Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

Dünün Sessizliği, Yarının Belirsizliği, Şimdinin Hakikati

A+ A-

İnsan kendine tanınan imkânı tecrübe etmek adına, verilen hayat fırsatını yaşamaktadır. Nefes almakta, su içmekte, kelebek görmektedir. Toprağa dokunmakta, papatya izlemekte, kuş cıvıltısını dinlemektedir. Hem de bütünüyle yapmaktadır bunu. Artısıyla, eksisiyle… Mutluluğuyla, üzüntüsüyle… Kayıplarıyla, kazançlarıyla…

Dün’ ün Hak Ettiği

Geçmiş zaman içinde kişi; kimi zaman gülmüş, kimi zaman ağlamıştır. Bir şeyi tecrübe ederken mutlu olmuştur. Başka bir tecrübesi sırasında üzüntüyü yaşamıştır. Bazen de iki duyguyu aynı zamanda hissetmenin garip rastlantısının tadını duyumsamıştır. Ne gülebilmiş ne ağlayabilmiştir. Belki de hem gülmüş hem ağlamıştır.

Mutlu olmanın veya üzülmenin fırsatını, bazen zaman tanımamıştır ona. Bazen de imkân, fırsat vermemiştir. Kimi zaman ise; mutluluğun ve hüznün ayak sesleri birlikte yürümek ve sahneye uyum içinde birlikte çıkmak istemiştir. Bu tecrübeyi yaşama fırsatı ise sadece insana nasip olmuştur.

İnsan; farklı tecrübeleri yaşama fırsatına erdiği geçmiş zaman için sadece karanlık cümleler kurmamalıdır. Üzerinden güneşin bile çekildiği zamanlara dair böylesi zor değerlendirmeler, insanın en kıymetlisi olan şimdiki zamanını kirletmektedir.

İnsanın bir öngörü ile adım attığı doğrudur. Geçmişte atılan bazı adımların isabet ettiği, bazılarının ise boşta kaldığı tespit edilmiş olabilir. Yapılan değerlendirmenin, sadece karanlığa taş atmak şeklinde olmaması, bugünü aydınlatması ve faydaya sebep olması beklenir.

Çünkü bu şekilde bir yaklaşımın; ne atılan taşa bir faydası vardır, ne de boş-dolu olduğunu tespit edemediğimiz karanlığa bir faydası dokunmaktadır. Gözümüzün önünde atılan ve isabetsiz kalan yüzlerce ticari yatırımı tecrübe etmişizdir.

Hiçbir yatırım, başarısız olmak için yapılmaz. Bununla birlikte, yerinde bir öngörüyle atılan ve sonucuna başarıyla ulaşan devasa adımlara da şahit olmuşuzdur. Nitekim Aliya İzzetbegoviç de: “Geçmiş, unutulmamalı; ama onun içinde de yaşanmamalıdır.” diyerek, geçmişi değerlendirmenin köşe taşlarını yerleştirmiştir. Geçmişi, şimdiki zamana açılan kapısı üzerinden değerlendirerek verimli hale getirmelidir.

Aksi, o kapıyı kapatmak olacaktır. Başlatılmayan üretim gibi olacak ve bir köşede sadece atıl kalacaktır. Bu noktada geçmişi değerlendirirken, insanın hatasız olmasının imkân dahilinde olmadığı bilincimizi sürdürmeliyiz. Hatasızlığın mümkün olmadığı veri tabanı üzerinde ısrarla bulunmak, geçmişin en güzel hasadı olacaktır.

Aksi takdirde olursa ve geçmişin sayfalarına baktığımızda hatasızlık ararsak, büyük bir hüsran ile araştırmamızı sonlandırmış oluruz.

Geleceğin Umudu

İnsan, mazisinden elde ettiği tecrübelerini biriktirir. Bazen üst üste, bazen yan yana koyar. Güzel bir dekor oluşturmaya çalışır. Kendi tecrübelerinin yanına, başkalarından şahit olduklarını d a eklemeyi ihmal etmez. Bunu yaparken de daha önce atılan ve isabet etmeyen adımların, hatalı noktalarını tekrar etmemeye dikkat eder.

İmkânı doğrultusunda, işlerini program doğrultusunda yapmaya özen gösterir. Not ettiği tecrübeler, önünde aydınlatıcı bir ışık olur. Adımları sırasında hataların oluşabileceğini ise, asla aklından çıkarmaz. Çalışması bittiğinde, mükemmelin ortaya çıkmasını beklemez. Mükemmel olana kendini ve işini benzetmeye çalışır.

İnsanı arzu ettiği sonuca ulaşmak için hareket etmeye ikna eden, bazen sonuçtur. Onun tılsımlı görüntüsüdür. Kimi zaman da sese ulaşmaya çalışır. Saniye kadranından gelen tıkırtı sesi, her şeyin yolunda olduğu mesajını verir. İnsan da ona ulaşmak ve başarmış olmanın mutluluğuna ermek için gayret eder.

İnsanı ikna eden, bazen ise yolun kendisidir. Yolun kendisi, tek gaye olmuştur. Yolu adımlıyor olmak, başarının kendisi kabul edilir. O zaman, yolun sonunda kişiyi neyin beklediği önemini kaybeder.

İşte o zaman; başarı da başarısızlık da aynı değerde görülür. Zamandaki kırılma gerçekleşmiş, gelecek diye adlandırılan zaman şimdi halini almıştır. İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un, İstiklal Marşı’mızda dile getirdiği gibi: “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak, / O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;/ O benimdir, o benim milletimindir ancak”

Yolun bizzat kendisini değerli gördüğümüzde; gelecekle alakalı kaygıya lüzum olmayacağı sonucuna ulaşmış oluruz. İsabet veya isabetsizlik… Bütün sonuçların insanın nazarında aynı değere yaklaşacağı görülecektir. Çünkü; her şeyin sahibinin, karıncanın ayak izine kadar bütün teferruatları bildiği ve bu mükemmellik içinde bâtıla rızasının asla olmayacağı kesin olarak tespit edilecektir.

Şimdiki Zamanın Ağırlığı

Bu denklem içinde insan, bütün meselenin içinde bulunduğu zamanda olduğunun bilincine varacaktır. Bu doğrultuda, her bir nefesini büyük bir farkındalıkla alacaktır. Her bir zerresinin bile son derece önemli olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

İşte o zaman nefesin berraklığının, geçmişteki üzüntülerle ve gelecekteki kaygılarla bulanıklaşmamasına özen gösterecektir. Kolay değil; Bir taraftan umudu kuşanacak, bir taraftan da umudun gönüller arasındaki yolculuğuna refakat edecektir.

İçinde bulunduğumuz zamanın kuşattığı zorluğun farkında olarak itiraf etmek gerekir ki; Dün, artık bitmiştir. Güneşi batmış, rüzgârı kesilmiştir. Renkleri solmuş, tadı bayatlamıştır. Artık, nefes almamaktadır. Bu sebeple kendisi ile ilgili cümle kurmak, anlamını yitirmiştir.

Yarın ise henüz can bulmamıştır. Güneşi doğmamış, yüzüne renk gelmemiştir. Çiçekleri bile daha renklenmemiştir. Yüzüne can gelmemiştir. Bu sebeple kendisi ile ilgili cümle kurmak, henüz anlam kazanmamıştır. Bu açıdan bakılabildiğinde; Açan çiçeklerin ve uçan kelebeklerin güneşe refakat ettiği, saatin de henüz toprağa yabancılaşmadığı bir zaman olması açısından şimdi, çok ama çok değerlidir.

Güneş dürülünceye, insan yaptığı hatada kalakalıncaya, özür dilemeye fırsat bulamayıncaya, elindeki fidanı toprakla buluşturmaya imkân yetiremeyinceye kadar, şimdiler çok anlamlı olacaktır. Elindeki şimdinin değerini bilenler; “Ya hayır söyler ya da susar.”

Nurettin Topçu: “İnsan, mesuliyet yüklendiği nispette insandır.” sözüyle, içinde yaşadığı habitatı sarmalayanların taşıdığı anlama dikkat çekmek istemiştir. Onlar; Dün gerçekleşen ve üzüntü veren hatıralarında, saati durdurmazlar. Kendi hatalarından ibret almanın yanında başka hataları da isimsiz ve dedikodusuz, değerlendirme havuzlarında misafir ederler.

O sırada, dünyanın başka bir noktasında uyanan idrakin heyecanını derin bir okyanus esintisi gibi içlerine çekmeyi, büyük bir ikram olarak değerlendirirler. Karşılaştığı herkese, önce kucak dolusu bir tebessüm ikram ederler. Yere çöp atmadıkları gibi, atılmış olanları da toplama seferberliği derdine düşerler. Bugünün ihtimallerini, asla çöpe atmazlar.

İnsan, zamanın üç kapısı arasında yürüyen bir yolcu gibidir. Ardında bıraktığı dün, ona bir muhasebe imkânı sunar. Henüz doğmamış yarın, bir umut ufku olarak karşısında durur. Fakat hakikat ne tamamen geridedir ne de bütünüyle ileride… Hakikat, insanın avuçlarının içinde taşıdığı “şimdi” dedir.

Bu sebeple insan ne geçmişin gölgesinde solmalı ne de geleceğin belirsizliğinde kaybolmalıdır. Her nefesi bir emanet bilip, her anı bir imkân olarak değerlendirdiğinde; zaman onun aleyhine değil, lehine akacaktır. Ve işte o zaman, insan sadece zamanı yaşamayacak; zamana anlam kazandıran bir özne haline gelecektir.