Picture of Şenol Korkut
Şenol Korkut

Beyhakî’nin Bîrûnî Tasavvurunun Çözümlenmesi

A+ A-
  1. Garip ve Hayret Verici Şeylerin Yaşandığı Bir Yer Olarak Kâs

Ali b. Zeyd el-Beyhakî (ö.1169) Sicistanî’nin Sivânu’l-Hikme adlı eserine Tetimmetü Sivâni’l-Hikme adlı bir zeyl yazmıştır. Eser,  Huneyn b. İshâk’tan başlayarak kendi dönemine değin astronomi, felsefe, fizik ve matematik sahalarında 111 bilginin biyografilerini içerir.[1] Beyhakî, Ebû Reyhan Bîrûnî’yi (ö.1061)  “el-Hekîm el-Üstad” mahlasıyla takdim eder. Bu yazımızda Beyhakî’nin Bîrûnî maddesindeki temel unsurları, hem Bîrûnî’nin eserlerindeki ilgili bağlamlar hem de bu öğelere yönelik modern çalışmalar eşliğinde, daldan dala atlayarak kısmi olarak genişleteceğiz. Beyhakî büyük mühendislerden olarak sunduğu Bîrûnî’yi yetiştiren Bîrûn yöresinden bahsederken, “Bîrûn, doğup büyüdüğü yerdir. Burası pek garip ve hayret verici şeylerin yaşandığı güzel bir beldedir. Bu yadırganmamalıdır, çünkü incinin yeri sedefin içidir” şeklinde bir tasvir yapar.[2] Modern araştırmalar Bîrûn’un o zamanlar Harezm’in başkenti olan Kâs şehrinin bir kenar mahallesi olduğunu ileri sürmüş ve Bîrûnî’nin bu kenar mahallede doğduğu için bu adı aldığını ileri sürmüştür. Ayrıca, Kâs ahalisinin “dışarıdan gelenler” ve “yerliler” şeklinde bir ayrıma gittikleri, dolayısıyla Farsça’da “dış” manasına gelen “birûn” kelimesinden mülhem şekilde Bîrûnî nisbesinin “dışarıdan gelen, taşralı ve yabancı” anlamında kullanıldığına dair ikinci bir yaklaşım vardır.[3] Beyhakî’nin tasviri öncelikle Kâs şehrinin coğrafi durumuna dönük olmalıdır. Buna göre şehrin doğuş, yükselme ve çökme sebebini de Ceyhun nehri oluşturmaktadır.[4] Nehrin taşıdığı alüvyon su kanalları ile ovalara taşınmakta, öbür yandan şehir sürekli sel baskınlarına sebep olmakta, selin bıraktığı verimli toprak ise en büyük geçim kaynağı olmakta, bu nedenle şehir ahalisi Ceyhun’un bıraktığı nadir kilden kopmamak şartıyla düzenli olarak yer ve mesken değiştirmektedir. Sel nadir görülen bir alüvyon bıraktığı için şehir halkı, toprağına daha fazla bağlanmaktadır. Bunun bir sonucu olarak su teknolojisi bakımından yöre oldukça meşhur olmuştur.[5] Ancak seller alt yapı açısından şehrin ilkel bir görüntü almasına da sebep olmuştur. Ceyhun’un akışı nehir yatağının ve bitişik kanalların zamanla kaymasına neden olmuş ve nehir surlarla çevrili şehrin altını içten içe aşındırmıştır. Kil ve kiremitten yapılmış kalesiyle birlikte Kâs şehri ve bağlantıları sel baskınları nedeniyle tamamen yok olmuştur.[6] 25 beş yaşında Kâs’ı terk eden Bîrûnî bu sel baskınlarına bizzat şahit olmuştur. Kanaatimizce Beyhakî’nin “incinin yeri sedefin içidir” şeklindeki tanımlaması hem bu coğrafi manzaraya, hem de çocukluğunu ve gençliğini böylesine bir ortamda yaşamış olan Bîrûnî’ye referans vermektedir. Beyhakî’nin Bîrûnî’nin İbn Sînâ (ö.1037) ile yaptığı münazaraya değinerek “mâkulat denizine girmek onun şêni değildi. Herkes neye yaratılmışsa oraya çeker”[7] ifadesi tam da bu bağlamda oldukça manidardır. Şu halde Beyhakî’ye göre doğa, matematik ve astronomi bilimlerine yönelmek coğrafya şartları gereği Bîrûnî’nin kaderidir. Ayrıca Makdisi Kât şehrinin âlimleri, edipleri, tarım mahsulleri, ticareti ve sahip olduğu refah ile muhteşem olduğunu bildirmiştir. İnşaat ustaları çok hünerlidir, şarkıcılar harikadır, kariler mükemmeldir ve doğal manzarası itibariyle eşsizdir.[8]

Bîrûnî böylesine bir tabiat içinden söz konusu çalışmalarına başlamasına rağmen tabiatın düzensiz olduğu, tabiata bir kaosun egemen olduğu şeklindeki fikirlere veya “tabiat hatası” tabirine karşı çıkar: Örneğin bazı çiçeklerin türdeşlerindeki geometrik dizayna aykırı bir şekilde taçlanması gibi nadiren gerçekleşen tabiat olaylarını “maddenin normal ölçüsünden” sapması şeklinde tanımlayarak, bu türden istisnaların tabiattaki büyük düzeni görmemize engel olamayacağını düşünür[9]

Bîrûnî henüz çocuk denilebilecek yaşta matematik-coğrafya ve astronomik çalışmalarına başlamış, Hârizmşahlar himayesinde bu alanlara dair araştırma ruhunu, coğrafi-beşeri bilgiye yönelik aşkını böylesine bir ortamda yakalamış, 17 yaşında ilk rasadını yapabilecek şekilde tahsilini ilerletmiş ve yine bu yaşlarda Kâs şehrinin enlem derecesini hesaplamıştır.[10]

Kara, deniz ve nehirlerin oluşumunu, şehirler arasındaki mesafeleri (Gazne ile Bağdat arasında 12 km.lik bir hata yapmıştır), şehirlerin enlem ve boylamlarını, çeşitli milletlerin kullandığı takvimleri, nehirlerin su yataklarının doğal felaketlerle yer değiştirmesini, nehirlerin tarım ve madenler açısından taşıdığı sırları, Asya’daki onlarca ırmak ve bu ırmak boylarındaki beşeri kültürü, Bîrûnî atlasından okuyabilmek mümkündür. O, Hârizmlilerin aylarını incelerken Vahşengam adlı bir bayramlarından bahsetmekte, bu bayramın isminin suları ve bilhassa Ceyhun nehrini gözetlediğine inanılan Vahş adlı bir meleğin adından türetildiğini söylemektedir.[11] Keza, Ceyhun nehrinin yükselmesi ile aşırı sıcakların başlayacağını, Hârizmlilerin bugünlerde yorucu işler yapmayı ve cinsel ilişkiye girmeyi yasakladıklarını aktarmıştır.[12] Yine Bîrûnî, Ceyhun nehrinin Hatlân sınırındaki bölgede altın taşıyan suyun yavaşladığını, sığlaşarak altını taşıyamaz olduğunu, altının bu noktada dibe çöktüğünü, kum ve toprakla karışık halde çıkarılıp temizlendiğini söylemektedir.[13]  Bîrûnî, Mısırlıların Nil’in taşma zamanlarının hangi tarihe denk geldiğine yönelik araştırmalar yaptıklarına işaret etmiş,[14] Nil’in suyunun yaz aylarında bol olmasını Güneş’in kendi meskûn olduğu iklime yaklaşıp Nil’in kaynaklarından uzaklaşmasına bağlamış ve bunu da Nil’in kaynaklarındaki dağlarla ilişkilendirmiştir. Bu bağlamda Bîrûnî coğrafi olaylar ve fiziki fenomenler ile İslâmi öğretiyi buluşturmaya dair metodunu devreye sürmüş ve Yüce Yaratıcı’nın dağları gizlediği madenler başta olmak üzere insanlara sayısız faydaları olacak şekilde yaratmasındaki sırrın, Nil özelinde nehirlerin yaz aylarındaki bereketli sularıyla temayüz etmesiyle aşikâr olduğunu vurgulamıştır.[15]

Bîrûnî el-Cemâhir’de sel felaketine yetiştiği Kâs şehrinden mülhem bir şekilde Ra’d Sûresi 17. ayetin ışığında ilahi hikmetin bir tecellisi olarak yaklaşım sergiler. Buna göre yağmurun sene içinde çok ve sert yağdığı dönemlerde inci kaliteli ve çok olacak, böylelikle o yıl bol kazanç elde edilecektir. Yine Sind nehri ile ilgili değerlendirmesi, Onun Hint araştırmaları boyunca bir yandan beşeri kültürleri ve gelenekleri araştırırken diğer yandan bu coğrafyanın gizemlerine yönelik gözlemler yaptığını gösterir:

 “Kaşmir’deki Şamil Putu yöresi hizasında Bilûr adı verilen nahiyeye ulaştığı yere Sind Nehri denir. Nehrin kaynağındaki mevzilerde suyun dibinde çukurlar kazılır –ki su üzerinden geçer. Bunların içi civa ile doldurulur. Üstünden bir yıl geçince civa altına dönüşür. Bunun sebebi, suyun kaynağından yüksek bir şiddetle akıp, kumla beraber altın taşımasıdır. Sivrisineğin kanatları gibi ince ve küçük olan bu parçalar çukurlar üzerinden geçerken civaya yapışır, kumlar geçer gider.”[16]

Şu halde Beyhakî’nin “herkes neye yaratılmışsa ona çeker” ve “incinin yeri sedefin içidir” şeklindeki manidar sözleri, Bîrûnî’yi ve doğup büyüdüğü coğrafyayı tanımlamak bakımından oldukça sağlam bir zemine referans verir. Şimdi Bîrûnî’nin, Beyhakî’nin “mâkulat denizi” dediği alandaki maharetlerine geçebiliriz.


  • Bîrûnî-İbn Sînâ Mektuplaşmaları

 Beyhakî’nin Bîrûnî maddesinde dikkat çektiği önemli hususlardan birisi de, onun İbn Sînâ ile yaptığı, seviyesi açısından İslâm düşüncesindeki nadir münazaraya dikkat çekmesi ve bu bağlamda “mâkulat denizine girmek onun şêni değildi” cümlesini kullanmasıdır. Hiç şüphesiz buradaki “mâkulat denizi” tabiri öncelikle Bîrûnî ile İbn Sînâ’nın çalıştığı sahalara dair ayrımdır ancak Bîrûnî’nin felsefi formasyonu konusunda eksiklik barındırır. F. Rosenthal’e göre Bîrûnî için mâkulat hayal gücü ile sahip olunabilecek şeylere referans vermektedir. Sıradan insan duyusallarla yani değişen şeylerin bilgisi ile uğraşabilir ve bunların bir adım ötesinde inşa edilen mâkulatı çalışma süreçlerini reddedebilir. Bu bağlamda Beyhakî, Bîrûnî’nin bir bilim adamı olarak spekülasyona olduğu kadar felsefe ve metafizik konularına da kendisini ilgilendiren şeyler olarak bakmadığını belirtmekte haklıdır. Öte yandan Bîrûnî metafiziğin insan yaşamındaki önemini kabul etmiş fakat metafizik konuların belirsizliğini ve karmaşıklığını kabul etmemiştir. Bu yüzden Bîrûnî sadece İbn Sînâ’dan değil, aynı zamanda diğer çağdaşı ve İslâm dünyasındaki en yakın Batılı muadili olan, din ve felsefeye yaklaşımı ilmi çalışmalarının ve felsefesinin ayrılmaz bir parçası gibi görünen İbn’ül-Heysem’den (ö.1040) de farklıdır. Bununla birlikte, Bîrûnî’nin soyut spekülasyona derin bir ilgi duyduğundan, bunun tüm insani entelektüel ve ruhani faaliyetler için öneminin farkında olduğundan ve kendisinin söz konusu sorunları ilmi etütlerine konu yapabilecek yetenekte olduğundan şüphe edilemez.[17]

Beyhakî’nin Bîrûnî’nin İbn Sînâ ile yaptığını aktardığı münazara, yüz yüze tanışıklığın akabinde iki filozof arasındaki mektuplaşmalar yoluyla gerçekleşmiştir[18] Mektuplaşmaların yaşandığı yılda Bîrûnî 24, İbn Sînâ ise 17 yaşındadır. Öncelikle Bîrûnî İbn Sînâ’ya bazı sorular göndermiş, İbn Sînâ bu sorulara cevap yazmış, Bîrûnî cevaplara yönelik itirazlarını tekrardan İbn Sînâ’ya göndermiş, İbn Sînâ da bu itirazlara yönelik cevap vermek için öğrencisi Masumi’yi görevlendirmiştir.[19] Toplam 18 sorudan oluşan mektuplaşmaların on sorusunun asıl odağını Aristoteles’in es-Sema’ve’l-Âlem adlı eserinin içerikleri, diğer sekiz sorunun konusunu da Aristoteles fiziği oluşturmaktadır. es-Sema’ve’l-Âlem üzerinde filozof kimliği ile öne çıkan İbn Sînâ’nın “akla dayalı spekülatif yöntemi” ile matematikçi-astronom kimliğiyle öne çıkan Bîrûnî’nin “gözlem ve deneye dayalı” yöntemlerinin müthiş bir kapışmasıdır söz konusu olan.[20]  Bu tartışma, Bîrûnî’nin felsefi donanım açısından İbn Sînâ’dan aşağı düzeyde kalmadığını gösterir. Bîrûnî, âlemin ezeliliği, başka âlemlerin mümkün olmadığı, unsurların tabii mekâna sahip olduğu ve feleklerin sadece dairevi hareket ettikleri şeklindeki Aristocu öğretiyi kabul etmemiştir.[21] Öte yandan Bîrûnî’nin mevcut külliyatını topyekun devreye sürmek dahi mektuplaşmalardaki her bir konuya dair nazariyesini tam olarak sergilemeyi zorlaştırmaktadır. Bu olgu da Bîrûnî’nin matematik-coğrafyaya ve dinler tarihiyle ilgili eserleri boyunca iğne ile kuyu kazmayı zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla Beyhakî’nin “mâkulat denizi” dediği şeyin derin dalgalarına Bîrûnî kendisini kaptırmamış, fizikten metafiziğe giden çözümlemelere mesai harcamamış, söz konusu sorular ve cevaplar açısından bir ömür alabilecek felsefi spekülasyonlara daha fazla yoğunlaşmayıp kendi ilgi sahasında ilerlemeyi tercih etmiş, belki de Aristoteles’in fizik öğretisine yönelik uyandırdığı bu türden şüpheler ve bu sistem içinden gelebilecek cevaplara yönelik verdiği üsten bakmacı cevapları yeterli görmüştür. Keza mektuplaşmalar bize İbn Sînâ’nın henüz genç olmasına rağmen Aristoteles fiziğine ne kadar nüfuz etmiş ve bu öğretiyi en ince ayrıntısına kadar özümsemiş olduğunu göstermektedir Öyle ki İbn Sînâ onlu yaşlarında edindiği bu nüfuzun temelinde Şifâ’nın Fizik bölümlerini kırklı yaşlarda, kaynakları sürekli kontrole gerek kalmaksızın, yazacaktır. Bîrûnî Aristoteles’in fizik ve evren öğretisine sistem dışından çok önemli sorular yöneltirken İbn Sînâ’nın ısrarla Bîrûnî’yi Aristoteles’in es-Sema’ve’l-Âlem’in evrenine çekmeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Örneğin başka âlemlerin mümkünlüğü babında İbn Sînâ Aristoteles fiziğinin, bunu bir açıdan mümkün nihai olarak ise imkânsız gördüğü şeklinde bir delillendirme ile hareket ederken, Bîrûnî’nin bakışı, aynı şekilde fiziki deliller eşliğinde İslâmi bir bakışın etrafında şekillenmektedir. Yani Aristoteles’in başka âlemleri mümkün görmeyen öğretisi, bize başka âlemlerin de olabileceğini bildiren İslâmi öğreti ile çelişmektedir.[22] İbn Sînâ bu bakış açısını, bilhassa Bîrûnî’nin âlemin ezeli olmayacağına dair delillerini yani Yahyâ en-Nahvî (ö.VI.yy.)  ile İslâmi öğretilerin buluşturulduğu bağlamı, çok kolay bir şekilde Yahyâ en-Nahvî’den veya Ebû er-Râzî’den (ö.925) ödünç alındığı şeklinde itham etmektedir.[23] Şu halde İbn Sînâ’nın anılan İslâmi bakışın kaynağını Aristoteles’in felsefi muadillerine kolaylıkla yıkması, sistemindeki skolastik ve kör noktaların bu bakışla kurcalanabileceğine dair müstakbel olasılıkları, -ki bu olasılıklar Tehâfüt geleneğini doğuracaktır- henüz genç yaşlarında geride bıraktığını gösterir. Bu bağlamda Bîrûnî’nin Yahyâ en-Nahvî ve Ebû Bekir er-Râzî’ye duyduğu alaka ve sempati, birincisine eserlerinde sık sık atıf yapmasından, ikincisinin ise eserlerini bir liste halinde yayımlamasından oldukça belirgindir. İbn Sînâ’nın Aristotelesçi felsefi sorunlara büyük yenilikler ve açılımlar getirdiği yadsınamaz bir gerçektir. Öte yandan Bîrûnî de Öklitçi geometri, Aristolesçi fizik ve Batlamyusçu astronomiye karşı matematik-coğrafya alanında Fuat Sezgin’in deyişiyle yeni metotlardan birisini geliştirmiştir.[24] Bîrûnî’nin metodunun hangi maharetleri ortaya koyacağını İbn Sînâ’nın sezgileyemediği anlaşılmaktadır. Bîrûnî, İbn Sînâcı bakışa yönelik yükselttiği itirazlarının Aristoteles sistemi açısından bir sofist konumu olabileceğine dair üsluba ise “ben söz konusu sofistlerin en sırtı yere gelmezi olurum” şeklinde oldukça özgüven sahibi bir cevap vermektedir.[25] Aynı özgüvenli yaklaşımı daha fazla tartışmayı gereksiz görüp son cevapları öğrencisi Masumi’ye bırakmasındaki tavrı ile İbn Sînâ’da da görmek mümkündür.

Öte yandan Hullmeine’nin aktardığı şekliyle Dag Nikolas Hasse İbn Sînâ’nın ışığın doğasına yönelik Aristotelesçi öğretiden ayrılmasını İbn Sînâ üzerindeki Bîrûnîci bir etki olarak sunar;[26] öyle ki Bîrûnî ışığı maddi bir öğe olarak kabul etmemişti. Bu babda iki filozof arasındaki farklı yöntemin vardığı sonuçlarını tartışılan bir konu üzerinden çözümleyebiliriz. İbn Sînâ, tahayyül edilen bir deney üzerinden Aristoteles külliyatını devreye sürerek suyun cüzlerinin bölünüp parçalanarak hava ve ateşe dönüşebileceğini savunurken, Bîrûnî aynı deneye daha bilimsel ve modern bir bakış açısı ile yaklaşıp, özgül ağırlığı düşünerek suyun asli özlerinin hiçbir şekilde dönüşmeyeceği ve kaybolmayacağı fikrine sahiptir.[27] Âlemin ezeliliği konusunda ise, Bîrûnî Tahdid adlı eserinde meramını daha açık bir şekilde sergiler ve âlemin ezeliliğinin zamanın ezeliliği manasına geleceğini dolayısıyla ikisinin de yaratılmış olduğunu açıkça ifade eder.[28] Aynı şekilde Bîrûnî, Mûtezile imâmlarından Ebû Haşim’in es-Sema’ve’l-Âlem’e yönelik reddiyesini ise, Mûtezile’nin metodunun safsata karanlıklarında bocalayıp durmaktan daha ileri bir şey üretemeyeceği gerekçesi eleştirmiş, hatta oldukça komik bulmuş ve bunlarla mücadele etmenin bir ömrü zayi etmek manasına geleceğini söylemiştir.[29]

Beyhakî’nin “ay menzillerinin konusunun araştırmasında demiştir ki; işin kolay ve zorluğu mutlak manada azdır, çünkü bir işin kolay veya zorluğu hallerin değişimine bağlıdır, yani izafidir. Bir taraftan kolay gelir ama diğer cihette zor olur”[30] şeklindeki sözleri hiç şüphesiz Bîrûnî’nin kendi müşahedelerine duyduğu güven ile ilgilidir. Yani izafi şeyleri çalışmak ve dogmatik öğeleri izafileştirmek başlangıçta kolay gibi görünmesine rağmen aslında oldukça zor bir metodu zorunlu kılar.

Gazneli Mahmut, Gürgenç’in mahalli emirine bölgesindeki âlimleri kendi sarayına göndermesine dair bir ferman çıkartınca, Bîrûnî bu teklifi kabul etmiş, İbn Sînâ ise reddederek Gürgenç’i terk etmiş, bunun üzerine İbn Sînâ için yakalama kararı çıkartılmıştır.[31] Bîrûnî ise Gazneli Mahmut’un seferlerini bir fırsat olarak kullanarak Hint araştırmalarına yönelmiştir.  Böylelikle söz konusu tartışmaların yüz yüze ve daha verimli olabileceği bir imkân ortadan kalkmış, iki tarafta yıldızını olabildiğince parlattıkları kendi yoluna gitmiştir. Bîrûnî’nin Hint astronomisini Aristoteles fiziği ve Öklit geometrisi üzerinden yorumlamaya çalışarak yanlış tanıttığı şeklinde bir varsayım vardır.[32] Ancak Bîrûnî’nin bazı odak noktalarda Aristoteles kozmolojisine ve fiziğine yönelik sergilediği şüpheci ve sorgulayıcı metot, bu kozmoloji ve fizik sistemine aykırı öğretileri sofistçe bir içerik olarak görmektense, daha nesnel bir yaklaşımın ürünü yapmıştır. En azından Bîrûnî’nin Hint astronomisini tarafsız bir şekilde sunma çabasına girdiğini, dolayısıyla Aristoteles dogmacılığını birinci ilke olarak kabul etmediğini söyleyebiliriz. Örneğin Tahkik’te Hint müneccimlerinin yerin ve göğün şekline dair öğretilerine dair aşağıda alıntılayacağımız pasajı, söz konusu dönemin baskın öğretisi Aristotelesçi kozmoloji ve Batlamyusçu astronomiyle ile açıkça çelişmektedir. Başka bir bağlamda da yeryüzünün ısrarla yuvarlak olduğunu bizzat vurgulayan[33] Bîrûnî şöyle demektedir:

“Pulisa, Siddhânta’da şöyle der: ““Yunanlı Paulisa bir çalışmasında dünyanın küre şeklinde olduğunu söyler. Başka bir çalışmasında ise, onun kapak şeklinde düz bir alan olduğunu zikreder. O, her iki ifadesinde de doğrudur. Çünkü dünyanın yüzeyi yuvarlaktır. Onun çapı ise düz bir çizgidir. Ama onun sadece yeryüzünün küresel şeklini kabul ettiği, birçok eserinde ispat edilebilir. Yine Varâhamihra, Âryabhata, Deva, Srishena, Vishnucandra ve Brahman gibi diğer bütün müneccimler de bu konuda uzlaşı içindedir. Eğer yeryüzü yuvarlak olmasaydı, dünya farklı bölgelerinden merdiyenlerle sarılmaz, kış ve yaz mevsimlerinde gündüz ve gece farklı olmaz, gezegenlerin durumu ve yörüngeleri mevcut durumlardan farklı olurdu””[34] 

Günümüzde Bîrûnî ve İbn Sînâ arasındaki mektuplaşmalar, bütün elyazmalarının derlenerek Arapça metinlerin eksiksiz bir şekilde ortaya çıkarılması, bu mektupların tamamının İngilizce’ye çevrilmesi ve felsefi argümanların en ince noktalarına kadar tartışılması amacıyla Paul Hullmeire tarafından, Münih Ludwing Maximilians Üniversitesi bünyesinde projelendirilmiştir.[35] Benim bu projede merak ettiğim, Arapça metinlerin eksiksiz neşredilmesi durumunda, mektuplaşmaların 1972 Tahran baskı nüshasında yer alan, ancak 1974’te bu mektuplaşmaları tahkik eden Muhammed et-Tancî ve metni Türkçe’ye çeviren ekip tarafından -Bîrûnî’nin bir üslubu olamayacağı gerekçesi ile-  mektuplaşma metninin dışında tutulan ve Bîrûnî’nin itirazları bağlamında dile getirdiği varsayılan aşağıdaki görüşlerin, gerçekten Bîrûnî’ye ait olup olmadığı meselesidir.

“Gerçek dışı sözleri allayıp pullayıp ileri sürmek, Yahya en-Nahvi’ye isnad edilemez. Buna en layık olan, küfre yönelen sözlerini süslü ifadelerle örten Aristo’dur. Sanırım ki, ey feylesof, sen, onun (Aristo’nun) âlemin kıdemi konusunda Proclus’a reddiyesini ihtiva eden eseri ile bu meseleyi süslü bir dille anlattığı diğer bir kitabına ve Aristo’nun kitaplarının şerhlerine vakıf olmamışsın. Ben bunları kabul etmedim … “.[36]

3. Bîrûnî’nin Siyaset Düşüncesi

Beyhakî’nin Bîrûnî maddesindeki üçüncü unsur siyaset düşüncesi ile ilgilidir. Bu bağlamda Bîrûnî’ye atfedilen sözler siyasetnamelerdeki sultana yönelik tavsiyeler kategorisindedir. Buna göre Bîrûnî melikler için en büyük tehlikenin intikam ile cezalandırmak olduğunu, melik için hüsn-ü tedbir ve siyaset dışında bir kıskanma türünün olmamasını, melikin korkak ve cimri olmamasını, melikin büyük işler kadar küçük işleri de ihmal etmemesi gerektiğini, kamuoyunda yerleşmiş ülfet ve adetlere muhalefet etmemesini tavsiye etmektedir. Melikler ûlemâ ve hukemâ ahlakı okumalıdır; çünkü ûlemâ ve hukemâ ahlakı okumak kötü bidatleri yok edecektir.[37]  Bu babda Bîrûnî’nin öğretisi ile doğrudan alakalı olarak görebileceğimiz ilke “kamuoyunda yerleşmiş ülfet ve adetlere melikin muhalefet etmemesi” meselesidir. Çünkü Bîrûnî ister yazılı ister şifahi olsun tarihsel gerçekliğin beşeri kaynaklarına yönelmiş, bunları oldukça rasyonel bir şekilde tahlil etmiş, toplayabildiği kadar çok gelenek toplamış ve bunları tarafsız bir değerlendirmeye tabi tutmuştur.[38] Beyhakî’nin Bîrûnî’ye atfettiği bu söz, yerleşik gelenekleri dönüştürmenin siyasi otorite için ne kadar zor olabileceğini ima etmektedir. Öte yandan sultana ait kötü bidatlerin ortadan kalkmasına yönelik bir tavsiyeye sahip olduğu görülen Bîrûnî’nin, bozuk inançlarla da mücadele ettiği unutulamamalıdır. Matematikçi-astronom kimliğiyle Bîrûnî’nin aynı zamanda bir kelamcı edasıyla Ebû Bekir er-Râzî’nin peygamberliği inkâr eden nazariyesini eleştirmesi, Karmatîlere karşı bir reddiye yazması ve ehl-i sünnet inancını savunmak için Şiî ve bazı aşırı şiî guruplarla ilmi tartışmalara girişmesi, İslâm düşüncesindeki nadir konumunu daha fazla pekiştirmektedir.[39] Ayrıca Bîrûnî sultanlara, öldüklerinde akibetinin meçhul olacağı ve delikten deliğe soktukları hazinelerini, ölmeden önce erdemli sultanlar gibi kamu yarına kullanmalarını tavsiye etmektedir.[40]

Madem ki Beyhakî Bîrûnî’nin siyasete dair görüşleri de olabileceğini zikretmiştir; biz de bu bağlamı siyaset düşüncesi açısından iki temel unsurla bir genişletmeye tabi tutabiliriz. Bîrûnî, Abbasi devletinin erime nedenlerinden birisini, müneccimlerin meliklerin iktidar sürelerine dair öngörülerinden ziyade, dost-düşman ayrımı yapmaksızın kendilerine yabancı olanlara, içinde devle kelimesi geçen sahte unvanlar dolayısıyla makamlar verilmesinde görür. Bîrûnî’nin birer birer sıraladığı bu unvanlar zamanla çoğalarak iki hatta üç sıfatlı unvanlara doğru ilerlemiş, bu nedenle bürokrasideki asli hiyerarşi kaybolarak bir karmaşıklığa sebep olmuş, bir nevi devlet otoritesi bu unvanlar aracılığıyla zayıflamış ve sahte bir idare mekanizması inşa edilmiştir[41] 

Bîrûnî de siyaset düşüncesi açısından dikkatimizi çeken ikinci unsur ise, insanların fiziki yapıları, tabiatları ve dillerindeki farklılığı açıklamak için bazı millet ve dinlerin kendilerine has bir Hz. Âdem ve Hz. Havvâ tasavvuru inşa ettiğine dair görüştür. Patricia Crone Ortaçağ İslâm Dünyasında Siyasi Düşünce adlı kitabının henüz giriş bölümünde, İslâm’daki Hz. Âdem ve Hz. Havvâ anlayışını bir çevrime tabi tutmakta, İslâm ve Hıristiyanlıktaki siyaset düşüncesinin farklılığının, bu iki dindeki Hz. Âdem ve Hz. Havvâ tasavvuru ile başladığını söylemekte, her iki dinin de siyaset nazariyesinin bundan sonra çatallaşmaya başladığını ileri sürmektedir.[42] Örneğin İslâm’da ilk itaatsizlik Hıristiyanlıkta olduğu gibi Hz. Âdem ve Hz. Havvâ’nın günah işlemesi değil, İblis’in Allah’a isyan etmesidir. Keza yeryüzündeki baskıcı yönetimlerin kaynağı Hıristiyanlıkta olduğu gibi asli günah değil, Kâbil’in geleneğini devam ettiren firavunlar düzenidir. Bîrûnî Yahudilik, Hıristiyanlık ve Mecusiliğin insan soyunun başlangıcı olarak Hz. Âdem ve Hz. Havvâ’yı kabul ettikleri fakat bunu bir çevrime tabi tuttuklarını ifade etmiştir. Bîrûnî’nin indinde bazı görüşlere göre, söz konusu çevrimlerin her bir bölgede kendine has Âdem ve Havvâ’sı vardır, dolayısıyla insanların yapıları, tabiatları ve dillerindeki farklılıklar bundan kaynaklanmaktadır.[43] Şu halde Bîrûnî’den mülhem bir şekilde siyaset alanındaki sahihliğin ve bâtıllığın kaynağını, keza insanoğlunun yeryüzündeki serüvenin neliğini ve nasıllığını da, insan soyunun asıl mecrasının ne olabileceğine dair bir idrak ve bunun arkasından gelen Hz. Âdem ve Hz. Havvâ temelli çevrim oluşturmaktadır, diyebiliriz.

————————————————————————————-
*Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi, İslâmi İlimler Fakültesi, İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı


[1] Abdülkerim Özaydın, “Alib. Zeyd Beyhakî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 6, s.62,63.

[2] Beyhakî, “Tetimmet-ü Sivanül’l-Hikme”, çev. Kemal Aydın, Beyhakî’nin “Tetimmet-ü Sivanül’l-Hikme” Adlı Eserinin Tercüme ve Tanıtımı, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Van-2008, s.82.

[3] Günay Tümer, “Bîrûnî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt: 6, s.206.

[4]Habib Borjian, “Kât”, Encyclopedia Iranica,Vol. XVI, Fasc. 2, s.199-121. https://www.iranicaonline.org/articles/kat-city

[5] S. Frederick Starr, Kayıp Aydınlanma, çev. Yusuf Selman İnanç, İstanbul- 2020, s. 346

[6] Habib Borjian, “Kât”, Encyclopedia Iranica,Vol. XvI, Fasc. 2, s.199-121

[7] Beyhakî, “Tetimmet-ü Sivanül’l-Hikme”, s.82.

[8] Frederick Starr, “Kayıp Aydınlanma”, s.351.

[9] Bîrûnî, Maziden Kalanlar (el-Âsâr el-Bâkiye), çev. D. Ahsen Batur, İstanbul-2011, s. 132.

[10] Günay Tümer, “Bîrûnî”, s.206.

[11] Bîrûnî, “Maziden Kalanlar (el-Âsâr el-Bâkiye)”, s.230.

[12] Bîrûnî, “Maziden Kalanlar (el-Âsâr el-Bâkiye)”, s.278.

[13] Bîrûnî, Kıymetli Taşlar ve Metaller Kitabı, çev. Emine Sonnur Özcan, Ankara-2023, s.316

[14] Bîrûnî, “Maziden Kalanlar (el-Âsâr el-Bâkiye)”, s.237.

[15] Bîrûnî, “Maziden Kalanlar (el-Âsâr el-Bâkiye)”, s.265.

[16] Bîrûnî, “Kıymetli Taşlar ve Metaller Kitabı”, s.316.

[17] Franz Rosenthal, “Beyrunî’nin Bilgi Kuramı ve Yöntemiyle İlgili Bazı Önvarsayımları Üzerine”, çev. Mübahat Türker Küyel, Beyrunî’ye Armağan, Ankara-1974, s.158,159.

[18] İsmail Erdoğan, Cengiz Çuhadar, “İslâm Düşünce Tarihinde Bilim-Felsefe Tartışmaları: İbn Sînâ-Bîrûnî Çekişmesi Örneği”, İslâmi Araştırmalar Dergisi, 2024;35(3), s.392-393.

[19] “The Philosophical Correspondence Between Avicenna and Al-Bîrûnî, Interview with Paul Hullmeine”, https://ipmtoday.com/philosophy-and-the-academy/avicenna-and-al-Bîrûnî/

[20] Salime Leyla Gürkan, “Bîrûnî’nin Müslüman Bir Dinler Tarihçisi Olarak Portresi”, Teklif Dergisi, sayı: 13,  s.170.

[21] Günay Tümer, “Bîrûnî”, s.210.

[22] “Beyrûnî’nin İbn-i Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn-i Sînâ’nın Cevapları ve Beyrûnî’nin İtirazları”, ed. Muhammed Tancî, Beyrunî’ye Armağan, Ankara-1974, s.252.

[23] “Beyrûnî’nin İbn-i Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn-i Sînâ’nın Cevapları ve Beyrûnî’nin İtirazları”, s.242.

[24] Fuat Sezgin, “İslâm Bilimler Tarihindeki Yaratıcı Yerine Bir Bakış”, Adam Akademi, 1(2), 2011, s.93

[25] Beyhakî, “Tetimmet-ü Sivanül’l-Hikme”, s.82.

[26] “The Philosophical Correspondence Between Avicenna and Al-Bîrûnî, Interview with Paul Hullmeine”, https://ipmtoday.com/philosophy-and-the-academy/avicenna-and-al-Bîrûnî/

[27] “Beyrûnî’nin İbn-i Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn-i Sînâ’nın Cevapları ve Beyrûnî’nin İtirazları”, s.259, 260.

[28] Bîrûnî, Tahdîdü Nihâyâti’l-Emâkin, çev. Kıvâmeddin Burslan, Ankara-2024, s.116,117.

[29] Bîrûnî, “Tahdîdü Nihâyâti’l-Emâkin”, s.12.

[30]  “Beyrûnî’nin İbn-i Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn-i Sînâ’nın Cevapları ve Beyrûnî’nin İtirazları”, s.252.

[31] Günay Tümer, “Bîrûnî”, s.207-2088.

[32] David Pingree, “Bîrûnî, Ebu Rayhan, History and Chronolgy”, Encyclopedia Iranica,Vol. IV, Fasc. 3, s.182,283.   (https://www.iranicaonline.org/articles/Bîrûnî-abu-rayhan-vi/ ).

[33] Bîrûnî, “Tahdîdü Nihâyâti’l-Emâkin”, s.18.

[34]Bîrûnî, Tahkîku Mâ Li’l-Hind, çev. Kıvameddin Burslan, Ankara-2018, s.181.

[35] https://www.philosophie.lmu.de/en/research/current-projects-research-grants-and-funding/the-philosophical-correspondence-of-avicenna-and-al-Bîrûnî-2022-2025/

[36] “Beyrûnî’nin İbn-i Sînâ’ya Yönelttiği Bazı Sorular, İbn-i Sînâ’nın Cevapları ve Beyrûnî’nin İtirazları”, s.232.

[37] Beyhakî, “Tetimmet-ü Sivanül’l-Hikme”, s.82.

[38] David Pingree, “Bîrûnî, Ebu Rayhan, History and Chronolgy”s.182,283. 

[39] Eşref Altaş, “Bîrûnî”, İslam Düşünce Atlası, https://islamdusunceatlasi.org/Bîrûnî/66

[40] Bîrûnî, “Kıymetli Taşlar ve Metaller Kitabı”, s. 35-36

[41] Bîrûnî, “Maziden Kalanlar (el-Âsâr el-Bâkiye)”, s.166.

[42] Bîrûnî, “Maziden Kalanlar (el-Âsâr el-Bâkiye)”, s.155.

[43] Patricia Crone, Ortaçağ İslâm Dünyasında Siyasi Düşünce, çev. Hakan Köni, İstanbul-2007, ss.5-8.