Zorla Güzellik Olur!
- Tarih:
90’ların başında askerimiz dağda bir PKK yuvasına baskın yapar ve bir grup teröristi yakalar. İçlerinden en yaşlısını sorgulamaya başlarlar. “Anlat bakalım, sen nasıl PKK’lı oldun?” diye sorarlar. Yaşlı terörist anlatmaya başlar:
“Bak hele oğul, bak hele başıma neler geldi… Sene daldadır, köyden şehre ineyim dedim, bindim otobüse. Yol bitmez, toz bitmez, içimde bir telaş… Derken, yolun orta yerinde önümüzü kestiler. Eli silahlı teröristler, ortalık toz duman. ‘İnin aşağı!’ dediler, indik. İçlerinden biri geldi yanıma, gözümün içine bakıyor. Dedi ki: ‘Hele gel, sen de bizden ol.’ Dedim: ‘Yok kurban, ben olmam!’
Vay, sen misin diyen… Tuttular kolumdan, sürükleye sürükleye vurdular bizi dağın başına. Dağa vardık, yine karşıma dikildiler. ‘Bak son kez diyoruz, gel bizden ol.’ Yine ‘Yok’ dedim, ‘Ben olmam.’ Ondan sonra o koca sopaları çıkardılar. Sırtıma, dizime, omuzuma… Vurdukça ‘Olmam’ diyorum, vurdukça ‘Hayır’ diyorum. Kemiklerim sızım sızım sızlıyor, dilim damağım kurudu ama inadım inat. Baktılar olmuyor, bu sefer beni götürüp bir ağaca astılar. Ayaklarım yerden kesildi, dünya başıma yıkıldı. Gün geçti, gece geçti; hem o ağaçta asılıyım hem de gelen vurdu, giden vurdu. Sonra bana mantıklı geldi.”

İslam tarihinin en acı sahnelerinden biri de Bedir Savaşı’nda yaşanmıştır. Haris bin Zem’a, Kays bin Fâkih, Ebû Kays bin el-Velîd, Ali bin Ümeyye ve Ukayl bin Ebî Tâlib gibi isimler zikredilir. Bu gençler Mekke’de Müslüman olmuşlardı; ancak aileleri güçlü, nüfuzlu ve müşrik liderlerindendi. Hicret vakti geldiğinde babaları veya kabileleri tarafından hapsedildiler, zincire vuruldular ve Medine’ye gitmelerine izin verilmedi.
Bedir Savaşı için ordu toplandığında, müşrik liderler bu gençleri de yanlarında götürerek hem sayılarını artırmak hem de “Bakın, sizin adamlarınız da bizim yanımızda” diyerek Müslümanların moralini bozmak istediler. Bu gençler iki ateş arasında kalmışlardı: Bir yanda inandıkları Peygamber ve din kardeşleri, diğer yanda onları zorla safa dâhil eden güçlü aileleri ve “zayıf bırakılmışlık” (istiz’af) halleri… Müslüman ordusunu Bedir’de gördüklerinde, bir kısmının kalbine şüphe düştü. Hatta bazılarının Müslümanların azlığını kastederek, “Bu adamları dinleri aldatmış (bu azlıkla bize nasıl karşı koyarlar?)” dedikleri rivayet edilir. (Enfal Suresi 49. ayet bu duruma işaret eder).
Öte yandan, İslam’dan önce hakikati arayan bir adam vardı: Ubeydullah bin Cahş. Mekke’de Peygamber Efendimiz zuhur edince hemen gelip Müslüman oldu ve Habeşistan’a hicret edenlerin ilklerinden oldu. Orada her ne yaşadıysa, bir sabah Müslümanlıktan vazgeçip Hristiyan oldu ve öylece öldü gitti. Oysa bu adam, daha önce vahiy kâtipliği bile yapmış birisiydi.
Bugünün İspanya’sında İslam belki 700 yıl hüküm sürmüş, çok büyük bir medeniyet kurmuştur. Daha sonra yapılan hatalar sonucu zayıf düşülmüş ve bölge Hristiyanların istilasına uğramıştır. Uzun süren baskılar sonucu birçok Müslüman, zaman içerisinde dinini bırakıp Hristiyanlaşmıştır. Bunlara “Moriskolar” yani Müslüman kökenliler denmiştir.
Türkiye, 28 Şubat postmodern darbesini yaşadı. Hayatını Allah’ın emirlerine göre yaşamaya çalışan insanların baskı altında kaldıkları bir dönemdi. Bu baskının sonucu aralarındaki irtibat zayıfladı; birbirlerinden enerji alamaz oldular. Gözlerinin önüne başka dünyalar konuldu ve dikte edildi. Daha sonra ne mi oldu? Her insanın içinde bir “değerler piramidi” vardır. Bu piramidin en üstündeki ile en altındaki değerler zamanla değişebilir. İşte tam olarak bu oldu; birçoğunun değerler piramidi yeniden inşa edildi.
Yani demem o ki; insan güzellikle değiştiği gibi baskıyla da zorbalıkla da değişiyor. Bazen gıdım gıdım, bazen aniden…
Farelerin insanların arasında yüzyıllardır yaşayabiliyor olmalarının en büyük sebebi, yeni olana karşı temkinli olmalarıymış. Ortamda bir yenilik varsa ona karşı çok dikkatli olurlarmış. Ama bu dikkat, genel olarak yaşlı ve tecrübeli fareler için geçerliymiş. Genç ve tıfıl fareler, ortama konulmuş ve üzerinde peynir bulunan yeni nesnenin üzerine çıkmakta pek bir sakınca görmezlermiş.
Bugün çocuklarımıza ve gençlerimize sunulan ortamlar ya da hayat tarzları onlara çok cazip geliyor. Bilmiyorlar ki bedava peynir ancak fare kapanında bulunur.
Ortada bir ücret yoksa aslında ücret sizsinizdir derler ya onun gibi…
Tecrübesiz nesil kendilerini, kendileri için kurulmuş düzene adapte ettikten sonra başlıyorlar büyüklerine zorbalamaya. Büyükler ise alaşağı edilmiş bir şekilde yedikleri dayakla beraber dedikleri “bana mantıklı geldi” oluyor.
Vesselam




