Picture of Abdussamed Biten
Abdussamed Biten

Büyük Buhran’dan Pandemi Sonrasına

A+ A-

KÜRESEL EKONOMİK KRİZLERİN ULUSLARARASI İLİŞKİLER PERSPEKTİFİNDEN ANALİZİ

Giriş

Ekonomik krizler yalnızca üretim, ticaret ve istihdam göstergelerinde meydana gelen bozulmalar değildir; aynı zamanda uluslararası sistemin güç dengelerini, devletlerin dış politika tercihlerini ve toplumların siyasal yönelimlerini derinden etkileyen tarihsel kırılma anlarıdır. 1929’da başlayan Büyük Buhran, dünya ekonomisini olduğu kadar uluslararası siyaseti de dönüştürmüş; korumacılığın yükselişine, otoriter rejimlerin güç kazanmasına ve nihayetinde İkinci Dünya Savaşı’na uzanan süreçte önemli bir rol oynamıştır. Benzer şekilde COVID‑19 pandemisiyle başlayan küresel ekonomik daralma da yalnızca sağlık temelli bir kriz olarak kalmamış; enerji güvenliği, tedarik zincirleri, jeopolitik rekabet ve ekonomik güvenlik tartışmalarını yeniden uluslararası gündemin merkezine taşımıştır.

Pandeminin küresel ekonomi üzerindeki etkilerine ilişkin Uluslararası Para Fonu (IMF), 2020 yılında dünya ekonomisinin yaklaşık %3 oranında küçüldüğünü, bunun ise 1930’lardaki Büyük Buhran’dan bu yana yaşanan en sert ekonomik daralma olduğunu belirtmiştir (IMF, 2020). Bu durum yalnızca ekonomik göstergeleri değil, uluslararası ticaret ağlarını, enerji piyasalarını ve devletlerin güvenlik politikalarını da yeniden şekillendirmiştir.

Bu yönüyle pandemi sonrasında yaşanan ekonomik daralma, John Maynard Keynes’in 1936 yılında ileri sürdüğü temel önermeyi yeniden görünür kılmıştır. Keynes’e göre piyasalar olağanüstü kriz dönemlerinde kendi iç dinamikleriyle dengeye ulaşamayabilir; bu nedenle devlet müdahalesi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal istikrarın korunması açısından da zorunlu hâle gelir (Keynes, 2020). Nitekim pandemi sürecinde dünyanın birçok ülkesinde uygulanan genişletici maliye politikaları ve kamu destek paketleri, Keynesyen yaklaşımın günümüzde hâlâ önemli ölçüde geçerliliğini koruduğunu göstermiştir.

Pandemi sonrasında dünya ekonomisi tam anlamıyla toparlanamadan Rusya‑Ukrayna savaşı, ABD‑Çin stratejik rekabeti, İran eksenli gerilimler ve enerji piyasalarındaki kırılganlıklar küresel sistemi yeni bir belirsizlik dönemine sürüklemiştir. Özellikle Orta Doğu’da İran ile ABD ve İsrail arasında tırmanan gerilim, Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol ve doğal gaz akışının güvenliği açısından küresel ekonomi için kritik bir risk unsuru haline gelmiştir. Bu gelişmeler enerji fiyatlarını yükseltmiş, enflasyonu derinleştirmiş ve yaşam maliyetlerini dünya genelinde artırmıştır. Böylece pandemiyle başlayan ekonomik sarsıntı, jeopolitik çatışmaların da etkisiyle çok katmanlı bir küresel krize dönüşmüştür.

Bu makalede Büyük Buhran ile pandemi sonrası dönemde ortaya çıkan küresel ekonomik kriz karşılaştırmalı olarak incelenecek; enerji krizi, jeopolitik gerilimler ve daralan ekonominin uluslararası ilişkiler üzerindeki etkileri değerlendirilecektir.

Büyük Buhran ve Uluslararası Sistemin Dönüşümü

1929’da New York Borsası’nın çöküşüyle başlayan Büyük Buhran, küreselleşmiş ekonomi içerisinde hızla diğer ülkelere yayılmıştır. Uluslararası ticaretin daralması, sanayi üretimindeki sert düşüş ve kitlesel işsizlik, devletleri korumacı politikalara yöneltmiştir. ABD’de kabul edilen Smoot‑Hawley Gümrük Tarifeleri yalnızca Amerikan ekonomisini değil, küresel ticaret sistemini de olumsuz etkilemiştir. Misilleme niteliğindeki gümrük artışları dünya ticaret hacmini dramatik biçimde azaltmış ve ekonomik daralmayı daha da derinleştirmiştir.

Büyük Buhran’ın en önemli sonuçlarından biri, liberal ekonomik düzenin sorgulanması olmuştur. “Bırakınız yapsınlar” anlayışının krizi çözmekte yetersiz kalması, devlet müdahalesine dayalı Keynesyen politikaların yükselişine zemin hazırlamıştır. ABD’de Franklin D. Roosevelt’in Yeni Düzen (New Deal) programı, kamu harcamaları ve sosyal politikalar yoluyla ekonomiyi canlandırmayı hedeflemiştir. Avrupa’da ise farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bazı ülkelerde sosyal devlet uygulamaları güçlenirken, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde ekonomik kriz otoriter ve faşist hareketlerin yükselişini kolaylaştırmıştır.

Barry Eichengreen’e göre Büyük Buhran’ın bu denli derinleşmesinde yalnızca finans piyasalarının çökmesi değil, aynı zamanda dönemin altın standardına sıkı biçimde bağlı kalan devletlerin para politikalarında hareket alanı bulamaması etkili olmuştur (Eichengreen, 1992). Dolayısıyla kriz, ekonomik sistem kadar uluslararası parasal düzenin de kırılganlığını ortaya çıkarmıştır. Büyük Buhran yalnızca ekonomik bir çöküş değil, aynı zamanda uluslararası sistemin ideolojik ve siyasal dönüşümünü tetikleyen bir süreç olmuştur.

Pandemi Sonrası Küresel Ekonomik Daralma

COVID‑19 pandemisi, modern tarihin en kapsamlı eşzamanlı ekonomik durgunluklarından birine yol açmıştır. Karantina uygulamaları, üretim tesislerinin kapanması ve sınırların geçici olarak kapatılması küresel tedarik zincirlerini kırmıştır. Özellikle yarı iletkenler, ilaç hammaddeleri, lojistik hizmetleri ve enerji taşımacılığı alanlarında ortaya çıkan aksaklıklar dünya ekonomisinde ciddi darboğazlar yaratmıştır.

Uluslararası Para Fonu’nun pandemi dönemine ilişkin tahminleri, küresel ekonominin Büyük Buhran’dan bu yana görülen en sert daralmalardan birini yaşadığını ortaya koymuştur. Gelişmiş ekonomilerde üretim kayıpları derinleşirken, gelişmekte olan ülkeler dış talepteki azalma ve sermaye çıkışları nedeniyle ciddi finansal baskılarla karşılaşmıştır.

Tarihçi Adam Tooze, pandemi sonrasında yaşanan ekonomik sarsıntının klasik resesyonlardan farklı olduğunu; finans, sağlık, lojistik ve jeopolitiğin aynı anda kırıldığı “çoklu kriz” (polycrisis) niteliği taşıdığını ileri sürmektedir (Tooze, 2018; 2021). Gerçekten de pandemi tek başına ekonomik bir durgunluk yaratmamış, uluslararası sistemin bütün katmanlarında kırılganlıkları görünür kılmıştır.

Pandemi sonrasında uygulanan genişletici maliye politikaları ve düşük faiz ortamı kısa vadede ekonomileri desteklese de, ilerleyen dönemde yüksek enflasyon sorununu beraberinde getirmiştir. Merkez bankalarının faiz artırımlarına yönelmesi ise yatırım maliyetlerini yükseltmiş ve büyüme hızını yavaşlatmıştır. Böylece dünya ekonomisi bir yandan enflasyonla mücadele ederken diğer yandan durgunluk riskiyle karşı karşıya kalmıştır.

Enerji Krizi ve Jeopolitik Gerilimler

Pandemi sonrası dönemin en belirleyici unsurlarından biri enerji krizidir. Rusya‑Ukrayna savaşı Avrupa’nın enerji arz güvenliğini ciddi biçimde sarsmış, doğal gaz fiyatlarında tarihi artışlara neden olmuştur. Avrupa ülkeleri alternatif enerji kaynakları arayışına yönelirken, LNG piyasalarındaki rekabet küresel enerji maliyetlerini yükseltmiştir. Uluslararası Enerji Ajansı’nın değerlendirmelerine göre 2022 sonrasında yaşanan enerji arzındaki kırılganlıklar, 1970’li yıllardaki petrol krizlerinden bu yana küresel enerji güvenliği açısından en kritik dönemlerden birini oluşturmuştur (IEA, 2023).

Bu süreçte Orta Doğu’daki gerilimler de enerji piyasalarının kırılganlığını artırmıştır. İran ile ABD ve İsrail arasında son yıllarda tırmanan gerilim ve zaman zaman doğrudan askerî çatışmaya dönüşen karşılıklı saldırılar, özellikle Hürmüz Boğazı’nın güvenliği bakımından küresel ekonomiyi yakından ilgilendirmektedir. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin bu boğaz üzerinden gerçekleşmesi, bölgesel krizlerin kısa sürede küresel enerji piyasalarına yansımasına neden olmaktadır.

Enerji fiyatlarındaki artış yalnızca petrol ithalatçısı ülkeleri değil, küresel üretim maliyetlerini de etkilemektedir. Sanayi üretiminden ulaştırmaya, tarımsal üretimden lojistiğe kadar birçok sektörde enerji temel girdilerden biridir. Bu nedenle enerji krizleri, enflasyonun yayılmasını hızlandıran stratejik bir etkiye sahiptir.

ABD-Çin Rekabeti ve Jeoekonomik Dönüşüm

Günümüz krizini Büyük Buhran’dan ayıran önemli unsurlardan biri, küresel ekonominin merkezinde yer alan ABD‑Çin rekabetidir. Çin’in son kırk yılda elde ettiği ekonomik yükseliş, onu küresel üretim ve ticaret ağlarının temel aktörlerinden biri haline getirmiştir. Ancak teknoloji, yarı iletken üretimi, yapay zekâ ve stratejik madenler alanında yaşanan rekabet, ekonomik ilişkilerin giderek güvenlik perspektifiyle ele alınmasına yol açmaktadır.

ABD’nin Çin’e yönelik teknoloji kısıtlamaları ve tedarik zincirlerini çeşitlendirme politikaları, “ekonomik güvenlik” kavramının uluslararası ilişkilerde daha fazla önem kazanmasına neden olmuştur. Şirketler üretim ağlarını yeniden yapılandırmaya çalışırken, devletler kritik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltma hedefi gütmektedir.

Bu gelişme, küreselleşmenin tamamen sona erdiği anlamına gelmese de, daha bölgeselleşmiş ve güvenlik odaklı bir ekonomik düzenin oluştuğuna işaret etmektedir.

Daralan Ekonomi ve Toplumsal Sonuçlar

Küresel ekonomik daralmanın en görünür etkilerinden biri yaşam maliyetlerindeki artıştır. Enerji, gıda ve konut fiyatlarındaki yükseliş özellikle orta ve düşük gelir gruplarını olumsuz etkilemektedir. Birçok ülkede reel ücretler enflasyon karşısında gerilerken, yoksulluk oranları artmaktadır. Oxfam’ın pandemi sonrasında yayımladığı raporlar, yüz milyonlarca insanın yeniden yoksulluk sınırına yaklaşırken küresel servetin üst gelir gruplarında yoğunlaşmaya devam ettiğini göstermektedir. Bu durum ekonomik krizlerin yalnızca makroekonomik göstergeleri değil, sosyal adalet ve gelir dağılımı tartışmalarını da derinleştirdiğini ortaya koymaktadır.

Gelir dağılımındaki bozulma siyasal kutuplaşmayı da derinleştirmektedir. Büyük Buhran döneminde olduğu gibi ekonomik belirsizlik, popülist ve aşırı uç hareketlere toplumsal destek sağlayabilmektedir. İşsizlik ve ekonomik güvencesizlik, seçmen davranışlarını etkileyerek dış politika tercihlerinin de değişmesine yol açmaktadır.

Ayrıca enerji ve gıda güvenliği sorunları, göç hareketlerini hızlandırabilecek potansiyele sahiptir. İklim değişikliğiyle birleşen ekonomik krizler, özellikle kırılgan bölgelerde sosyal istikrarsızlık riskini artırmaktadır.

Uluslararası İlişkiler Kuramları Açısından Değerlendirme

Realist perspektif, mevcut krizi büyük güç rekabetinin bir sonucu olarak yorumlar. ABD‑Çin rekabeti, Rusya‑Batı gerilimi ve Orta Doğu’daki çatışmalar devletlerin güvenlik kaygılarının ekonomik iş birliğinin önüne geçtiğini göstermektedir. Enerji kaynakları, teknolojik üstünlük ve stratejik ulaştırma hatları üzerindeki mücadele, jeopolitiğin yeniden ön plana çıktığını ortaya koymaktadır.

Liberal yaklaşım ise küresel karşılıklı bağımlılığın hâlâ güçlü olduğunu vurgular. Pandemi sırasında tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar, devletlerin tek başına hareket ederek tüm sorunları çözemeyeceğini göstermiştir. Enerji güvenliği, salgın hastalıklar ve iklim değişikliği gibi sınır aşan sorunlar uluslararası iş birliğini zorunlu kılmaktadır.

Jeo-ekonomi yaklaşımı ise ekonomik araçların dış politika hedefleri doğrultusunda kullanılmasına dikkat çeker. Yaptırımlar, teknoloji kısıtlamaları, enerji anlaşmaları ve stratejik yatırımlar artık klasik askeri güç kadar önemli dış politika araçları haline gelmiştir.

Büyük Buhran ile Günümüz Krizinin Karşılaştırılması

 Büyük Buhran (1929)Günümüz Krizi                                                 
 Borsa çöküşüyle başladıPandemi ve jeopolitik şoklarla başladı                        
 Sanayi üretimi sert düştüTedarik zincirleri kırıldı                                    
 Korumacılık yükseldiEkonomik güvenlik politikaları öne çıktı                      
 Faşizm ve otoriterlik güç kazandıPopülizm ve kutuplaşma arttı                                  
 Keynesyen refah devleti geliştiDevlet müdahalesi ve stratejik sanayi politikaları yaygınlaştı
 Enerji krizi ikincil unsurduEnerji krizi merkezi bir faktör haline geldi                  

Sonuç

Büyük Buhran ile pandemi sonrası dönemde yaşanan küresel ekonomik kriz arasında önemli benzerlikler bulunmaktadır. Her iki kriz de küresel karşılıklı bağımlılığın risklerini görünür hale getirmiş, devlet müdahalesinin önemini artırmış ve uluslararası sistemde siyasal dönüşümlere yol açmıştır. Ancak günümüz krizini farklı kılan unsur, ekonomik daralmanın aynı anda sağlık krizi, enerji krizi, teknoloji rekabeti ve jeopolitik çatışmalarla iç içe geçmiş olmasıdır.

Rusya‑Ukrayna savaşı, ABD‑Çin rekabeti ve İran eksenli gerilimler, enerji arz güvenliği üzerinden küresel ekonomiyi etkilemekte; yüksek enflasyon ve faiz artışları ise büyüme kapasitesini sınırlamaktadır. Bu nedenle dünya, 1930’lardaki Büyük Buhran’ın birebir tekrarını yaşamamaktadır. Bunun yerine, ekonomik, jeopolitik ve güvenlik boyutlarının birbirini beslediği çok katmanlı bir dönüşüm sürecinden geçmektedir.

Büyük Buhran, liberal ekonomik düzenin kırılganlığını ortaya koymuştu; pandemi sonrası yaşanan çok katmanlı kriz ise küreselleşmenin sınırlarını görünür hâle getirmiştir. Bugün uluslararası sistem yalnızca ekonomik büyümenin yavaşladığı bir dönemden değil; enerji güvenliğinin, teknoloji rekabetinin, tedarik zincirlerinin ve jeopolitik güç mücadelesinin aynı anda yeniden tanımlandığı tarihsel bir eşikten geçmektedir. Bu nedenle günümüzde yaşanan gelişmeler yeni bir Büyük Buhran’ın tekrarı olmaktan ziyade, küresel düzenin yeniden inşa edildiği uzun süreli bir dönüşüm sürecinin habercisi olarak değerlendirilmelidir.

Kaynakça

Boratav, K. (2015). Türkiye İktisat Tarihi (1908-2015). Ankara: İmge Kitabevi.

Keynes, J. M. (2020). İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi (Çev. Asım Baltacıgil). İstanbul: Liberus Yayınları.

Oran, B. (Ed.). (2022). Türk Dış Politikası. İstanbul: İletişim Yayınları.

Pamuk, Ş. (2020). Türkiye’nin 200 Yıllık İktisadi Tarihi. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Keyman, E. F. (2021). Küreselleşme, Kriz ve Türkiye. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Eichengreen, B. (1992). Golden Fetters: The Gold Standard and the Great Depression.

Tooze, A. (2023). Çöküş: Finansal Krizlerle Dolu Bir On Yıl Dünyayı Nasıl Değiştirdi? (Çev. Ahmet Fethi Yıldırım). İstanbul: Vakıfbank Kültür Yayınları.

World Bank. (2022). Global Economic Prospects.