükmüyor.




