Picture of Gülsüm Karaağaç
Gülsüm Karaağaç

Bir Türlü Odaklanamıyorum Ama Neden?

A+ A-

İnsanın modernleşmesi evresiyle istek ve ihtiyaçlarındaki değişim de kaçınılmazdır. Her dönem kendi içinde kendi koşullarında değerlendirilmelidir. Bugünün zihniyle 50 yıl öncesini bile konuşmak ne kadar yanıltıcıysa binlerce yıl öncesini konuşmak çok daha fazla yanıltıcıdır.  Kuşaklar bile burada kendini çok daha net ifade etmektedir. Boomers, x kuşağı, y kuşağı, z kuşağı, alfa kuşağı vs. Bu kuşakları birbirinden ayıran bazı özellikler var elbette.

Kuşaklar kendi çerçevesinde ele alınadursun biz modern dünyadaki değişimlerle birlikte ruhsal sorunların daha da yaygınlaşmasına(!) bakalım. Günümüzde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun (DEHB) bu kadar duyuluyor olmasının, sosyal mecralarda sürekli karşımıza çıkıyor olmasının sebebi ne olabilir? Hakikaten bu bozukluktan muzdarip çok mu insan var yoksa altta yatan başka sebepler mi?  50 yıl önce bu kadar bilinmeyen, bu kadar yaygın olmayan bir bozukluk bugün neden bu kadar yaygınmışçasına göz önünde? Nörogelişimsel bir bozukluk olan DEHB’nin epidemiyolojisi mi değişti?

Epidemiyolojide ciddi bir değişim olmamasına rağmen DEHB başvuru sayısında ve ilaç kullanımında ciddi artışlar olduğu bilinmektedir. Ruhsal bir tanı konması için başvuru sahibine bazı testler yapılmaktadır. Ama unutulmamalıdır ki hiçbir test klinik gözlem ve görüşmeden daha önemli değildir. Son yıllarda geliştirilen dijital merkezli ve yabancı menşeili testler mevcuttur. Bu test sonuçları tek bir merkezde toplanılmakta bu da akıllara birçok soruyu getirmektedir! Hangi yaş grubunda hangi ülkede ne kadar DEHB olabileceği görülmekle birlikte tamamen doğru veriler olup olmadığı ise bilinmemektedir. Burada ilaç sektörü ile bir iş birliği akla gelmektedir.

DEHB’nin genetik mi yoksa çevre mi gibi hangi eksende ele alınması gerektiği ise bilimin asıl konusudur. Bilimsel anlamda genetik etkinin var olduğu beyin kimyasalları ile de netleşmekle birlikte bazı bilim insanları konuyu çok daha farklı boyutlarda ele almaktadır.  Gabor Mate bir tıp hekimi olmasına rağmen bilimsel bir alt yapıyla değil de gözlemleriyle bir çıkarımda bulunmaktadır. DEHB’nin tamamen çevresel faktörler kaynaklı olduğunu, travmatik süreçlerin bunu etkilediğini söylemekte ve “Dağınık Zihinler” kitabında bunu ele almaktadır. Oysa kendisinin de DEHB tanısı vardır ve çocukları da DEHB tanısı almıştır. Yıllardır yapılan bilimsel çalışmalar nörogelişimsel bir bozukluk olduğunu ve genetik alt yapısının olduğunu söylemektedir. Evet, bazı çevresel faktörler sürecin ortaya çıkmasını daha da kolaylaştırıyor olabilir ancak bu doğrudan sadece çevresel faktörlerin tek sebep olduğunu doğrulamayacaktır. Ekran başında otizm olunmayacağı gibi, otizm varsa ekranın da olumsuz etkileyeceği örneği ile de ilişkilendirilebilir.  Çevresel faktörler elbette ki yaşam düzenlenmesi anlamında oldukça önemlidir. Yaşam düzenlemesi deyince de akla ilk Johann Hari’nin “Çalınan Dikkat” kitabı gelmektedir. Spot ışığı gibi olan dikkati, çevresel faktörlerin etkilediği de bir hakikattir. İnsan çevresinde olan bitenden bihaber bir varlık değildir. Mağarada ya da dağ başında değil kalabalıkların içinde yaşamaktadır. Sosyal olmanın da sağlıklı olmanın da gereği budur. Önemli olan sosyal ortamda kendine çerçeve oluşturabilmektir.  Günümüz koşullarında sosyal ortamlarda dikkati toplayabilmek ise ayrıca uğraşı gerektirmektedir. Aşırı uyarıcı maruziyeti, teknoloji ile iç içe oluş, beslenme şekli, uyku düzeni vb. birçok faktör dikkat noktasında olumsuz etkilere sebep olabilmektedir. Bu gibi dış etkenler sebebiyle DEHB tanısı olsun ya da olmasın herkes dikkat sorunu yaşayabilmektedir.

DEHB genelde kendisini çocuk yaşlarda gösteriyor olsa da yetişkin dönemde alınan DEHB tanıları da mevcuttur. Bu sonradan DEHB olunmuş değil de geç fark edilmiş anlamına gelmektedir. Zamanla hiperaktivite kendini ihya etse de dikkat, dürtüsellik ve zaman sorunu tam manasıyla tedavi edilmeksizin çözülmediği bilinmektedir. Okul çağını bir şekilde atlatmış kişiler bazen iş hayatı döneminde duvara toslar ve bir şeylerin ters gittiğini fark edince uzman desteğine başvurabilir. Önceki nesillerde DEHB olabilmesi için aşırı hareketliliği önemseyen aileler bugün dikkatin ne demek olduğunun farkında olduğu için önlem amaçlı erkenden başvurularda bulunabiliyorlar. Kuşak farkı da burada kendini gösteriyor. Teknoloji gelişimi ve okuma oranının artması bu farkındalığı etkileyen göstergelerden diyebiliriz. Teknoloji ile bilgiye ulaşım hızı arttı, son 20-30 yılda üniversite mezunu sayısı da ciddi düzeylerde olması konu hassasiyetinin farkındalığını artırıyor olabilir. Tabi burada bu defa da her şeyi sorun olarak gören bir nesille de karşı karşıya kalabiliyoruz. “Biri çocuğuma bağırdı ve travma yaşadı, ona hayır diyemem hayatını olumsuz etkiler” gibi söylemler de günümüzde bilgiyi nasıl içselleştirdiğimizle de alakalıdır. Bu sebeple yaşamadığımız her şeyi ziyadesiyle yaşatmaya çalışan bir ebeveyn güruhu türemeye başladı. Her zaman her yerde her ne yaşıyorsak ve ne yapıyorsak yapalım itidal en önemli özelliğimiz olmalı.  Amacımız, en ufak belirtilerde yaygara koparmak değil.  İyi bir gözlem yapmak ve yaşanılan sorunların işlevimizi bozup bozmadığı, çevreden şikâyetlerin olup olmadığı yönünde olmalı. Gözlem ve çevresel geri dönüşler bu konunun alarm kısmı.

Çocuğum Matematik dersine odaklanıyor hiçbir şeyi gözü görmüyor ama Türkçe dersine gelince tam tersi söylemi de odaklanmanın sadece farklı bir boyutu. DEHB sadece odaklanmamak değil istediği şeye gereğinden fazla odaklanmak da DEHB özelliklerindendir.  Zihnin sürekli bir karmaşa içinde olması, bir işten başka bir işe atlamak, aceleci özellikler, başkasının konuşmasına müsaade etmeksizin konuşmayı sürdürmek veya araya girmek vb. DEHB kapsamına girebilir. Ancak bunları yaşayan herkes de DEHB değildir. Evrimsel Psikoloji DEHB’yi uyumlanmada güçlük olarak ele alıyor. İlkel zamanlardan modern zamana ayak uyduramayan bir kesim genetik aktarımların bu sorunu yaşadığını söylüyor.  Kim bilir belki de hakikaten sadece bir uyumlanma sorunudur? Güçlü olanın nasıl ayakta kalacağını bilemeyişinin mücadelesidir belki de!

Aynı zaman diliminde farklı kuşaklar bir arada yaşıyor. Ancak bu kuşaklar farklı zamanlara doğdukları için aynı bakış açılarına sahip olmaları pek mümkün değil.  Bu da çevresel koşullara ne derece maruz kaldıklarını farklılaştırıyor.  Teknolojinin içine doğmuş bir kuşağı teknolojinin zararlarından korumaktan ziyade teknolojiyi nasıl faydalı kullanabileceğini öğretmek daha işlevsel olacaktır.    

Toplumda yaşadığımız her sorun, hastalık ya da bozukluk değildir. Bozukluk veya güçlük olabilmesi için sıklığı, işlevi bozup bozmadığı önemlidir.  Bir bozukluk söz konusu ise de bu ancak uzman desteği ile anlaşılan bir süreçtir. Bozukluk olduğuna kanaat getirilen, tedavi edilmesi gereken konularda ise uzman yönlendirmesi ile reçete uyumu hayat kalitesini artırmaktadır.  

Hayatımızın çoğu döneminde olmayıp da son zamanlarda baş gösteren bazı dikkat sorunları yaşıyor isek; öncelikle yapmamız gereken şey kan değerlerimize baktırmak olabilir. Bazı değerlerin norm dışı oluşu buna sebep oluyor olabilir. Ekran süremizi gözden geçirmek burada önemli. Ekran süresi artıkça dikkat süresinde bozulma olduğu bilinmekte. Uyku düzenini sağlamak yine bu süreçte önemli bir faktördür.

Dikkati daha sağlıklı bir çeperde toplayabilmek bireysel düzlem haricinde toplumsal düzlemde de düzenlemeler gerektirir. Ebeveyn, sorun yaşayan çocuğu için birtakım düzenlemelere gidebilir; odasında daha sade mobilya, masa üstünün sadeleştirilmesi, etrafta dikkati dağıtacak materyallerin kaldırılması, ders çalışma alanında beyaz ışığı öncelemek gibi fiziksel düzenlemelere gidip çocuğunun dikkatini daha verimli yönlendirebilir. Toplumsal düzlemde de okul faktörü devreye girmektedir. Okul; eğitim ve öğretim yeridir.  Günümüz eğitim sisteminde akıllı tahtalar ile dijital uyum yakalanmaya çalışılmış olsa da akıllı tahtaları öğrencileri susturma mekanizması olarak kullanmak ne eğitim öğretime ne de ruh sağlığına uygun değildir. Sağlık bir bütündür ve toplumsal iyi oluş hali akıl, beden ve ruh sağlığımızı etkilemektedir.

 İnsan biricik bir varlıktır ve dolayısıyla yaşadığı sorunlar da biriciktir. Buna çözüm bulmak da çözümün kendisi de bireye özgüdür. Bu yazıdaki amaç mekanik bir liste ile biricikliğine gölge düşürmek değil en basit anlamda yapılabilecekler için yol göstermektir. Yolun başı da sonu da “yeterince iyi” olmaktan geçer. Kendi koşullarımızda, imkanlarımız dahilinde, yapabildiğimiz ölçüde adım atmak bizi güçlü kılar. Neticede her zaman bir sıfırdan büyüktür.