Picture of Ferzan Şükran Bozkurt
Ferzan Şükran Bozkurt

in der Strafkolonie

A+ A-

Ceza Sömürgesi

Franz Kafka

Franz Kafka: Prag’da Alman ve Çek Kültürü arasında yasamış, roman ve hikaye yazan bir avukat.

Hayatındaki en büyük çatışmayı otoriter babasıyla yaşadı. Eserlerinde sıklıkla bu baskıcı sistemleri ve bireyin yalnızlığını işlerken ezen-ezilen ilişkilerini de gözler önüne serer.

20. yüzyıl modern edebiyatının öncülerinden oldu. Yabancılaşma, bürokrasi, suçluluk ve varoluşsal kaygıyı işlediği sürrealist eserleriyle tanındı.

Ölümünden sonra yakılmasını vasiyet ettiği eserleri, dostu Max Brad sayesinde kurtarılmış ve “Kafkesk” kavramını Iiteratüre kazandırmıştır.

Kafkaesk Nedir?

Kafkaesk=Kafkavari; Anlaşılamayan, mantık dışı ve baskıcı durumları anlatır. Bireylerin kendilerinden büyük anlaşılmaz otorite yapıları ve mantığa ters düşen sistemler karşısında yaşadığı çaresizliğin ifadesi.

Mantığın işlemediği ve kuralların kimler tarafından, ne için oluşturulduğunun belli olmadığı bir evrenin tanımı. Kafka, Ceza Sömürgesi öyküsünü Avrupa’da sömürgelerdeki işkence uygulamalarını karşı tepkilerin ve yayınların arttığı ve 1. Dünya Savaşı’nın başladığı bir sırada 1914’te kaleme almıştır.

Ceza Sömürgesi

Franz Kafka’nın Ceza Sömürgesi, garip ve ürpertici atmosferiyle, okuyucuya “Neyse ki rüyaymış “demeyi istetecek denli tedirgin ediciliğiyle ve en önemlisi suç ve ceza arasındaki ilişkiye farklı bir bakış açısı getirmesiyle dikkat çekiyor.

Eserin sayfa sayısı az, ince olmasına rağmen üzerinizde bırakacağı etki oldukça büyük, anlam yönünden gayet uzun ve geniş ufuklu bir öykü.

Kitap o dönemin psikolojik yönlerini yansıtmaktadır: “Şiddet-Haksızlık-Acımasızlık” üçgenidir.

“Yasa Nedir?” Sadece yasakların yazılı olduğu bir metin mi, yoksa yapılması gereken iyi davranışlara atıf yapan bir yol gösterici mi?

Eserde geçen Makine, modernizmi simgelemektedir. Ne durağan bir karakterdir. Subayın makineye verdiği değer onu insan ile özdeş tutması hikayede ki ironidir. Kafka’nın babasıyla mahkum arasındaki ilişkiye benzer.

Adı verilmeyen bir adada, ıssız ve bunaltıcı bir vadide, acımasız bir zekayla kurgulanmış bir mekanizmanın, suçlu ya da suçsuz olmasına bakılmaksızın, savunması alınmaksızın mahkum kılınmış insanları bürokratik bir katılıkla ve doğal kabul edilen bir yaklaşımla “cezalandırdığı bir törene, suskun bir gezginle birlikte tanık olur okuyucu.

Bir yanda duygusal açıdan olaya mesafeli duran tanık gezgin, öbür yanda yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendinde toplamış ve bu sorumluluğu kendini kurban etme derecesine vardıran subay.

İkisi arasındaki tezat, edilgenlik-etkenlik, kuşku-inanç, akıl-duygu gibi zıt kavramları mercek altına alıyor ve bunları gerçeklikle baş etmenin karşıt olasılıkları olarak okura sunuyor.

Okurken tüylerinizi diken diken eden Ceza Sistemi;

Ceza Makinası:

Gördüğünüz gibi tırmığın şekli insan bedenime uyumlu; şu tırnak belden yukarısı için, şu tırnaklar bacaklar için, kafa içinde su küçük oyma kullanılıyor…

… uçları adamın bedenine hafifçe değeceği şekilde kendini ayarlar, arlanma tamamlanınca bu çelik bant hemen gerilip çubuk şeklini alır. Ve oyun başlar. Bu işe aşina olmayan biri dışarıdan bakınca cezalar arasında bir fark görmez. Tırmık hep aynı şekilde çalışır gibi görünür. Sarsılarak sivri uçlarını insanın bedenine saplar sarsılan yatakta bedenini titretmekledir.

… iki türlü iğne var, bunlar çeşitli şekillerde düzenlendi. Her uzun iğnenin yanında bir de kısa iğne bulunuyor. Uzun olan yazıyor, kısası da su fışkırtıyor, kanı silsin ve yazı hep okunaklı kalsın diye…

Baş ucundaki bu elektrikle ısıtılan çanağa sıcak pirinç lapası konuyor, adamın canı isterse diliyle alabildiği kadar yiyebilir onu. Fırsatı kaçıran olmaz. Hiç rastlamadım kaçırana, gördüğüm bunca olayda.

Ancak altıncı saatte yediğinden tat almamaya başlar. Ben genellikle burada çömelir, bu görüntüyü gözlemlerim. Mahkumun ağzındaki lokmayı yuttuğu pek olmaz, ağzında dönderir durur, sonra çukura tükürür. Ama adam altınca saatte nasıl da sessizleşir. En salağı bile anlamaya başlar neler olduğunu. Öyle bir manzara ki, insana adamla birlikte tırmığın altına girmeye teşvik eder neredeyse.

Ceza sistemi öyle bir işleyişteydi ki ne suç işlersen vücuduna o suç tırmıklarla kazınarak yazılıyordu. On iki saat süren, bu işkencenin yarısında zaten mahkumun vücudu suçuna göre delinmiş oluyordu.  

Hikaye boyunca okuyucuda oluşan hikayenin makine gibi işlemesi duygusundan sonra okuru beklenmedik bir son beklemektedir.

Yıllarca kurmak için uğraşılan düzen bir anda kaosa, her bir parçası özel olarak tasarlanan makina hurdaya, düzeni devam ettirmek için var gücüyle çabalayan subay bir maktule, işkence ise cinayete dönüşür.

Kitabı bitirdikten sonra kendinize insanoğlu gerçekten bu kadar acımasız olabilir mi? Diye sormadan edemiyorsunuz.

Dünyadaki sistemler bunları bir oyun olarak görüyorlar. Bu sistemler acıdan,  kandan, kaostan, hırstan besleniyor. Geçmişte insanlığa hükmettiler ve bunları sürdürmeye devam ediyorlar.

Bu yüzyılda yapılanlar ne yazık ki hepimizi dehşete düşürmeye devam ediyor. İnsanoğlu buradakinden daha acımasız olduğunu gösterdi gösteriyor…

Kafka’nın bir hukukçu yazar olarak vurguladığı, “Düzgün ve adil yargılanma,  neyle suçlandığını bilme ve serbest savunma hakkı” günümüz dünyasında hala pek çok ülkede insanların, “Temel hak” olarak kavuşmak istediği özlemler arasındadır.

“Kaç güneş battı o gecede bilmiyorum. Ama bir daha hiç sabah olmayacak gibiydi. Bir söz kaç güneş batırır, o zaman öğrendim.”