Cümlenin Ahlakı
- Tarih:
Sözcükler, duygularımıza omuz verir. Gönlümüzde sakladığımızı aşikâr eder. Sözcükler, anlamca kendilerini bütünleyen sözcüklerle bir araya gelerek birlik oluştururlar. Böylelikle, mananın yükünü birlikte çekerler ve karşımıza cümle olarak çıkarlar. Cümle, dileklerimize tercüman olur.
Sahibi, cümlenin anlatmak istediğini gözünden tanır gerçi. Ama sahibi olmayan da cümleyi okuyarak anlamaya çalışır. Zaman zaman üzerinde biriken vaktin tozlarını, zihin yordamıyla süpürerek anlamını yeniler.
•Sahibine de ayna; Sözcükler, bir yönüyle sahibini gayrısına ihbar eder. Aslında söz, insanı kurar. Dikkat etmezse insan, bir süre sonra düşündüğü gibi olmaktan çıkıp konuştuğu gibi olmaya başlar. İmam Gazali de: “Dil, kalbin tercümanıdır.” der. Hakikatle arasındaki mesafeyi açan söz, her şeyden önce söyleyenin iç dünyasını aşındırır. Eritir onu. Ruhu bile duymaz.
•Dışarıya ilk hamle; Cümle ile ilk defa karşılaşan kişi, birsözelci refleksiyle onu anlamaya çalışır.Önce öge tespiti yapar.Bu gayet mantıklıdır.”Kim söylemiştir?Kime söylemiştir?Ne söylemiştir?”Önce yüklem tespit edilir.Yüklemi tespit etmek, cümleyi anlamayaçalışan madencinin işini oldukça rahatlatır.Üzerinde biriken yük, büyük orandahafiflemiş olur.
Yüklemin ayak izleri, meraklı gözleri özneye götürür. Böylece özneye ulaşmak kolaylaşır. Yüklem ve özne doğru tespit edildiğinde iş büyük oranda tamamlanmış olur.
•Güven inşası; Cümlemiz iddia barındırıyorsa bizden bunun ispatı beklenebilir. İspat etmekten kaçınmak cümle kurmamıza engel değildir; fakat ispatsız cümle ahlâka engeldir. Ludwig Wittgenstein: “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.” derken de bu hakikate vurgu yapmıştır. İspat edilemeyen iddianın cümlesi gramatik olarak doğru olabilir, fakat ontolojik olarak zalimdir.
Cümle, hakikat ile kişi arasında perde olmamalıdır. Gramer, cümlenin mümkün olmasıyla; ahlak ise cümlenin meşru olmasıyla ilgilenir. Dil bilgisi, cümlenin nasıl kurulduğunu; ahlak ise niçin kurulduğunu sorgular. Konfüçyüs dilin anlamını: “Dil bozulursa düşünce bozulur, düşünce bozulursa düzen çöker” diyerek perçinlemiştir.
Sesin artması, sözün güç kazandığı anlamına gelmeyecektir. Oysa hakikat, sesini fazlalığıyla değil; sözün gücüyle görünür olacaktır. Cümle hızlandıkça düşünce kısalır. Düşünce kısaldığında ise ahlak geri çekilir. Ahlakın acelesi yoktur. O, zamanla ve sözlerin arasında süzülerek ortaya çıkar.
•Toplumsal sorumluluk; İnsan, cümlesiyle varlığa temas eder. Anlam üretir. Diğer varlıklar gibi yalnızca ses çıkarmakla yetinmez. Cümle ile umudun toprağa tutunmasına yardım edilebilir, cansuyu olunabilir. Hakikatin görünmesinden yana olan duruş güçlendirilebilir.
Bazen ahlaklı cümle kurmanın ilk şartı konuşmamayı başarabilmektir. Her doğru her yerde söylenmeyeceği gibi her sözün her kulakta aynı etkiyi doğurmayacağı düşünülmelidir. Bu yüzden susmak, sesin yokluğu değil; sözün terbiyesi olarak değerlendirilmelidir. “Söz gümüş ise sükût altındır.” sözü, arzu edilen anlamı muhafaza etmektedir.
Amaç; hakikati incitmeden taşıyabilmekse, sözün olgunlaşmaya ihtiyacı olduğu kolaylıkla tespit edilebilir. Çünkü cümle, topluma bir eylem üretecektir. Davranışa dönüşerek hakikatin daha net görünmesini sağlayacaktır. Yunus Emre: “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı” diyerek, cümlenin eylem üretmedeki gerçekçi gücünü vurgulamıştır. Cümle sorumluluk kazandığında davranışta ahlak elbisesine bürünür. Çünkü ahlak önce davranıştan değil, kelimeden çekilir.
Işığın toplumun bütün karanlık noktalarına ulaşabilmesi için cümlede hakikatin çerağının yakılması gerekir. Malumdur ki: “Işık, Yaradan’dan sızar.” Ahlak, hakikate doğal olarak sadıktır. Eğer cümle ahlaka sadık kalabilirse bilgi de cümleye sadık kalacaktır.
Aksi takdirde, dil bilgisinin cümledeki yanlışı görünür kıldığı gibi, ahlak da davranıştaki yanlışı aşikâr edecektir. Cümle, insanın dünyaya bıraktığı en görünmez izdir. Davranış unutulabilir, fakat söz hafızada yaşamaya devam eder. Bu nedenle insan yalnız yaptıklarından değil, söylediklerinden de sorumludur.
Gramer doğru cümleler kurmamızı sağlar; fakat yalnızca ahlâk, doğru bir dünyaya katkı sunmamıza imkân verir. Belki de çağımızın en büyük ihtiyacı, daha fazla konuşmak değil; daha sorumlu cümleler kurmaktır. Çünkü insan, kurduğu cümle kadar dünyada yer edinir. Cümlenin ahlâkı korunabildiği ölçüde, hakikat insanın dilinde barınmaya devam edecektir.




