Picture of Murat Kılıç
Murat Kılıç

Borçla Dönen Hayat

A+ A-

Türkiye’de Geçim Neden Kredi Kartına Teslim Oldu?

Maaşın yattığı gün sevinç artık kısa sürüyor. Hesaba para giriyor, önce kredi kartı ekstresi kapanıyor, ardından kira çıkıyor, faturalar ödeniyor; geriye kalanla ay değil, birkaç gün dönüyor. Sonrası yine kart, yine kredili mevduat hesabı, yine erteleme. Türkiye’de borç artık istisnai bir finansman aracı değil; geçinebilmenin gündelik dili haline geldi.

Son tablo bunu açıkça gösteriyor. BDDK’nın (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) 17 Nisan 2026 haftalık verilerine göre tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarının toplamı 6,14 trilyon TL’ye ulaştı. Bunun yaklaşık 2,99 trilyon TL’si bireysel kredi kartı, 2,35 trilyon TL’si ihtiyaç kredisi, yaklaşık 270 milyar TL’si de kredili mevduat hesabı (KMH) bakiyesi. Yani mesele artık yalnız kredi kartı değil; hayatın farklı alanları farklı borç araçlarına yaslanarak dönüyor.

Daha çarpıcı olan, borcun tabana yayılması. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin Şubat 2026 bültenine göre bireysel kredi kullanan müşteri sayısı 44 milyona ulaştı; kişi başına ortalama kredi bakiyesi ise 140 bin TL oldu. Bu tablo tek başına şunu söylüyor: Borç artık dar bir kesimin değil, toplumun çok geniş bir bölümünün ortak gerçeği. Üstelik kişi başına ortalama borcun hızla büyüdüğü bir dönemde ücretlerin aynı hızda arttığını söylemek zor. Borç, geliri tamamlayan bir araç olmaktan çıkıp gelir yetersizliğini örten bir perdeye dönüşmüş durumda.

Burada asıl yanılgı şu: Bu tabloya bakıp “vatandaş çok harcıyor, sonra borca giriyor” demek kolay. Oysa son yıllarda yaşanan şey tüketim iştahının patlaması değil; geçim maliyetinin ücretleri aşması. Market, kira, ulaşım, okul masrafı, sağlık harcaması… İnsanlar çoğu zaman lüks için değil, temel ihtiyaçlarını tamamlayabilmek için borçlanıyor. Kredi kartı artık taksitli televizyonun değil; market fişinin, mutfak harcamasının, çocuğun okul giderinin aracı haline geldi.

Üstelik borçlanmanın büyümesi yalnız kartla sınırlı değil. KMH’daki yükseliş ayrı bir alarm veriyor. Çünkü KMH çoğu zaman planlı finansman değil, ayın sonunu getirme aracıdır. Hesapta para bitince devreye girer; yani gelir-gider dengesinin koptuğu yerde ortaya çıkar. İhtiyaç kredilerinin ve bireysel kart bakiyelerinin yanında KMH’nın da bu kadar büyümesi, sorunun “tüketim tercihi” değil, nakit akışı sıkışması olduğunu gösteriyor. Nakit taşımanın zorlaştığı bir dönemde, insanlar en büyük banknotla bile pazar alışverişini rahat yapamıyor; cebinde deste deste para taşımanın riskini de üstlenmek istemiyor. Kart ve hesap, biraz da bu yüzden hayatın zorunlu dolaşım aracına dönüşüyor.

Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da geçen yıl kredi kartı bakiyelerindeki gelişmede nakitle ödemeden karta geçişin etkisine dikkat çekmişti. Bu tespit önemli; ama tek başına yeterli değil. Çünkü ödeme aracının değişmesi başka, geçimin borçla dönmesi başka bir şey. Eğer kart kullanımı artarken aynı anda ihtiyaç kredileri ve KMH da büyüyorsa, burada artık yalnız ödeme alışkanlığından değil, yapısal bir geçim baskısından söz etmek gerekir.

Borçlanmanın toplumsal tarafı da ağır. Biriktiremeyen, maaşı yattığı gün erimeye başlayan, sürekli asgari ödeme ile bir sonraki aya devreden bir hayat düzeni orta sınıfı içten içe eritiyor. Gelecek kurma duygusu zayıflıyor; gençler bağımsız yaşam kurmakta zorlanıyor, emekli gündelik harcamayı kartla çevirmeye çalışıyor, küçük esnaf hem dükkânı hem evi borçla ayakta tutuyor. Borç burada yalnız finansal bir veri değil; toplumsal yorgunluk biçimi haline geliyor.

Ekonomi yönetiminin sorumluluğu da tam burada başlıyor. Çünkü insanlar borçlanarak yaşamayı seçmedi; ekonomi onları buna mecbur bıraktı. Enflasyon kalıcılaştığında, ücretler hayat pahalılığına yetişmediğinde, kira ve temel giderler gelirden daha hızlı arttığında, kredi kartı limiti sosyal devletin yerini tutmaya başlıyor. BDDK’nın Ocak 2026’da dönem borcunu ödeyemeyen bireysel kredi kartları ve gecikmiş ihtiyaç kredileri için 48 aya kadar yapılandırma yolunu açması da sistemin bu baskıyı artık açık biçimde gördüğünü gösteriyor.

Bir ülkede hayat kredi kartıyla dönüyorsa, ekonomi aslında dönmüyor; sadece sorun erteleniyor. Borçla ayakta kalan düzen, güçlü ekonomi değil, geciktirilmiş krizdir. Gerçek çözüm, kart limitlerini büyütmekte değil; geliri, alım gücünü ve sosyal korumayı yeniden ayağa kaldırmakta yatıyor.