Allah Sizi Bildiği Gibi Yapsın
- Tarih:
Din kendini savunur, sizin su taşımanıza gerek yok. Su da odur oksijen de. Yeter ki siz onun geçtiği yerlere setler çekip barikatlar kurmayın. Dinin ne makyaja ihtiyacı vardır ne de cilaya. Sizin güzelliğinize de ihtiyacı yoktur. Aksine siz onu değil o sizi güzelleştirir.
Şu üç şey insanın çirkinliğini yüzüne vurur: Kibir, kıskançlık ve mülkiyet düşkünlüğü. Kalabalıklara tozdan bahsediyorsan önce üzerindeki tozları silkele. Salkıma dair telkinde bulunuyorsan, önce kendin salkımı yemekten uzak dur. Kibir insanın üzerinde sırıtan toz gibidir. Kalbinin tozunu almadan elbisenin tozunu alsan da bir almasan da. Dili ile dini başka şeyler söylüyorsa o insana kılavuz falan haylamaz. Dil bu kişide manipülatiftir. Din yol demekse dil yoldan çıkarma aygıtıdır.
Kibri çehresinden taşan bir din anlatıcısı ne anlatacaksa önce kendisine anlatması lazımdır. Zaten o çehreyle hiç kimse onun sattığı malı satın almayacaktır. Dindar adam profilinin yakasına iliştirilmiş bir rozettir kimi zaman kibir. Kendi küçüklüğüyle yüzleşmeye gelemediği için Tanrı’yı kıskanır. Kibirli kişinin yüzündeki şeytan tüyü insanla kendi yaratılış kökenini mukayese edip kendi üstünlüğüne hükmeden şeytanın fasit kıyasına kadar uzanır.
Elbette inandığını söyleyen kişi kibrin kötü bir şey olduğunu bilir. Ne ki bu bilgiyi kendine dönük kullanma marifetinden yoksundur. Bildikleri ile eyledikleri ve söyledikleri arasında üçlü bir tenakuz söz konusudur. Bildiği şekilde hareket etmek varken işine geldiği şekilde davrananlara bir ıstılah arayıp bulmamıza ne gerek? “Allah sizi bildiği gibi yapsın!” diye yakarışta bulunmak sözün en tasarruflu olanıdır.
Resmi bir makamda görev ifa eden bazı kişilerin kendi aralarındaki hiyerarşi, protokol ve ast-üst çekişmelerine öteden beri hiç anlam verebilmiş değilim. Bu tipler tevazu, diğerkamlık ve fedakârlık gibi mefhumları vaaz malzemesi olarak kullanırken günlük hayatlarında küçük dağları ben yarattım tekebbürü içerisinde davranırlar. İçlerinde kibri din edinenler de vardır. Halbuki bu kişilerin dini ve ahlaki noktada güzel örneklerin önlerini kapamaktan başka bir faydaları da yoktur. Dinin önünden çekilseler, din doğal ve saf haliyle kendini insanlara daha rahat anlatacaktır.
Geçen gün uzun yıllarını din hizmetine adamış ve dört yıldır emeklik hayatı yaşayan bir büyüğümüzle sohbet ederken üç kez şu cümleyi kurması ziyadesiyle dikkatimi çekti: “Memleketimizde şu kadar sayıda cami, bu kadar sayıda İmam Hatip Okulu, Kur’an Kursu, İlahiyat Fakültesi, müftü, vaiz, imam…varken hâlâ gençlerin deist, ateist olması, ahlaki dejenerasyon, ailevi değerlerin aşınmasına şahit oluyoruz. Bu kadar İslami tebliğ, eğitim ve çaba nereye gidiyor? Çocuklarımıza sözümüz geçmiyor.” Ukalalık olmasın diye bu büyüğümün yanında “Bu kadar eğitim ve çaba nereye gidiyor? Sorusunun cevabını hiç girmedim. Fakat ne kadar bu tür soruların cevabından kaçsak da er ya da geç bu soru cevabını bulmamız ve ifade etmemiz için bizi rahat bırakmayacaktır.
Kibir niyet bozan özelliğiyle yolunda giden kişiyi yoldan çevirir. Bunu söyledik. İkinci sebep hepimizin yakından tanıdığı, kimi zaman dostumuz, kimi zaman akrabamız ve komşumuz olan kıskançlıktır. Kıskançlık din anlatıcısı için onulmaz bir yara, bir ur ya da tümör gibidir. Başkasının iyiliğini istememek, kendinde var olan iyi, güzel şeylerin başkalarında olmasına tahammül edememektir. Bu tıynette bir din bilgini cehennemi cennetten, cenneti cehennemlikten kıskanır. Kıskanç kişi her girdiği toplumda oranın en önemli, en bilgili, en zengin ve en ünlü kişisi olmak için düşman bellediği kişilere karşı olmadık saldırılar yayıp savunmalar geliştirir. Bir insanı kıskanmayla mücadele etmek için kendini geri çekmek yerine önden giden insanı eteğinden ya da paçasından çekmek icap eder. Eteğinden ya da paçasından çekip düşürdüğünüz kişinin duraksayıp yavaşlaması bile kıskanç din anlatıcısı için bir küçük çaplı bir zaferdir.
İnanmış kişinin “inanmışlık” halini bir artı değer olarak başkalarına da teklif edebilmesi için en zorlu sınavlardan biri mülkiyet düşkünlüğünden arınmış olmaktır. Dilini “benim” yerine “bizim” ve “hepimizin”’ e alıştırmayan bir din anlatıcısının tebliğ adına gösterdiği bütün çabası ticaretten öteye geçmez. Mülkiyeti aşamayanın başkasına din, erdem ve ahlak noktasında verebileceği bir şey yoktur. Bu kişilerin zamanının ekserisini kendi muhasebelerine ayırmaları tavsiye edilir.
Dünyadan ve dünyalık olandan geçemeyenin sırat köprüsü şansı da yoktur. Zira dünya zaten başlı başına sırat köprüsüdür. Sırtındaki mülkiyet çuvalını yere indirmeden, kendine söylediğin kibir yalanı ile yüzleşmeden ve başkalarının başarı ve güzelliklerine en az kendin yapmış gibi sevinip mutlu olmadan ne Doğrucu Davut ne Molla Kasım olabilirsin, olsan olsan cürmümeşhut günahkâr bir Asım olursun!




