Picture of Fatih Yılmaz
Fatih Yılmaz

Der Zeitgeist

A+ A-

Alvin Toffler, “21. Yüzyıl cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil, yanlış öğrendiklerini unutmayanlar, yeniden öğrenmeye, değişim ya da dönüşüme açık olmayanlar olacaktır” der. Yanlış öğrendiklerini unutmayanlar, aslında sürekli öğrenmeye devam etmeyenler ve değişim ya da dönüşüme açık olmayanlar, yani kapalı devre yaşayan, adeta bir fanus içerisinde vakit öldürenler. Yaşadığımız çağın cahilleri, zamanın ruhundan habersiz olanlar, eleştirel düşünceye tahammül edemeyenler, herkes kendi gibi düşünsün isteyenler, farklı ses duymak istemeyenler, hep onaylanmak isteyenler. Bu tespitleri daha da uzatmak mümkün. 2016 yılında vefat eden yazar Toffler ne kadar önemli bir konuya temas etmiş.

Bazen insanların geçmiş söz ya da davranışlarını örnek göstererek yargılandığına şahitlik edersiniz. “Hani zamanında şöyle diyordun, hani sen yıllar önce böyle yapmıştın” ve benzeri cümlelerdir bunlar. İşte bu belli zamanlarda hapsolup kalmaya, değişim ve dönüşüme açık olmamaya bir örnektir. İşte bu yeniliğe ve değişen dünyaya ayak uyduramamaktır. Bu eleştiriler zaman zaman isabetli de olabilir ama ortada gözden kaçırılan bir gerçeklik var. Zaman ilerledikçe, hayat, insan değişiyor, olaylar, yaklaşımlar değişiyor, iletişim ve teknoloji değişiyor, insan ve toplum değişiyor, bölgesel ya da küresel aktörler, yetki sahipleri değişiyor, dengeler ve politikalar değişiyor, kısacası bildiğiniz her şey değişirken sizin aynılar üzerinde sabit fikir kalmanız, her hadiseyi aynı sebeplere bağlamanız, yıllarca aynı şeyleri konuşmanız ve hatta aynı şeyleri konuşup, aynı söylem, davranış, iletişim, yöntem ve metotları kullanarak başarısız olduğunuz halde hiç değişmeden farklı sonuçlar beklemeniz ne kadar mantıklı?

Aliya İzzetbegoviç, “ben olsam Müslüman doğudaki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersi koyardım. Batının aksine doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve İslâm dünyasındaki birçok zaafın kaynağı budur” derken ne kadar haklıymış. Çok açık, basit ve net, birçok zaafımızın kaynağı eleştirel düşünmeden uzak oluşumuz. Çok basit, “ben nerde hata ettim, biz nerde yanlış yaptık” diyememek.

Zamanın ruhu diye bir gerçeklik var. Zamanı hissetmek, yaşadığınız zamandaki toplumu, yeni nesli, iletişim şeklini, insanların yaşam biçimini, neye ilgi gösterdiklerini, ne durumda olduklarını, neden sıkıldıklarını bilmek. Yaşadığınız zaman ve toplum içerisinde sağlıklı gözlem yapmak. Üzerinde gezip dolaştığınız coğrafyanın farkında olmak. Aslında aradığımız kelime bu, farkındalık, bir şeylerin gerçekten farkında olmak. Bilerek nefes almak, bilerek plan yapmak ve çalışmak, bilerek yola çıkmak ve o yolda bilerek ilerlemek.

Farkındalık sahibi bir insanın asla kandıramayacağı tek bir kişi vardır o da kendisi. Kendini kandıramayan biri eleştirel düşünceden kurtulamaz. Böylelikle hakikati aramasına gerek kalmaz çünkü hakikat onu çoktan bulmuştur bile. İşte o saatten sonra tespit edilmiş problemlere, gerçek çözümler bulma imkânı elde edilmiş demektir. Mış gibi yapılan işlerden kurtuldunuz demektir. Sadece kalitenin peşinde olursunuz. Sıradan, tembel, bilinçsiz, başkalarının sözlerini aktarmaktan öte gidemeyen insanlar sizi sıkar, bunaltır. Artık onların arasında isteseniz de duramazsınız. Kısacası farkındalık, yalanlardan kurtulmanın, zihni özgürlüğün en önemli adımlarından biridir.

Alvin Toffler’in bahsettiği cehalete dönecek olursak, tablo şu şekilde karşınıza çıkar: El attığınız her işte kısa süreli ve geçici başarılar elde edersiniz ama uzun vadede fena batırırsınız. Zamanla etrafınızda tek bir akıllı uslu adam kalmaz, çünkü siz, sizin gibi düşünmeyenleri kendinizden uzaklaştırdıkça yalakalarınızla baş başa kalmış olursunuz. Başka fikirlerle bağınız kopmuş olur. Artık başkalarını anlama imkânınız da kalmamış demektir. Böylelikle başkaları size kulak vermez, kimse sizi dinlemek istemez dolayısıyla siz de kimseyi ikna edemezsiniz. Sadece sizin gibi yerinde sayanlara, ebeden dededen kalma hikâyeleri belki bir miktar retorik performansla anlatır durursunuz ama hiçbir şey değişmez. Üretim ve gelişim çoktan bitmiştir ama siz bunun farkına bile varamazsınız. Yapılan tüm işler birer yer değiştirme, tekrar ve ışık oyunlarından ibarettir. Heykel olduğu yerde mıh gibi dururken, sadece güneşin hareketi ile gölgenin yeri ve boyutu değişir, siz ise aslında hiçbir etkiniz olmadığı ve hiçbir şey yapmadığınız halde sadece heykelin gölgesini pazarlamaya çalışırsınız. Günün sonunda kendi çiftliğinin ağası olan hayvan sahiplerinden fazlaca bir farkınız kalmaz. Bir miktar dünyalık ve marabalarınızla baş başa kalırsınız. Artık çiftlik sizin, siz de çiftliğin esiri olarak yaşar gidersiniz. Böylelikle yıllar geçer, insan ve toplum değişir, dünya ve içindekiler değişir ama siz yine de değişmezsiniz.