Bir Yer Var Nerede
- Tarih:
Hiçbir şeye sahip olmayı hayal etmeyecek kadar dünyanın kıyısında yaşamayı göze alabilmek, paylaşmaya başlayabilme yürekliliğinin ilk adımıdır. Yüklerimiz hep başkaları tarafından sırtımıza yüklenmiş sansak da asıl yükü insan kendi iradesiyle yüklenir. Ayak bağı olduğunu anladığında ise artık yükün altında çoktan ezilmiş olabilir. Ruhumuz sonsuz huzurun peşindeyken dayatılan kabuller dünya yolculuğumuzu çileye çevirebilir. Hemen ekleme yapayım sadece dünya da değil ebedi aleme hakikatlerle dolu yolculuk için ayağımıza çelme takar. Buna direnebilmek sanıldığı kadar kolay değildir. Toplumsal kabuller, alışılmış kimlikler bizi gizli bir gurur ile kalbimize yaklaşmaktan alıkoyar. Kimin ne dediğine kulak asmadan buna direnen nadir insanlar vardır. İşte bunu anımsatan durumlardan birini Into The Wild filminde Christopher McCandless’ın her şeyden sıyrılıp doğaya kaçışıyla izliyoruz. Alışverişler, maddi imkanlar ve tüm telaş sebeplerini geride bırakarak doğaya sığınan bir adamın acısına şahitlik ediyoruz. Yaşadığımız alışkanlık biçimlerini doğada kusmak, ruhumuzla barışmaya ne kadar yeterli olabiliyor onun sorgusu yapılıyor.
Halbuki insan kaçmaya gerek kalmadan şehirlerin içerisinde de ruhuyla bir yol çizebilse gerçek sonsuzluk müziğini duyabilecek. Ritimler anlarda saklı. Anları hepler ile değiştirmeye çalışmak insanı mutsuz ediyor. Sürekli bir mutluluk beklentisi insanı doyumsuz bir acı ile baş başa bırakıyor. Kendi yolumuzu çizebilmek diye çıkılan her hedef de savruk bir haritanın içerisinde bırakıyor bizi. Düz çizgi olmamalı, umut ettiklerimiz ve yaşamın bize sundukları ile yetinebilme gücü ile ilerlemeliyiz. Yoksa hedefler bizi törpülemek için sinsi tuzaklardan öte bir şey değil. Herman Melville’in Kâtip Bartleby kitabındaki kararlılık cümlesi aklıma geliyor. “Yapmamayı tercih ederim” incecik kitapta bu cümle yaklaşık kırk defa geçiyor. Kitap boyunca gündelik rutinlerine sadık insanların bu cümle karşısındaki şaşkınlığına denk geliyoruz. Evet şaşılacak bir durum gibi fakat kendi olabilmenin belki de anahtarı. Kabullerimiz bizi kendimize yabancılaştırıyorsa ne önemi var alkışların.




