Picture of Ferzan Şükran Bozkurt
Ferzan Şükran Bozkurt

Dıe Mut

A+ A-

Gerçek cesaret sadece yürekli olmak değildir. Cesaret bütün yüreksizliğimize rağmen, gerektiğinde yapılması gerekeni yapabilmektir. Cesaret, korkusuzluktan değil, bilgece bir korkudan, korkulması gereken bir şey karşısında daha yüksek bir iyinin yitirilmesi olasılığı karşısında duyulan korkudan doğar. Yalnızca yaşamını daha büyük bir iyilik için riske sokan kimse cesurdur; çünkü insanlar bir araya getiren şey KADERDİR, bir arada kalmasını sağlayan şeyse GAYRETTİR. Bu yüzdendir ki kader, gayrete aşıktır. NİYET-GAYRET-CESARET.

Cesaret, korku hissederken üzenine gitme, ona doğru adım atma, karar verebilme gücünün gösterilmesi; aynı zamanda yiğitlik, kararlılık, ataklık ve dayanıklılık özelliklerini de içine alan; korku, acı, risk, belirsizlik veya tehdit ile başa çıkabilme yeteneğinin pratiğe dökülmüş halidir. Korkma canının yanmasından. Reddedilmekten, sevilmemekten, yok sayılmaktan, kazanamamaktan, yorulmaktan, üzülmekten korkma. Cesaret korkunun olmaması değil, korkuya rağmen üzerine gitmek, cüret etmek, vazgeçmemektir.

Fiziksel cesaret, fiziksel bir acı, zorluk ve ölüm tehlikesi ile yüzleşme sırasındaki cesareti; ahlaki cesaret, çoğunluk muhalefeti, utanç, skandal veya şevk kırıcılığı karşısında etik hareket yetisini kendinde bulmaktır. Savaşta kahramanlık gösterip, sıkıntıları göze alarak üstün değerleri korumaya yönelten ruhsal yetenektir. Savaşçı olmak mükemmellikle ilgili değildir ya da zaferle veya incitilemez olmakla. Açık olmakla ilgilidir. Gerçek cesaret budur.

Gerek kendileri gerek dünya görüşleri, gerekse ait oldukları toplumun menfaati için ölümü bile göze alan cesur insanlar, gerçekte egosu en güçlü insanlardır. Çünkü cesaret egoya dairdir ve her durumda sahip olunan toplam enerjinin fazlasını gerektirir.

Cesaret sadece dışarıya doğru bir güç değil, içsel bir dönüşüm sürecinde kendinin otantik benliğini bulabilmesi, kendinin olduğu gibi kabul etmesi ve hayatın sunduğu zorluklara karşı rağmen o otomatik benlikten sapmadan yaşamayı sürdürmesi, korkularla barış yaparak bu dünyada daha özgür ve güçlü bir yaşam kurmasıdır.

Nefes alıp vermek değildir yaşamak!

Yaşamak var olmak, hissetmekle başlar. Tüm gelgitlere rağmen varlığını, varlığının içindeki bütünü, bütünün içindeki zıtlıklara bakabilmekle, o bütünle bir olmakla başlar. Seçeneklerin olduğunu fark etmek, hatta o seçenekleri oluşturacak aklı var etmek, o seçenekler için var olmak, onları büyütmekle ilgilidir yaşamak. Korkunun varlığını kabul edip onlara baka baka geçip gitmektir yaşamak.

Haddizatında cesaret bir erdemdir. Bütün erdemlerimiz gibi bizi insan yapan, mükemmel, ideal insan olma yolunda ilerlememizi sağlayan gücümüzdür. Tüm erdemler süreklilik üzerinde çalışarak ortaya çıkarılmak üzere insana aittir. Ve doğru bir cesaret, bilgelik bilgisi ile hafızayı, ölçülülük ve aşk ile daha iyiyi aramayı, bulmayı gösterir. Cesur olmak için kalabalıklara ihtiyaç yoktur. Cesur yalnızlar korkak kalabalıklara her zaman galip gelmiştir. Cesaret insanoğluna genetik kodlar yoluyla aktarılan bir kuvvettir. İnsan doğanın kucağına doğarken hayatta ve ayakta kalabilmek için tabiatın tüm meydan okumalarına karşı koyabilmek için birçok tecrübe edinir.

Cesaret hiç şüphesiz kişinin varlık alanı oluşturmasında en basta gelen vazgeçilmezidir. Fakat modern zamanda kişi kendini cesaretle var edemediği için başka enstrümanlara, eşyalara yanaşır. Cesaretle gerçekleştirilmiş bir tavır, duruş ya da eylemin bireydeki en önemli tezahürü sekinettir, huzurdur, sükunettir. Cesur birey, gerektiği yerde yaptığı kritik hamlelerle içkin ya da aşkın sorumluluğun gereğini yerine getirmenin anlatılmaz yaşanır hazzını en derinden hisseder.

Bütün erdemlerin varlık sebebi yer ve yön tayin eden cesaret, insanın varoluşsal krizlerini çözmede motorize güçtür. Cesaret insanın öncelikle kendini anlamlandırmak için, neden, nasıl, niçin gibi dogmatik anlayışa ters düşen sorular sormasını gerektirir. Bu soruları sorabilmek için de en önemli imkân konumundaki cesaret, bilgiyi hikmete dönüştüren mühim bir kazanımdır. Cesaret niyet, karar ve istikrarı birlikte getiren bir hakikattir. Bu cihetiyle (yönüyle) doğru bir cesaret; bilgelik ile hafızayı, ölçülülük ve aşk ile daha iyi aramayı gerektirir.

Hafıza, bireysel geçmişimizin ve insanlığın tarihidir. Hafızanın yardımıyla bireysel ve toplumsal tecrübelerimizi irdeleyebilir, edindiğimiz bilgiyi dün, bugün ve yarın ölçeğinde tüm varoluşa uygun olanı gerçekleştirmek ve bilgece eylemleri ortaya koymak için, cesareti ortaya çıkarabiliriz.

Cesaret, korkaklıkla gözü karalık arasında anlam kazanan bir erdem; korkuyu yönetebilme yeteneğidir. Cesaret, insanın doğru olan şeyi her yerde ve her zaman korkmadan, çekinmeden yapması, gerekeni yapmak için de acı, tehlike ve belirsizlik şeklinde ortaya çıkan korkuyla yüzleşme kabiliyetidir. O yüzden yalnızca çok ileri gitmeyi göze alanlar ne kadar ileri gidebileceklerini görebilirler. Mamafih korkularımızı kendimize saklamalı ama cesareti başkalarıyla paylaşmalı, bahanelere sığınılmamalıdır. Yetenek evrensel bir armağandır, ama onu kullanmak epey cesaret ister. En iyi olmaktan korkmamalı, korkacağımız tek şeyin korkunun kendisi olduğunu hatırda tutmalıdır.

Korkunun altında 2 neden vardır:

– Kendine olan güvenin eksik olması.

– İstediği hedefe yeterince inanmamamız ve güvenmememizdir.

Cesaret ve Korku ilişkisine en güzel Mevlana’nın şu sözü örnektir. “Su ataşe galiptir ama suyu kaba koyarsanız altındaki ateş ısınıp onu yok eder” der. Burada su cesaret, ateş ise korkudur. Önemli olan burada korkmak değil, korkumuzun bizi kontrol altına almasına, bizi yapmamız gerekeni yapmaktan alı koymasına izin vermemektir.

Cesaret bir güç gösterisi değildir ve kesinlikle de olmamalıdır. Güç göstermek için yapılan bir davranış cesur bir davranış değildir. Cesarette kutsal bir niyet ve amaç vardır. Onun için cesaretin özünde mütevazilik vardır; kendini kaybetmek, fanatikleşmek gözünü karartmak yoktur. Cesaret kalpten çıkıp zihinden revize edilerek davranışa dönüşen bir kazanımdır. Cesaretin kaynağı kalptir ve inanma duygusuyla sağlam bir ilişki içindedir.

Yeryüzünün en değerli sakini insandır ve yaratılış amacı yaşama, çevresine ve Yaratıcaya karşı görevlerini yerine getirmek için cesarete muhtaçtır. Gölgede de, güneşte de aynı ömür sermayesini tüketecek ne olursa olsun bu asaletli tercihi yapmaktan asla vazgeçmemelidir.

Cesaret ve Aşk dünya literatüründe, filmlerde, romanlarda, hikayelerde, masallarda en çok işlenen konudur. Hatta cesaret aşktan da önce gelir. Cesaretin en çok işlenen konu olması, onun gizemli ve özenilen doğasından kaynaklanır. O yüzden bilinir ki, “Beklersen, sadece sana geleni alırsın ama eğer gidersen istenilen her şeyi alırsın” ama sadece biraz cesaretle.

Dünyada hiç kimse, seyirci koltuğunda oturan cesur insanları alkışlamaz. Alkışlar hep sahneye çıkanlar için olur. Zira tarih oturanları değil, ayakta olanları yazar. Eğer cesaretle yaşanmazsa, esaretle ölmeye mahkûm olunur. Cesur yaşamalı cesur ölmelidir.  Ve öldükten sonra yaşamak istiyorsak; “Ya okumaya değer şeyler” dır ya da “yazılmaya değer bir hayat yaşamalı” dır. Ünlü yazar Sokrates’in “Senin almaya cesaret edemediğin riskleri olanlar senin yaşamak istediğin hayatı yaşarlar” sözünü de kulağımıza küpe etmelidir.

Haddizatında insanın yeryüzünde belirişi hayatın ölüm karşısındaki cesaretine dairdir. Zihin cesaretin özü, kalp ise yumruğudur. Mide nasıl yemenin somut mekânı, ayak nasıl yürümenin somut imkânı ise; zihinde cesaretin somut evi, kalp ise lav püskürten nefesidir.

İnsanın hayatın gözeneklerine sokuluşu, ölüm imgelerini yerle bir edişi; bilime, sanata, kültür ve edebiyata dair devrimi, uğraşı ölümün kollarına atılmadan önceki cesur hamleleridir. Kendisini kendisinden sonra da yaşatma gayreti güden bütün insanlar cesurdur ve öldükten sonra hala aramızda dolaşan, hala bir yüzeyleri, biçimleri, düşünceleri, duyguları, sesleri olduğundan daha parlak gösteren sanatçılar cesurdur. Her cesur eylem, insanın kendini aşma girişimidir. Amacına ulaşmış her eylem ise, insanın kendini aşmasının göstergesidir.

Yaşama cesareti, oluşturma cesareti, yazma cesareti, cesaretin belirli ölçüde bir karar vermişliği, bu karar vermişliğe uygun sapmaz bir enerjiyi ve geri dönüşsüzlüğü ima eder. Korku ne kader büyükse cesaret de o kadar gösterir kendini. Cesaretin son noktasının korkuyu büsbütün unutup onun canına Okuma anlamına gelişi de bundandır. Hayat sanatının en büyük ressamlarıdır cesurlar. Tarih galerisini gezerken korkaklık tablolarına rastlamazsınız. Orada ölmüş ama cesaretini elçi bırakmış insan suretleri görürsünüz. Ölümü sindirmiş, kıyıya itmiş, yüreği ve zihni göğün zirvelerinde dolaşan büyük ruhlar görürsünüz.

Bir cesurun iç dünyası ölümü yerin yedi kat dibine gömmüşcesine korkusuzlukla doludur. Yüreklerindeki cesareti ise özenle çıkarıp bir kenara koyanlar nasıl yaşarlarsa öyle ölürler. Korkuyla başlayan hayat korkuyla davam eder ve korkuyla korkuya teslim olur. Nasıl yaşarlarsa öyle de ölürler. Cesurlar ya savaşarak, tefekkür ederek ama hep ayakta ölürler. Korkaklar ise ya ihanet ederken ya laf taşırken ve fısıldaşırken ama hep yatakta veya korkarak ölürler.

Rüzgarlara benzer hayatımızın imkanları, yine de insan neden cesaret etmez ki yelken açmaya? Her şey yaşanmamış bir hayattan daha iyidir. Hatta fakat bile-acı, ümitsizlik cürüm, her şey ama her şey boşluktan daha iyidir. O yüzden hayatımızda bir kez cesur olalım bir kez ölelim. “Cesurlar bir kez ölür, korkaklar her gün. “

Korkuyu ve Cesareti yerli yerinde kullanan insanlar başarılı olur. Bir de hafızasından olmazı silen, lūgatından, sözlüğünden imkansızı çıkaran; yılmayın, tırsmayan, hayattan korkmayan pes etmeyen ve vazgeçmeyen insanlar başarılı olur. Korkun seni büyütür öğrenirsin. Kovaladığın şey senden nasıl kaçarsa, kaçtığında seni kovalar hayatta. Beyin zıttı ile öğrenir. Soğuk-sıcakla, gece-gündüzle, iyilik-kötülükle, korku-cesaretle öğrenilir. Haydi sarıl kendine, kabuk tutmuş yaralarına, kanayan yaralarına, tenine, etine, uykusuzluğuna sarıl!

En karanlık anlardan sonra birden doğar güneş, çabalayan ve uyanmak isteyen herkes için daha parlak doğar her sabah. Zor zamanlar geldiğinde 2 seçeneğin olur; ya boyun eğer pes edersin ya da savaşır, gücünü ortaya koyar kazanırsın.  VAR MISIN KAZANMAYA!