Picture of İbrahim Veli
İbrahim Veli

Zorlukla Beceri Arasındaki Denge

A+ A-

Kurumlar “aciliyet ve belirsizlik”le karşılaştıkça “sorgulama becerisi” önem kazanıyor, cevaplardan çok sorular kritik değer taşıyor. Bu açıdan liderler “dinleme, merak, öğrenme ve alçakgönüllülük” çerçevesinde etkili bir sorgulamaya hazırlanıyor. Yaptıkları sorgulamalar ve aldıkları kararlar incelenerek yapılan araştırmalar, “bilgi, içgörü ve alternatif” üreten kritik soru(n)ları keşfediyor.

Üretken Sorular

Keşif odaklı beyin fırtınaları, hem “ne tip sorular” sorulması hem de “önem sırası” noktasında gelişme kaydediyor. Stratejik soruları “spekülatif, üretken, araştırmacı, yorumlayıcı ve öznel” şeklinde beş ayrı kategoriye ayıran araştırmalar karar alma sürecini de şekillendiriyor. Sırasıyla “ya…olursa?” spekülatif sorusuyla konulara geniş bir çerçeveden bakılıyor.

“Şimdi ne olacak?” üretken sorusuyla inisiyatiflerin nasıl hayata geçirileceği ve yetenek, kapasite, zaman ve diğer kaynakların nasıl değerlendirileceği masaya yatırılıyor. Araştırmacı sorusu “ne biliyoruz?” ile amaca ulaşmak için ne öğrenmek gerektiğinin altı çiziliyor. Ve “öyleyse, ne…?” yorumlayıcı sorusuyla da “fikrin çıkarımlarıyla sentez” yapılmasına imkân tanınıyor.

“Sorgulama Kası”nı Geliştirmek

Bir zorluğun içeriğine odaklanan bu dört soruya, öznel olarak “söylenmeyen ne kaldı?” sorusu sorularak da “kişisel çekinceler, hayal kırıklıkları, gerginlikler ve gizli gündemler” belirleniyor. Bu kritik sorulara ve sıralamasına önem vermek; analiz, içgörü ve planları çözüme taşıyor. Bu yolda “öğrenmeye yardımcı sorular sorabilme becerisi” ve “sorgulama kası”nı geliştiriliyor.

Odağı değiştiren ve kör noktaları gideren bu kategorik yaklaşım, “oraya nasıl ulaşırız” sorusundan vaz geçip, “nereye gidiyoruz?” sorusuna cevap buluyor! Böylece entelektüel yatırımdan beslenen, basit, sade ve kolay adımlarla iş yapma gururu oluşturan “örgütsel çekicilik” üretmeyi başarıyor. Özyönetim yeteneğine yatırım yaparak uzun mesafe koşucusu olmayı destekliyor.

En Güzel Riski Alan Öncülük

Süreksizlik çağında derdimiz; hedefler ve ölçüler arasında köprü kurmaktır. Çünkü; bildiğimiz gibi olmayan ve herkesin haklı olduğu bir dönemdeyiz. Bu dönemde insana ve zamana özgünlük kazandırmak önem taşıyor. Mesele; herkes için fayda üreten anahtar yaklaşımlar geliştirmektir. Yaşama-Çalışma dengesini kuran, insiyatif ve etki ile en güzel riski alan öncülük reçetelerimiz olmalı.

Öncelikle doğru ihtiyaçlar etrafında kurulacak “anlam ekonomisi” ile insanı merkezde tutma cesaretine yatırım yapılmalıdır. Hiyerarşik mesafeyi azaltmak ve “fikir sahibini görünür kılmak”la hız verilmelidir. Meşruiyeti sürdüren, etkiyi artıran ve tasarlamak istediğimiz dünyayı yansıtan anlamlı ilişkilerle geliştirilmelidir. Çünkü; insanı güçlü kılan şey kusursuzluk değil, onarılabilirliktir!

Trendleri Değil Anlamı Takip

Bunun için sorunlarla ilişkilenme biçimi geliştirecek, çözüm üretmek kapasitesini artıracak sosyal sermaye stratejimiz olmalı. Bilgiyi somut yeteneklere dönüştüren, birikimle iş vizyonu harmanlayan doğru kişilerle buluşturan… Bunun farkında olanlar 2030’ların liderliğinin “teknoloji yönetimi” değil, “anlam öğretimi” olacağını gözlemliyor. Tendleri değil anlamı takip ederek, kaçınmak yerine karmaşıklığı yönetme sorumluluğu teklif ediyor.

Bu yolda sadece umutla değil yapı ile de yol almak için hedefler ile ölçüler arasındaki dengeye odaklanmalıyız. Özgün zorlukları daha iyi okumalı ve “zorlukla beceri arasındaki denge“yi yakalamalıyız. İyileşme rotaları oluşturarak “karmaşık ve anlamlı sorularda söz sahibi” olmalıyız. İnsan davranışını bağlam içinde anlayan “performatif inşa” süreçleri başlatan usta dokunuşlarla sadece “kendi krizi”mizi değil; “krizin kendisi”ni de çözmeliyiz.