Picture of Osman Ünlü
Osman Ünlü

Büyük Yılan Küçük Yılan

A+ A-

1. Bölüm: Büyük Yılanı Yavaş Yavaş Öldürmeli

Eski zamanlarda bir padişah, yolda gördüğü bir cariyeye ilk görüşte âşık olup onu sarayına getirir. Ancak cariye, saraya gelir gelmez amansız bir hastalığa yakalanır. Padişahın çağırdığı saray hekimleri, kendi yeteneklerine kibirlenip “İnşallah” demeyi unuttukları için verdikleri her ilaçla kızı daha da hasta ederler.

Başka bir gün gönül ehli bir hekim saraya gelir. Hekim, odadaki herkesi çıkarıp cariyenin nabzını tutarak ona geçmişini sormaya başlar. Sıra Semerkant’taki bir kuyumcuya gelince kızın nabzının hızla çarptığını görür. Hekim, cariyenin bu kuyumcuya âşık olduğunu anlar. Padişah, hekimin tavsiyesiyle Semerkant’taki kuyumcuyu zenginlik vaadiyle saraya davet eder ve cariyeyle evlendirir. Sevgilisine kavuşan cariye kısa sürede iyileşir.

Ancak bir süre sonra hekim, kuyumcuya yavaş yavaş etki eden zehirli bir şerbet içirmeye başlar. Kuyumcu günden güne zayıflar, sararır ve fiziksel güzelliğini kaybeder. Onun çirkinleştiğini gören cariyenin aşkı da yavaş yavaş biter. Sonunda kuyumcu ölür. Cariye ise bu geçici sevdadan kurtularak padişaha yönelir.

Diyarbakır yıllarımda, bilgisayar atölyesindeki çocuklara oyun oynamayı yasaklamıştım. “Sakın oynamayın, yoksa sizi gebertirim!” tehditlerini bol keseden savuruyordum. Çocuğun biri kalktı, yanıma geldi ve vurmam için elini uzattı. Yani ödemeyi peşin yapmaya kalktı; o oyunu illa oynayacak.

Gençlere “Sosyal medyayı kullanmayın, zararlı.” veya “Kafelerde vakit öldürmeyin.” demek sadece bir yasaktır. Ancak onlara enerjilerini atabilecekleri, sosyalleşebilecekleri helal, cazip ve kaliteli alternatif alanlar (spor kulüpleri, bilim atölyeleri, nitelikli gençlik merkezleri) sunmazsanız, bu yasak sadece kâğıt üzerinde kalır.

İçkinin bir çırpıda yasaklanmamasının altında yatan en önemli sebep de bu olsa gerek. Alışkanlık hâline gelmiş kötülüklerden kurtulmak çok zordur. İslamiyet’te de önce içkinin iyi ve kötü tarafları ortaya konmuştur. Önce içkinin bazı faydaları olsa da zararının çok daha büyük olduğu belirtilmiş (Bakara, 219) ve böylece insanların zihninde ilk soru işareti oluşturulmuştur. Ardından, “Sarhoşken namaza yaklaşmayın.” denilmiştir (Nisâ, 43). Mescitte sohbet kültürü oluşup bu bağlar güçlenince de içki tamamen yasaklanmıştır (Mâide, 90).

Zihnimizde oluşturulan “kültür çatışması” algısı, belki de bizim yanlış eğitim metodumuzu örtbas ettiğimiz bir aldatmacadır. Ucuzculuğa kaçıp “olmaz”, “hayır”, “yasak” kavramlarıyla iletişim kurmaya kalkmak, iplerin kopmasına sebep olan en temel etkendir belki de.

2. Bölüm: Yılanın Başını Küçükken Ezmeli

Bazen 5, bazen 10 sene evli olan çiftler, güzel güzel geçinirlerken birden boşanma kararı alıyorlar. Hâlbuki o zamana kadar evde hiç kavga olmamış, hiç huzursuzluk çıkmamış. Kadına soruyorsun, “Yeter artık, sabrım tükendi.” diyor. Erkek de hakeza…

Anlıyorum ki hiçbir zaman gerçek bir iletişim kurmamışlar. Bir evde hiç tartışma olmaz mı? Normal evliliklerde tartışmalar yaşanması gayet doğaldır. Eğer hiç tartışma olmuyorsa insan, “Acaba burada bir sıkıntı mı var?” diye sormadan edemiyor. Elbette bu her evlilik için geçerli değildir. Ancak iki taraf da rahatsız olduğu her meseleyi içine atarsa zamanla iletişim sıfıra iner ya da taraflardan biri kendi kişiliğini sıfırlar.

Her iki durumda da evlilik, dışarıdan bakıldığında bir anda bitmiş gibi görünür. Oysa o son, yıllarca konuşulmayan küçük meselelerin birikmesinden ibarettir. Kimse iletişimsiz bir evliliği kaldıramaz. Aynı zamanda hiç kimse silik, tamamen edilgen biriyle de ömür boyu beraber olmak istemez.

Tabii ki kavga, gürültü ve patırtı istenen bir durum değildir. Ama “Keşke ilk sıkıntıda, kavga bile olsa iletişim kurulsaydı.” dediğimiz vakalar oluyordur; hepimiz buna şahit olmuşuzdur. Karşılıklı küçük küçük yontuluşlar canı çok acıtmaz. Ama durup durup bir anda karşı taraftan çok büyük bir değişim talebinde bulunursak, karşı taraf doğal olarak bunu kaldıramaz.

Arap bir kadın, kızına evlenmeden önce şöyle nasihat etmiş:

“Kızım, evlendikten hemen sonra kocanın karşısında önce yere tükür, sonra ayaklarının yanına, daha sonra dizine, en sonunda da yüzüne tükürürsün.”

Gerçekten de evlenince kız bu taktiği uygulamaya başlamış. Yere tükürünce kocası tepki göstermemiş; ayaklarının yanına tükürmüş, yine tepki yok; dizine tükürmüş, yine ses yok; en son suratına tükürünce adam delirip ortalığı birbirine katmış. Ama iş işten geçmiş, eğitim bitmiş. Ya bunu kabullenip silikleşeceksin ya da sonu boşanmaya varacak.

Aynı durum erkeğin davranışları ve kadının tepkileri için de geçerli. Basit de olsa bir yanlışa zamanında tepki göstermeyen bir kadın, en son noktaya kadar beklerse ya silik bir kişilik olarak yaşamını sürdürür ya da evlilik ayrılıkla biter.

Yanlışa itiraz etmek, düşman olmak demek değildir. Belki de gerçek eş, gerçek sevgili olmanın ta kendisidir.

Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer, zaman zaman fikir ayrılığı yaşayan iki büyük sahabeydi. Ama aynı zamanda birbirini en çok seven ve birbirine en çok güvenen iki dosttular. Demek ki itiraz etmek, düşmanlık değil; samimiyetin bir tezahürüdür.

Vesselâm…