Osmanlı’dan Günümüze Kısaca Türk Eğitim Sistemi
- Tarih:
Osmanlı da Batılı anlamda ilk eğitim sisteminin temelleri 18.yüzyıla dayanmaktadır. Onun öncesinde ise eğitim faaliyetlerini medreseler ve tekkeler yürütmektedir. Medreseler zahir ilimlere öncelik verirken tekkeler manevi ilimlerin merkezidir. Hatta 16. Ve 17. yüzyıllarda tasavvuf ekolünden gelen Sivasiler ile medrese çıkışlı ulema olan Kadızadeliler ilmi olarak büyük tartışmalar yaşanmıştır.
18.yüzyılda devletin yüzünü artık Batı’ya dönmeye başlamasıyla Askeri anlamda ilk yenilikler yapılmaya başlandı. 1734 yılında 1.Mahmud Hendeshane’yi kurdu. Burada Batı tarzında teknik ve askeri eğitim verildi. Askeriyenin gittikçe modernleşmesi düzenli ordunun 2.Mahmud tarafından lağvedilmesine kadar vardı. Bu durumda devlet savunmasız kaldı ve beraberinde bir çok toprak kaybı getirdi.
Osmanlı Devleti Askeriye de yaptığı yanlış Batılılaşmayı eğitim sisteminde de uyguladı ve sonucunda ülke de Dersim bölgesine kadar varan yabancı okullar ile doldu. Alman, Fransız, İngiliz, Amerikan vb. okullar Hristiyan cemaatlerin elinde bir misyonerlik aracı oldu. Sadece Müslümanlara yönelik değil asıl amaçları Anadolu’da ve Rumeli de yaşayan azınlıklara ulaşıp kendi emperyalist amaçlarına uygun bir şekilde dini propaganda yürütebilmekti. Ortodoks ve Katolik Ermeniler Protestanlaştırılmaya çalışılıyor Mormonlar dahi Osmanlı toprakların da misyonerlik yapmaya çalışılıyordu.
1857’de önce Maarif-i Umumiye Nezareti yani Milli Eğitim Bakanlığı kurulmuş ve 1869 yılında yapılan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile eğitim ilk kez aşamalı bir hale getirilmiştir. İptiadi, Rüşdiye, İdadi – Sultani ve Darülfünun olmak üzere dört aşamaydı. Bu sistem ile eğitim merkezileştirilmiştir. Medreseli ve mektepli ayrılığı ortaya çıkmıştır. Mekteplerde yetişen gençler ise ilerleyen zamanlarda İttihat ve Terakki’nin temelini atmış ve Milli Kurtuluş Savaşımızın kadrolarını oluşturmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla eğitim modelinde değişikliğe gidilmiş ve 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Medreseler kapatılmıştır. Bu şekilde eğitim tek bir merkeze bağlanmıştır. Bu yenilik ile eğitim laikleştirilmiş ve kadınların eğitime eşit katılımı sağlanmaya çalışılmıştır. İlerleyen yıllarda bu değişiklikleri Harf Devrimi ve diğer inkılaplar takip etmiştir.

600 yıllık saltanatın altında yaşayan bir toplumun hemen bu devrimleri kabul etmesi doğal olarak beklenemezdi. Halka devrimleri açıklayabilmek ve okuma yazma oranını kırsalda da artırabilmek adına Halk Evleri ve Köy Enstitüleri hayata geçirildi. Bu Köy Enstitüleri’nde yetişen Anadolu gençleri çeşitli musiki aletleri çalabiliyor, dünya edebiyatı klasiklerini okuyarak kendisini geliştiriyor ve farklı spor dallarında kendilerini gösteriyorlardı. Hayata dair neredeyse her şey Köy Enstitüleri’nde vardı. Osmanlı’nın artık son dönemlerinde sırtını döndüğü köylü sınıfına Cumhuriyet sahip çıkıyordu. Maalesef ki siyasi kaygılar ve sözde dini bazı gerekçelerle 1954 yılında kapatıldılar. Türkiye Cumhuriyeti’nin şuana kadar uyguladığı en iyi eğitim politikalarından biri olarak tarihe geçti. Halk Evleri ise daha çok şehirlerde ve kasabalarda örgütlendi. Türk Ocağı alt yapısını kullanarak örgütlenerek Halk Evleri’nde Ülkü dergisi çıkarıldı. 1951 yılına gelindiğinde CHP’nin örgütlenme alanı görülerek kapatılsa da tekrar açıldı. Tekrar açıldığında ise tamamıyla siyasi bir yöndeydi.
Adnan Menderes dönemiyle ise eğitim sistemi artık yavaş yavaş o çok yönlü insan yetiştirme kabiliyetini kaybetmiş ve tek tipleşmeye başlamıştır. Marshall Planı ile ülkemize Amerikan modeli eğitim sistemi uygulamaya sokulmuştur. 1951 yılında ise ilk İmam Hatipler açılmıştır. Müfredata din dersleri eklenmiş ve Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan katı uygulamalardan vaz geçilmiştir.
1960’lı yıllara gelindiğinde ise Devlet Planlama teşkilatının kurulmasıyla eğitim sistemi ekonomik kalkınmaya entegre edilmeye başlandı. 1960 Anayasası’nın da yarattığı özgürlükçü ortamla beraber üniversitelerde farklı fikirler kendini ifade etme fırsatı bulmuş ve 1968 – 1980 arası ortaokullara kadar inen siyasi gerginlikler kendisini göstermişti. Üniversite koridorlarında yaşanan kavgalar ülke siyasetini şekillendirmeye başlamıştı. Üniversite okumaya gidecek gençlere verilen ilk tavsiye, anarşiklere uymaması etliye sütlüye karışmamaları gerektirdiğiydi. 1980 Darbesi’nin yaşanmasıyla da beraber üniversitelerin özerk yapıları zarar görmüş ve 60 Anayasası’nın getirdiği özgürlükler kısıtlanmıştı. 1981 yılında YÖK’ün kurulmasıyla artık üniversiteler tamamıyla devlet egemenliğindeydi.
MEB’e bağlı okullarda ise 1997 tarihi ile birlikte 5 yıl olan ilkokul ve 3 yıl olan ortaokul birleştirilerek 8 yıllık zorunlu eğitime geçildi. Bu sistem 2012’ye kadar devam etse de Ömer Dinçer döneminde 4+4+4 sitemine geçilerek zorunlu eğitim 12 yıl oldu. Gerek liseye geçiş gerek üniversiteye geçiş sınavları ise herkesin malumu olduğu üzere tam bir düzene oturtulmadan sürekli değiştirildi. En son ise Maarif modeline geçildi. Öğrenciler artık testlerin değil yoruma dayalı klasik soruların muhatabı olacak.




