Kekliğimi Severim
- Tarih:
Susuz Yaylasındaki evimizde sabahları ve akşamları keklik ötüşüne bayılırdım. Evimizin arka kısmı meşelikti. Oradan sincapların ötme sesi gelirdi. Her taraf sincap kaynardı. Yakalayıp sevmek isterdim. Ön ayaklarıyla tutup palamut veya ceviz yemelerini seyrederdim. Çocuk olduğum için olacak beni çok ciddiye almazlardı, yakınlarına kadar sokulabilirdim.
Annem bir gün kolan dokuyordu. Evimizin önüne uzunlamasına ipleri gerdi. Hacı Osman Amca’nın karısı Hatice Teyze de kundaktaki bebeğiyle anneme yardım etmeye geldi. Kolanı birlikte dokudular. Bana, o kızı sana vereceğim, git bakıver uyanmış mı dediğinde utandığımı hatırlıyorum. Gidip baktım, uyanmamıştı. Kolan dokunduktan sonra annem galiba Hatice Teyze’nin vereceği bir şey almak için onların evine gitti. Başta beni götürmek istemedi ancak çıngar çıkardım. Onlar birbirlerine “bacı” diyerek, bir şeyler anlatarak yürüyorlar, ben bazen önlerinden, bazen arkalarından, bazen yoldan çıkarak annemin “düşme” demesine aldırmadan keyfimce yürüyordum. Küçük bir ardıç ağacı içinde bir tavşan çıktı ve kaçtı. Tavşan diye bağırdım. Hacı Osman olsa vururdu dedi Hatice Teyze.
Hacı Osman namlı avcılardandı. Akşamları yaylada babamın yanına çok gelirdi. Çokça avladığı kekliklerden, kurduğu evsinlerden, vurduğu tavşanlardan bahsederdi. Geldiğinde, babamın askılığa astığı tüfeğini gece geç vakit giderken omuzuna alırdı. Babam onu kapıdan, ağıldan çıkarır, ağaçlar arasında karanlıkta kaybolarak kendi evine giderdi.
Hacı Osman’ın kaçan tavşanı vurduğunu düşündüm, arka ayaklarından tutarak akşam babamı ziyarete geldiğini hayal ettim. Mehmet bir tavşan kaçırdı, ben avladım diye başımı okşadığını düşünerek gülümsedim.
Hacı Osman Amcalara vardığımızda evin önündeki gözüme Koca Çınar gibi görünen armut ağaçlarından birinin dibine oturduk. Armutlar rüzgâr estikçe, ezilme sesi çıkararak yere dökülüyordu. O gün yediğim armudun rayihasını başka hiçbir armutta bulduğumu hatırlamıyorum. Bal gibi tatlıydı, kendine özgü bir kokusu vardı.
Hacı Osman Amca’nın ekinde, kafes içinde kekliğiyle dışarı çıktığını hatırlıyorum. Keklik çok güzeldi. O kınalı güzellik göz alıcıydı. O, bu kekliği öttürüyor, keklik sesine gelen diğer keklikleri, ardıç dallarından yaptığı tuzak ev/evsin arkasından kolayca avlıyordu. Bunları babamla konuşmasından biliyordum.
O gün Hatice Teyze bize armut verdi, galiba bir de avlanmış keklik verdi.
Eve dönerken, Hacı Osman Amca’nın kafesteki kekliği gözümün önünden gitmiyor; keklik yavrusu (palas) yakalama hayalleri kuruyor, onları hayalimde büyütüyor, her biri için ayrı kafesler yapıyor, onların ötmesini heyecanla ve hayretle dinliyordum. Keklik yavrularını yakalamak için, aklımca adı Keklik Kaşı olan yere gidiyordum.
Evimizin hemen yakınındaki tarlamız Acı Alma’dan defalarca keliklerin yayıldığını, yaklaşınca nasıl hızlıca uçtuklarını hatırlayarak, onların yavrularını yakalamanın o kadar da kolay olmadığını düşünüyor, anneme sıklıkla, “ben de keklik isterim” diyerek onun arkasından yürüyordum.

O gün annem, yol üzerindeki kuyumuzdan su çekerken, onun uyarmasına aldırmadan, yüzü koyun yatıp kuyunun içine “keklik isterim” diye bağırdığımı hatırlıyorum.
Babam da iyi nişancıydı ama av meraklısı değildi. Gençliğinde çok av yapmış.
Amcam ise hem av konusunda beceriksizdi, belki tüfek doldurmayı bile doğru düzgün bilmezdi; Allah bilir avlanmaya pek sıcak bakmazdı.
Hacı Osman Amca’nın kekliğini unutmadım. Bir gün amcama onun güzelliği anlattığımda kekliğin “inşallah” dediği için böyle dağ bayır dolaştığını söyledi ve su hikâyeyi anlattı:
Turaç, kekliğe, yaz gelsin yaylaya çıkacağım, demiş. Keklik de turaca inşallah demesini söylemiş. Turaç, inşallahı maşallahı yok, yaz gelsin yaylaya çıkacağım diye ısrar etmiş. Keklik tekrar inşallah de deyince, turaç kekliğe kızmış ve onu kovmuş. Onun için derdi amcam, turaç Çukurova’dan dışarı çıkamaz, keklik dağ bağır her tarafı dolaşır.
Biraz büyüyünce keklik yavrusu yakaladım, yaşatmaya çalıştım ancak yaşatamadım. Annesinin etrafımda dört dönme görüntüleri gözümden gitmiyor. Yüzlerce vicdan azabımdan biridir.




