Yitirdiklerimiz Bizi Yaşatıyor mu?
- Tarih:
İnsan yitirdiklerinden kalan hatıraları biriktikçe ölür mü yoksa yaşama yeni umutlar ekleme gücüne mi yönelir? Her gün yaşamak için kalktığımız dünyada yolumuzun bizi karşılamadığı bir boşlukta gibiyiz. Zihinlerimizde ilerlemenin karşılığı hep bir düzlemde, bir rotada olacakmış gibi. Halbuki insan yitirdiklerinin hüzünleri ile ölüme daha fazla güvenen bir varlıktır. Bab’Aziz filminde, yolun varacağı yer mi yoksa yolculuk mu sorgusu üzerinden hakikat vurgusu yapıldığını hatırladıkça her gün kendi çölümüzde kaybolduğumuz bir defa daha aklıma geliyor. Kayboluyoruz çünkü aramanın kolayını bulduk. Sorularımıza cevap veren yapay asistanlar her an bizimle. Fakat sonsuz yol aydınlığı için ne gerekli? Gözümüzü kapattığımızda bizi içine çeken bir şey var mı? Unutmak için mi yaşamın çeşitliği içerisinde dolaşıyoruz? Nedenlerimiz ruhumuzun inandığı yansımalar mı?
Aslında sorgular da hakikatten kaçıştır. Aynı az önce benim yaptığım gibi. Yaşamak dimdik ayakta bir kıyamdır. Dosdoğru, duru bir şekilde yaşamak, yaşatmak, kol kola dost olup içtenliğin ile tebessümünü her anına yaymak… Bildiklerinle amel edip bilmediklerine açık bir öğrenme iştahıdır. Sorgular önümüzden geçip gidene bile geç kalmamıza neden olabiliyor. Akif Emre’nin İzler kitabını okurken yaşam çizgisindeki eğimlerin kalabalık alkışlardan ziyade ince, zarif yolları telaş etmeden yürümekten geçtiğini fark etmiştim. Yetişmeye çalışmak geç kalmanın başlangıcı oluyor zira.
İşte bunca yetişmek yükü, hayattaki önceliklerimizi gasp ediyor. Halbuki insanın telaşsız bir sonla karşılaşacağı o kadar açık ki. Yaşamak ölüme her gün biraz daha alışmak için bir neden. Sonsuzluğa götüreceğimiz değerlerimiz ne kadar fazla ise o kadar kalbimizce yaşamışız demektir. Belki de rahmetli Bülent Akyürek’in dediği gibi: “Geriye bizden bir kelime kalmalı” İşte belki de o en güzel kelimeyi bulmak için olmalı tüm çabamız. Yaşamak iyi anımsanacak bir hatıra kadar sade ve huzurla olmalı.




