Elif Değnek Gibi
- Tarih:
Bize Aycılar derlerdi. Soyadı kanunu çıkmadan önce de ailenin adı Aycılar imiş. Asıl adı Mehmet olan Balkan ve Çanakkale gazisi dedeme de Aycı Hoca derlermiş. Çanakkale’de beratında Harbiye Nazırı Enver imzası bulunan madalyası da varmış. Madalyası kaybolmuş, beratı duruyor. Amcam çerçeveletip duvara asmıştı. Dedemin birkaç sandık kitabı, o 1937’de öldükten sonra babaannelerim tarafından okuma bilen kim varsa dağıtılmış. Elyazması Kuran da camiye bırakılmış, oradan kaybolmuş. Dedemden bize kitap kalmamış. Yarı hafız, Mızraklı İlmihal, Diyanet İlmihali, Kara Davut, Ali Efendi Fetvası, Mevlit, pek çok halk hikayesi ezberinde olan amcam evde her namazdan sonra duvarda, kabı içinde asılı Mushaf’ı indirir, kalp hizasında tutarak ve mırıldanarak okurdu.
Kocası Aycı Hoca gibi bir adamı tanımış olan Havva Ana’m babama ve amcama çocuk gözüyle, bize nasıl bakıyorsa öyle bakardı. Kör olmadan önceki halini, Kuran okuyup okuyamadığını bilmiyorum ancak harfleri bildiğini bana öğretmesinden biliyorum.
İnşirah Suresi’ni, daha ilkokula gitmeden bana Hava Ana’mın ezberlettiğini hatırlıyorum. O ezberden ayetleri okur, ben tekrar ederdim. Bir de abdest alırken, kollarını yıkarken Amentü’yü, ayaklarını yıkarken Kadir Suresi’ni okurdu. Kadir Suresi’ni Hava Ana’m abdest alırken ezberlemiş olmalıyım.
Harfleri ondan şöyle öğrendim:
“Elif değnek gibi.”. -Elif değnek gibi.
“Be çanak gibi”. -Be çanak gibi.
“Te de ona benzer.” -Te de ona benzer.
“Se de ona benzer.” -Se de ona benzer.
“Cim orak gibi.” -Cim orak gibi.
“Ha da ona benzer.” -Ha da ona benzer.
“Hı da ona benzer.” -Hı da ona benzer.
“Dal düğnük gibi.” -Dal düğnük gibi. (Dünük sözcüğünün bizim de çıktığımız çadır anlamına geldiğini çok sonraları öğrenecektim.)
“Zal da ona benzer.” -Zal da ona benzer.
“Ra kaş gibi.” -Ra kaş gibi.
“Ze de ona benzer.” -Ze de ona benzer.
“Sin üç dişli.”-Sin üç dişli.
“Şın da ona benzer.” –“Şın da ona benzer.”
“Sad deve dudaklı.” -Sad deve dudaklı.
“Dad da ona benzer.” – Dad da ona benzer.
“Tı tavşan kulaklı.” -Tı tavşan kulaklı.
“Zı da ona benzer.” -Zı da ona benzer.
“Ayının ağzı açık.” -Ayının ağzı açık.
“Gayın da ona benzer.” “Gayın da ona benzer.”
“Fe kuzu başlı.” -Fe kuzu başlı.
“Kaf koyun başlı.” -Kaf koyun başlı.
“Kef eğiri büğrü.” -Kef eğri büğrü.
“Lam orak gibi.” -Lam orak gibi.
“Mim çomak gibi.” -Mim çomak gibi.
“Nunun karnı yarık.” -Nunun karnı yarık.
“Vavın boynu bükük.” -Vavın boynu bükük.
“He iki gözlü.” -He iki gözlü
“Ye altında iki nokta.” -Ye altında iki nokta.
Hava Ana’n söyledikçe ben tekrar eder, bunu bir oyun haline getirirdim. Benzetmeleri gözümde canlandırır, resimleri bir araya getirmeye çalışırdım.
Hava Ana’mı yarısı topraktan çıkmış bir meşe kütüğüne benzetir, harflerin arasında ona bir yer açardım. O kütük üzerinde aklıma gelen bütün şekilleri hayal eder, çocuk aklımla bir meşeden bir alfabe anıtı yontardım.




