Picture of Fatih Yılmaz
Fatih Yılmaz

Derviş ve Savaş

A+ A-

Dervişin yaşı çok ileri değildi ama çok şey görüp geçirdiği her halinden belliydi. Bazı insanlar gerçekten çok hızlı yaşıyor. Belki de bunların çoğu DEHB’lidir. Bilirsiniz, böyleleri yerinde duramaz. Sürekli bir şeyler yapmak ister. Kafaya bir şey taktıklarında onu halletmeden uyuyamazlar. Hatta bu durum zamanın algısının dışındadır. Mesela gecenin ikisinde akıllarına bir şey geldiğinde, sabah olsun da bir bakalım diyemezler.

Neyse, dervişe çok yaşlı olmasa da derviş demelerinin sebebi çok görmüş, çok geçirmiş olması. Yanından ayrılmak istemediğiniz biri. Sürekli dinlemek istersiniz. Aklınıza takılan her şeyi sormak istersiniz. Her şeyi bildiğinden değil, yeri geldiğinde bilmiyorum diyebildiğinden. Bazen de sorunuzu cevaplayacak bir tanıdığı varsa hemen ona yönlendirir ya da cevabı bulma yönteminden bahseder. Yani bir insana neden derviş denirse işte o halin bütün alametlerini taşıyor bizim derviş.

Birgün oturuyoruz. Yine böyle dalgın ve bilgece bakıp dururken “savaşlar” dedi. Artık savaşlar çok değişti. Artık herkes her şeyi anlık takip edebildiği için bir yerde savaş başladığında aslında bütün dünyada başlamış oluyor. Herkes bir taraf tutuyor. Herkes birilerini destekliyor. Herkes tuttuğu taraf için mücadele ediyor. Kimisi bunu açıktan yapıyor, kimisi gizliden. Hatta öyleleri var ki, hak namına haksızlığın ateşine odun taşıyor. İşte bu en çok üzüldüğüm şey dedi ve durdu. Derviş kısa ve öz konuşmayı çok seviyor. Aslında lafın tamamını anlatmayı pek sevmiyor. Durduğu yerde bir soru iletirseniz devam ediyor. Belki dervişle aramızda böyle bir stil de geliştirmiş olabiliriz. Neyse ben dervişe tam da durduğu yerde neden üzüldüğünü sordum.

Savaşlar dedi. Sen eşek olduğun sürece sırtına semer vuran çok olur. Uzaktaki değil aynı bayrağın altındaki düşmanlar. Düşmanın kurşunundan daha ağır olan ve en yakınımızdan gelen ve bizi tam kalbimizden vuran kurşunlar. Bizden olup, bize sırtını döndükten sonra başka kimseye yüzünü dönemeyeceğini bilmeyenler. Savaştan değil karakterinden dolayı ihanet edenler. Kafamızdaki, düşmanla yüzleşmenin kaderi ve seçilmiş ihanetin utancı karmaşası. Aslında kendi geleceğini satanlar, kendi kuyusunu kazanlar ve kendi sonunu kendi elleriyle hazırlayanlar. Bir yıkılışın aslında yılların çürümüşlüğüyle gelmesi. Dost kılığında bizi sırtımızdan hançerleyen ihanet. Nesiller boyu sırtımızda taşıdığımız ihanetin yarası, bu yaraya bir yenisinin eklenmesi ve bu arada çoktan geçmiş olan savaş yaraları. Aynı toprağa bastığımız, aynı bayrak altında şarkılar söylediğimiz ama küresel katillere hizmet eden tarihini en sinsi suçluları. İşte savaşlar. Bitmek bilmeyen aşağılık karakterlerin asırlardır devam eden acımasız yüzü. Savaşlar dedi ve birlikte sustuk.