Picture of Emrullah Öztürk
Emrullah Öztürk

CEVAT AKKANAT İLE “ŞAİR YETİŞTİRİLMEZ, YETİŞİR”

A+ A-

Röportaj: Cevat Akkanat

Röportajı yapan: Emrullah Öztürk

Şiirin geleneğe yaslanarak mı, yoksa geleneğin üzerine basıp yeni bir dil kurarak mı var olacağı sorusu, Cevat Akkanat’ın uzun edebiyat yolculuğunun merkezinde duruyor. Divan ve Halk şiirinden dünya şiirine uzanan geniş bir okuma alanından beslenen Akkanat, şiirin asıl meselesinin yalnızca geçmişle bağ kurmak değil, bütün bu birikimin içinden kendine ait bir ses çıkarabilmek olduğunu düşünüyor. Ona göre şair, ana dilinin şiiriyetini ve dünya şiirinin imkânlarını birlikte kuşanmalı; fakat sonunda kendi üslubunu kurabilmelidir. Bu yüzden onun şiir serüveni, gelenekle modernlik arasındaki basit bir karşıtlıktan çok, farklı şiir damarlarının içinden geçerek kişisel bir poetika oluşturma çabası olarak okunabilir.

Şairliğinin yanı sıra eleştirmenliği, denemeciliği ve dergiciliğiyle de edebiyat dünyasında kendine özgü bir yer edinen Akkanat, edebiyatın “hatır-gönül” ilişkileriyle yürütülmesine mesafeli duruyor. Eseri merkeze alan eleştiri anlayışını savunurken, polemiği edebî hayatın hareketliliğini sağlayan bir “aparat” olarak görüyor; asıl kuşatıcı olanın ise eserin inşasına ve ihyasına yönelen eleştiri olduğunu vurguluyor. Likâ’dan Sebîlürreşad’a uzanan dergicilik deneyimi üzerinden genç şairlerin yetiştirilmesi meselesine de itiraz ediyor: Şairin yetiştirilemeyeceğini, olsa olsa kendi şiir abidesini kendisinin kurabileceğini söylüyor.

Bu söyleşide Akkanat, 1980’lerden bugüne uzanan şiir serüvenini, şiir dilindeki değişimleri, toplumsal eleştiri ile ironi arasındaki ilişkiyi, eleştirmen kimliğiyle şair kimliği arasındaki gerilimi ve günümüz Türkçe şiirinin imkânlarını konuşuyor. Kanona teslim olmayan, vasatlığın poetikasına itiraz eden ve edebiyatı kişisel ilişkilerden çok eser üzerinden değerlendiren bir edebiyat anlayışını savunurken, kendi yazarlık serüveninin bundan sonraki duraklarına dair ipuçları da veriyor. Şiir, eleştiri ve edebiyat kamusu üzerine sert, açık ve yer yer polemik tonunu koruyan bu söyleşi, Cevat Akkanat’ın yalnızca ne yazdığını değil, neden yazdığını ve edebiyata nasıl baktığını da görünür kılıyor.

E.Ö. Şiirlerinizde hem Divan hem de Halk edebiyatı geleneklerinin süzülmüş birikimini hissetmek mümkün. Gelenek, günümüz şairi için sırtında bir yük müdür, yoksa üzerine basıp yükseleceği sağlam bir zemin mi?

C.A. Sadece Divan yahut Halk şiirinden değil, bütün dünya şiirinden beslenmek en doğrusu diye düşündüm şairliğim boyunca. Bu bilinçle hareket ettim. Kuşkusuz ana dilin verimi olarak bizden önce ortaya konulanlarla yoğrulmak öncelikli olacaktır. Bu noktada benim okullu olmam, klasik şiirimizin bahsettiğiniz her iki dalına ait teorik ve pratik metinlerle sıkı mesailer geçirmem bir şanstır. Balıkesir Ticaret Lisesinde arkadaşlarım Bâki adını takmışlardı, Baki’ye ve şairliğime hürmeten. Bâki’ye el veren Zâti’nin hemşerisiydim. Pir Sultan’ın şiirleriyle tedris ettim gençliğimi. Edebiyat tarihince Yeni Türk Şiiri diye adlandırılan dönemi başlangıcından bugüne, farklı oluşumlarıyla çok sıkı okudum. Mahalli destancılarımızla yetinmedim, örneğin Homeros’tan başlayıp Avusturya sokak şairlerine kadar dünya şiir atlasında gezinen farklı dilden şairleri hoca edindim. Bu bilinçli mesai sonucu içimdeki şiir canavarını hayli besledim.  Hâsılı bir taraftan ana dilin şiiriyetine vakıf olurken diğer taraftan dünya şiir birikiminin imkânlarını tecrübe ettim. Tabii bütün bunlardan sonra en önemli iş, kendinize mahsus bir üslup oluşturabilmek… 

Günümüz şairleri ve gelenek bahsine gelirsek,  bu bahsin şiir mahfillerinde sık sık gündeme geldiği muhakkak. Farklı algılar, çeşitli uygulamalar var. Toplu ve genel hüküm vermektense şairleri münferiden değerlendirmek, bunun için de sağlam delil ve dayanaklara sahip araştırma ve incelemeler yapmak lazım. 

E.Ö. Tan Tan Traska! veya Korku Islığı gibi kitaplarınızda toplumsal eleştiri ile mizah/ironi iç içe geçiyor. Şiirde ironiyi bir savunma mekanizması olarak mı, yoksa hakikati sarsıcı bir biçimde ifade etmenin en kestirme yolu olarak mı görüyorsunuz?

C.A. 20’li yaşlarda yazdığım iki kitabıma atıf yapmanıza sevindim. Hem Tan Tan Traska! Hem de Korku Islığı 1987’de tamamlanmışlar. Öğrenciliğimin ikinci kez ihracat sanayine kurban edildiği yıl. Gerçeklik ile gündüz rüyaları arasında bir yerlere konuşlanmak zorunda kalmış “Aldırma 128!” Fakat devlet dersinde öldürülememiş. Hemşiresine göre ise “Mayakovski hastası Cevat!” Başında imbatlar esiyor, İkiçeşmelik’in 743 yokuşundan inip Karabağlar sanayindeki lokantaya doğru şiir mırıldanarak yürüyor.  Korku Islığı’daki “Kapitalist Ülkeler Kulübü’ne Bağlı Lokantalarda Soğan Doğrayıcılık…” yapan bir çırak! Foça Yarı Açık Cezaevi mahkumlarının çalıştığı bir inşaatta kaleterasit ustası! Bu kez “Ayaklanma”yı, “Islıklama”yı, “Küffârane Son-net”i nidalıyor. Tan Tan Traska!’nın “arena”sı ile yine aynı yıllarda hayatiyet kazanan metinlerin toplamlarından müteşekkil Issızlık Marşı ve Kovgun İsa Türküsü aynı ruhsal coğrafyadan manzaralar sunar. Kovgun İsa Türküsü’nde İstanbul’a mahsus bir lodos etkisine rastlanır.  Her neyse, bu kitaplardaki metinler sizin ifadenizle ve genellikle “toplumsal eleştiri ile mizah-ironi iç içe”liğini tahmil etmiş olduğu kadar, 80’li yılların dipçikli sosyolojisinde şair bir bireyin hayatta kalabilme cehdinin kara-duygusal verimleridir. Dolayısıyla sadece ironi değil, şiirim bir savunma olduğu kadar bir saldırı mekanizmasıdır diyebilirim. Bu mekanizmanın muhataplarım açısından sarsıcı olduğu muhakkak. 

E.Ö. İlk kitabınız Kara Oyun’dan son dönemece kadar şiir dilinizde nasıl bir kırılma ya da evrilme yaşandı?

C.A. Kara Oyun yayımlanan ilk kitabım, yazılan ilk kitabım değil. Öncesinde yazıp da baskıya hazır hale getirdiklerimden dördüne üstte değindim. Kara Oyun araya giren bir dinginlik sürecinden sonra ve fakat bu kez 90’lı yılların “insana, tabiata ve canlılara; kısacası bütün eşhasa reva görülen zulümler” sürecinde yazılmıştır. Araya giren dinginlik görece Sen Bir Sevda Ağacısın Türküler Büyütür Yüzün’de, Güz Klasiği’nde yüz gösterir. Gerçi bunlarda da kırılma çok yoğun değildir. Genel şiirsel yönelimime mahsus formlar ve izlekler bu ikisinde ve hatta 2000’lerin ilk yıllarına tekabül eden Hüzn ü Aşk ve Çarlek adlı kitaplarımda tebarüz ettirirler kendilerini. Bu halkaya eklenebilecek ve 2020’li yılların verimi olan Lirik Paramparça ile Coeur de Jesus adlı kitaplarım da benzeri unsurlara muhtevidir. Böyleyken, benim şiirdeki çizgimi sağlıklı bir şekilde okumak, takip etmek isteyen okur yahut araştırman, eleştirmen kişiler Korku Islığı, Tan Tan Traska, Kara Oyun, Nasılsınız?,  gibi kitaplarımla birlikte, son dönem istisna hali sürecinde kaleme almak hassasiyetini gösterdiğim Hâsılı Memlekette, Şanlı Şarkı, Gülümse Kulübü, Post Ah, Kabuk, O Halde İsyan gibi büyük bir kısmı onlar için “el değmemiş” nitelikte olan şiir kitaplarıma bakmalılar. Bir ihtimal, benim şiir dilimdeki kırılma yahut evrilmeler daha net ancak o zaman ortaya çıkacaktır!

E.Ö. Türkiye Yazarlar Birliği ödüllü Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri çalışmanızdan bu yana edebi eleştiri sahnesindesiniz. Günümüz edebiyat kamusunda “hatır-gönül ilişkileri” yüzünden nesnel eleştirinin zayıfladığı sıkça söylenir. Sizce bugün edebiyatımızda eleştirmen gerçekten bir “subay” işlevi görüyor mu, yoksa seyirciye mi dönüştü?

C.A. Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri bir eleştiriden ziyade araştırma, inceleme kitabıdır. İlk soruda bahsi geçen edebiyat ve gelenek bağlamında dönemi itibariyle sıkı çalışılmış bir eserdir. 2002’de ilk yayımlandığında şiirimiz için “köklü bir tamirat girişimi” olarak adlandırmıştım. Geçerliliğini sürdürüyor. Dahası bu yolda Köklenme Bilinci’ni de oluşturdum! 

Eleştirmenliğime gelince… Bu daha çok Kırağı dergisinde yazdığım ve daha sonra aynı adla kitaplaştırdığım “Şiirin İpek Sesi” yazılarıyla ortaya çıktı. Bu süreç Akit, Sağduyu ve Milli Gazete’de yazdığım eleştirel metinlerle devam etti. Bunlar kritik, eleştirel deneme, bazılarına göre ise polemik derecesinde metinlerdi daha çok. Hatta bir kısım eleştirel metinlerim deneme havasındadır. Şiirin İpek Sesi’nin yanı sıra Edebiyat Hayat Memat, Şiirin Şiddeti, İlhan Berk’in Haşeması, Şi’ir-Pençe, Festivalde Şempanze, Ben Size Ne Demiştim bu formdaki kitaplarım arasında sayılabilir. İkinci Yeni Okumaları, Kerberos’u Taşlamak ve Çehov’un Tüfeğine Şerh ise akademik anlamda eleştiri sayılabilecek çalışmalarımdır. Sorunuzun esasını oluşturan hususa gelirsek, öncelikle şunu belirteyim: Gerek kritik, polemik yahut eleştirel deneme formlarında gerekse akademik eleştiri niteliğindeki çalışmalarımda eser merkezli bir yönelim içinde oldum. Ahbap çavuş, ekip, takım, hemşeri, klik, grup, cemaat, çete ilişkilerine girmedim. Haklarında iki satırcık da olsa yazayım diye kitaplarını imzalayıp gönderseler de hiç kimseye torpil yapmadım. Çok şükür, kişiyi değil eseri merkeze yerleştirerek yazdığım kritik, eleştirel deneme ve eleştiri metinleri sayesinde pek çok dostumu kendime düşman kazandım! Dahası adlandırmayı transfer ederek söyleyeyim, hatırı sayılır bir “Selamsız Bandosu” sanatkarını halefime pusuya yatmış buldum!

Bugünün eleştirmeni ile ilgili rütbe konusunda genelleme yapmayı, dahası bir sanat, edebiyat insanı olarak “eleştirmen”i hayatta hazzetmediğim militarist kavramlarla ilişkilendirmeyi doğru bulmuyorum. Aralarında (sadece eleştirmenlerde değil, şair ve yazarlar arasında da) bu tür rütbelere tav olanlar bulunsa da… 

E.Ö. Yalvaç Nerede yahut İsmet Özel Niçin Yannis Ritsos Olamaz? ve Kerberos’u Taşlamak gibi isimleriyle de dikkat çeken polemik/eleştiri metinleriniz var. Edebi polemiğin edebiyatı canlı tutan bir damar olduğuna inanıyor musunuz?

C. A. Karşılıklı ikna çabasına, bu olmazsa restleşmeye dayalı bir eleştiri dalı olarak polemik edebi hareketlilik, canlılık, dirilik için “damar” değil olsa olsa bir “aparat” olabilir. Tahfif etmek için söylemiyorum bunu, tersine değerli buluyorum. Sonu düello sınırına yaklaşan polemikler bile olmuştur edebiyat aleminde. Böyleyken bile alet edevattır. Bununla ise genellikle aktüel konuşma vesileleri doğar. Dahası edebiyat alemi için bir dedi kodu sanayi oluşur. Bu sektörün efsane literatürüne katkı sunduğu da vakidir. Oysa tenkit anlamında (eserin inşa ve ihyasına kilitlenmiş)  eleştiriyi edebiyat için daha kuşatıcı bulmalıyız. 

Yalvaç Nerede yahut İsmet Özel Niçin Yannis Ritsos Olamaz? ve Kerberos’u Taşlamak adlı kitaplarıma gelince, bunlardan ilkinde genellikle doğrudan metne hedeflenmekten ziyade metinlerden el alarak farklı durum, yapı, kimlik ya da kişiliklere yönelik eleştirel metinler yer almaktadır. İkincisi ise metne yönelik tahlil ve tespitleri içerir. Son yıllarda yazılan en önemli eleştiri kitaplarından birisidir. Ben yazdığım için söylüyorum ama öyledir. Her iki kitabımın benzerlerinden en önemli farkı, yazıldıkları dönemin zihniyetine dair tutanaklara havi oluşlarıdır.

E.Ö. 1997-2005 yılları arasında çıkarılan Likâ dergisi dönemi için önemli bir okuldu. Bugün basılı dergiciliğin dijital mecra karşısında kan kaybettiği bir ortamda, edebiyat dergilerinin genç şairleri yetiştirme misyonu bitti mi?

C.A. Söz konusu yıllarda Likâ gençler için ferah bir kapı oldu. Bugün çeşitli dergilerde yazmaya devam eden orta yaşlı yaklaşık beş on kalem ilk kez Likâ’da görünürlük kazanmıştır. Bunu Likâ’nın arşivini inceleyerek netleştirmek belki daha doğru olur. Benzeri etkinliğimi Eylül 2017-Şubat 2024 tarihleri arasında, önce kültür sanat editörlüğünü, son iki yılda ise editörlüğünü yaptığım Sebîlürreşad dergisinde de sürdürdüm. Sebîlürreşad maalesef Mehmet Âkif çizgisinden uzaklaştırılmaya maruz bırakıldıktan bu yana ise gençlik eylemlerimizi Hava Durağı’nda sürdürüyoruz.

Böyleyken, “genç şairleri yetiştirme misyonu” tamlamasını pek iddialı buluyorum. Bence edebiyatta “yetiştirme” lafı ölü bir laf. Gerçi atölyeler, dergiler, okullar hayli bayılır bu lafa. Benim kanaatim ise şair yetiştirilmez, yetişir! Şair olacak kişi abidesini kendisi diker. Bunu sağlayacak pek çok materyale kolaylıkla ulaşabilir içinde şairlik ukdesi büyüten… 

E.Ö. Okumalarınızdan hareketle; yeni nesil Türkçe şiiri nasıl buluyorsunuz? Hangi temaların tuzağına düşüyorlar, nerede parlak işler çıkarıyorlar?

C. A. Kanonik olanla, piyasada hayat hakkı bulanla, ortak ve ortalama vaziyeti bürünenle bir türlü uyum sağlayamadım. Bu, onları okumadım anlamında değil, tabii ki hep okudum, okuyorum. Okudum, hatta haklarında pek çok metin karaladım. Okudum, çünkü aralarından sıyrılıp çıkanları bulmak için okumalıydım. Kerberos’u Taşlamak, bu yolda sergilediğim dinamizmin en iyi örneğidir.  2020-2024 arasında aylık dergilerde yer alan şiirler arasından her ay seçtiğim bir metni diğerlerinin (vasatların) arasından çekip çıkararak takdim ve tahlil ederek oluşturdum bu kitabı. 

Şairlerin içine düştükleri tuzağı illa belirtmem gerekiyorsa, bunu kanona teslim olmak, onun suyuna gitmek olarak adlandırabilirim. Parlak işler ortaya koyanlar ise kanona renk veren vasatlık poetikasına/politikasına aykırı işler yapanlardan çıkıyor. 

E.Ö. Eleştirmen Cevat Akkanat, Şair Akkanat’ın dizesini acımasızca kesip atabilir mi? Bu iki kimlik kendi aranızda nasıl bir müttefiklik ya da çatışma yaşıyor?

C.A. Kesip atamaz! Çünkü şair olan, eleştirmen olana o hakkı tanımaz: Çalışır, didinir, açık vermez, en iyisini yapmaya ahdeder. Bilir ki eleştirmenin eline düşerse canı fena yanacaktır. Eleştirmen de az karşılaştığı bu gibi haysiyetli durum ve tutumlar karşısında haddini bilir. Zira kendisi de o niteliklere haiz bir şahsiyettir. 

E.Ö. Masanızda şu an üzerinde çalıştığınız yeni bir şiir dosyası mı, yoksa bir eleştiri/inceleme metni mi var?

C. A. Şiirsel Yolculuklar adıyla bir dosyam yayımcıda. “Gezi-Günlük” alt başlığını taşıyor. Yayım hazırlıkları süren bir “anket” dosyası ile daha önce yayımlanmış bir “biyografi” dosyası yakın gelecekte yayımcıya teslim edilebilir. Bunların arasına bir “deneme” kitabı girer mi girer. Uzun Türkiye Tarihi ve Palto adlı şiir dosyalarım üzerinde ise sanki bir süre daha çalışmam gerekecek. 

CEVAT AKKANAT KİMDİR?

Balıkesir, 1964. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü 1991’de bitirdi. 2000’de Kırıkkale Üniversitesi’nde “Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri” başlıklı tezle yüksek lisansını tamamladı. 1997-2005 arasında Likâ edebiyat dergisini çıkardı. 

Yayınlanmış Eserleri: 

Şiir: Kara Oyun, Güz Klâsiği, Sen Bir Sevda Ağacısın Türküler Büyütür Yüzün, Tan Tan Traska!, Hüzn ü Aşk, Korku Islığı, Nasılsınız?, Hâsılı Memlekette, Şanlı Şarkı, Gülümse Kulübü, Post Ah, Çarlek, Kabuk, Lirik Paramparça, Kovgun İsa Türküsü, O Halde İsyan, Coeur de Jesus.

Deneme: Edebiyat Hayat Memat, İlhan Berk’in Haşeması, Köpekler Lügati, Deneme Tahtası, Festivalde Şempanze, Issızlık Marşı, Adalet Divanı, Abide Kubbeler, Ben Size Ne Demiştim?, Yalvaç Nerede Yahut İsmet Özel Niçin Yannis Ritsos Olamaz?

Eleştiri: Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri, Şiirin İpek Sesi, Şiirin Şiddeti, Özgün Bir Toplum Kurucu Mehmet Âkif, Şi’r-Pençe, İkinci Yeni Okumaları, Köklenme Bilinci, Kerberos’u Taşlamak.

Antoloji: Baba Bu Kitap Sana, Ankara Şiirleri Antolojisi, Daima Rabia-Mısır Direnişi İçin Şiirler, Eskişehir Şairler Antolojisi, Bursa Naat Okuyor, Darbeye Direnen Şiirler-15 Temmuz Direniş Şiirleri, Darbeye Direnen Şiirler-28 Şubat Direniş Şiirleri.

Derleme: Bursa’nın Çanakkale Şehitleri, Çanakkale Savaşları ve İstanbul, Çanakkale Zaferi ve Bursa, Sanat ve Edebiyat Hayatının 35. Yılında Bestami Yazgan.

Biyografi: Feraizcizâde Mehmet Şakir.