Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

Akışın Kırıldığı Yer

A+ A-

Kâinatta, bir şarkı vücuda geliyor. Harika bir ahenkle ve sürekli devam ediyor. Hiçbir yerde durmuyor. Her şey gibi, o da akıyor.  Her zaman ilerliyor. Sonunda da yine kendine bağlanıyor. Bir şeyin sonucuyken, yine başka bir şeyin sebebi oluyor. Sanki bu özelliğiyle de insana bir şeyler anlatmak istiyor.

“Senin sonucun da yine başka bir sonucun öncesinde yer alacak ve sebebi olacaktır. Bunun farkında olman gerekiyor” diye demek istiyor gibi duruyor. Vaktini, soluklanmaya bile ayırmıyor. Bu doğrultuda her şeyi, vakit israfı olarak değerlendiriyor.

Bütün yükleriyle birlikte ve kendi yolunda ilerliyor. Tohum fidana, fidan ise ağaca doğru emin adımlarla gidiyor. Duruşuyla ve şekliyle, daha tohumken bile tadı ile meyvesinden bambaşka bir rayihaya sahip oluyor. Olgunlaşmış haliyle ise, hiçbir şeyle mukayese edilemiyor.

Ağaç, özünü görmek istiyor. Sebebini tanımayı, tohumuyla karşılaşmayı arzu ediyor. Bunun için dalları meyveye duruyor. Meyve haliyle, bütün canlılara gıda oluyor. İnsana, hayvana ve bitkiye şifa oluyor. Ağacın tohumu ile karşılaşması, sonucun sebebiyle buluşması mümkün oluyor. Yolculuk, yine devam ediyor. Sonrasında toprak, yine aynı hikâyeyi devam ettiriyor.

Başka bir kalemde dönüşüm, yine hız kesmeden devam ediyor. Tırtıl, büyüyor. Bu haliyle; bir yerden başka bir yere gitmek için, çok zaman harcıyor. Ancak sürünerek ilerleyebiliyor. Vakti geliyor ve kendisi ile baş başa kalıyor. Kendine koza örüyor ve böylelikle inzivaya çekiliyor. Yeryüzündeki yolculuğu, sürünerek ilerleme formunda tamam oluyor.

Kozasından çıktıktan sonra, hayat mücadelesine başka bir şekilde dönüyor. Artık kelebek formunu yakalıyor. Yaşam şekli değişiyor. Sürünerek ilerlediği hayatın, uçarak ilerleme haline bürünüyor. Bu biraz da Friedrich Nietzsche’nin: “Yılan, derisini değiştiremezse ölür” sözünü hatırlatıyor. Bu noktadaki bir değişimin, artık bir mecburiyet olduğunu vaaz ediyor.

Şekliyle birlikte, görevi de başkalaşıyor. Daha önce sahip olmadığı renkler ve desenler, artık göz kamaştırıyor. Bir yerde hayatın bitişi, diğer yerde renkli bir başlangıca teşne oluyor.

Her şey;

•Daha önce, başka bir görünümde ve görevdeydi.

•Ânı, artık başka bir şekil ve sorumluluğun refakatinde yaşar oluyor.

•Daha sonrası için ise, bambaşka bir görüntüyle ve hüviyetle başlamaya niyetleniyor.

Başka Bir Şey Oluyor

Her yerde bir akış varken; çıkmaz sokak adı verilen yerde, değişik şeyler oluyor. Hayat, sanki sürekli hareket eden akışını durdurmak istiyor. Çıkmaz sokaktan öncesi varken, kendisinin bir sonrasının olmasını arzu etmiyor. Sebebi olan yolu, daha da ötesine götürmüyor. Belki de götürmek istemiyor.

Carl Gustav Jung da: “İnsan, karanlığını fark ederek aydınlanır” diyerek; insan yaşamının ışık almayan yerinin, daha anlamlı ve faydalı olabileceği ihtimalini hatırlatıyor. Kim bilir, bu duruşuyla insana; belki de hayatın içinde her zaman başka bir ihtimalin daha var olabileceğini düşünme fırsatını veriyordur! Belki de her sebep, başka bir sonuca dönüşmek zorunda değildir, demek istiyordur!

Kendisinin bir sebebi varken, kendisi de bir sonuca sebep olmak istemiyordur! Yolda olanın, yola dair çok fazla plan yapmasına gönlü rıza göstermiyordur! “Yolda olan, en çok da yolda olmayı düşünmeli ve sadece yola odaklanmalıdır” fikrinin, sürekli göz önünde olmasını istiyor da olabilir!

Çünkü yol, başlı başına bir anlamdır. Öncesine ve sonrasına mecbur olmaksızın, tek başına bir değerdir. Böylesi bir değer; öncesinde ve sonrasında yer alan yüklerden arındırılmayı hak etmektedir. Bir nevi ümmidir ve yola emanettir.

Mutlaka bir bağlantıya sebep olma mecburiyeti yoktur. Aksine, değerlendirme yapanlar tarafından sebep olmama ihtimali de ihmal edilmemelidir! Nitekim Albert Camus: “Gerçek özgürlük, çıkış yolu olmadığında başlar.” diyerek, çıkışı olmayan yolların zannedilenin ötesinde muazzam bir potansiyele sahip olduğunu, önemle, hatırlatır. Çıkmaz sokak; kendisine kadar beslenen hayalleri suya düşürür. Ezberleri bozar. Belki de hayalin yeniden kurulmasına, tarifi zor bir imkân sağlar. “Eyvah!” dedirtir. Bütün zihni hazırlığı, iptal ettirir. Ters köşe yapar. Böylelikle insana, gerisin geriye dönme ilhamını da verir. İnsan kendisini, “Böylesi de varmış.” Demek zorunda hissedebilir.

Çıkmaz Olan Sokak

Çıkmaz olan sokak, biraz nazlıdır. Kendisinin, özel bir şekilde değerlendirilmesini bekler. Huyuna gidilmesini arzu eder. Olduğu gibi kabul edilmek ister. Nev-i şahsına münhasır bir karaktere sahip olmayı önceler.

Çıkmaz sokak, alışılmışın dışındadır. Kendisine benzeyen diğer sokaklardan, bir hayli farklı olduğunun bilincindedir. Çünkü, çıkmaz sokakların sayısı çok azdır. Sokakların genel kabulüne, biraz aykırıdır. Genel olarak bir yol; başka bir yolun sonu iken, bir diğer yolun sebebi olarak kabul edilir. Çünkü yol da kâinatta var olan dönüşüme uygun bir formda yazılmıştır. Dönüşüme kapalı olmak, pek tahmin edilesi değildir.

Uyarı Mecburiyeti

Dönüşmüyor olmak, uyarıyı gerektirir. Bu, tamamıyla dönüşen nesnelerin olduğu kâinatta olma inceliğidir. Onlara karşı bir sorumluluktur. Çıkmaz sokak uyarısı biraz da “Kusura bakmayın ama ben başka bir yere gitmiyorum.” deme nezaketini göstermeli olarak kabul edilir.

Çıkmaz sokak, aslında yolun inkârı değildir. Yola başka bir hikâye yazılabileceğini de ifade etmeye çalışır. Biraz da hakikatin başka bir yüzü olarak değerlendirilmelidir. Akışın içinde durmanın, ilerleyişin içinde geri dönmenin bambaşka bir lezzeti olabileceğini öğretir.

Franz Kafka: “Yollar vardır; gidilmez, sadece insanı düşündürür.” diyerek, yolun sadece gitmek için olmayabileceğini dillendirir. Belki de yol, insanda ilerler. Sabit olması gereken, bizatihi insan olur!

Çıkmaz sokak; Her şeyin birbirine bağlandığı bir âlemde, bağ kurmamayı seçen nadir duraklardan biri olarak değerlendirilebilir. Belki de bu yüzden insanı en çok o terbiye eder. Çünkü insan, en çok yürüyemediği yerde düşünür; en çok ilerleyemediği anda kendine döner. Ve belki de asıl yolculuk, tam da orada başlar.