Edebiyatın Estetik Başyapıtı: Don Quijote
- Tarih:
Aylak okur!! diye başlar Cervantes La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote adlı eserine başlarken, bu söz aslında daha romanın ilk kelimesiyle bizlere verilen ince bir mesajdır, bir metafordur. Aylak okur! Evet, Cervantes insanı sosyolojik olarak çok iyi tanımaktadır ve ünlü eserine başlarken bu hitabeti kullanır. Herkes bir eylemde bulunurken aylaklık edebilir ve bu doğal görülebilir. Ancak okurken yapılan aylaklık diğerlerine benzemez ve Cervantes bu farkı bildiği için okuyucusunu daha eserdeki ilk kelimeyle uyarır ve okuyucunun dikkatini esere çekmeye çalışır. Çünkü okuyacağınız şey sadece sıradan bir roman değil aynı zamanda modern edebiyatın temel taşıdır. Ustalıkla oluşturulmuş edebi tür sentez (trajedi, aşk, komedi, mitoloji, şövalye hikayeleri vs), özene bezene oluşturulmuş yüzlerce karakter ve karakterlerin zaman içerisindeki gelişimi, çok daha sonraları Miguel de Unamino ve diğer batılı yazarlar için örnek olacak olan üst seviye öyküleme tekniği ve en önemlisi de batı edebiyatında görülen ilk üst kurmaca anlatım bizlere Cervantes tarafından armağan edilmiştir.
Eserde temel olarak iki zıt karakterin birbiriyle olan mücadelesini izlerken, aynı zamanda bu karakterlerin zaman içinde birbirinden etkilenerek yaşadıkları olaylar dahilinde birbirinden etkilendiklerine ve karakterlerin değişimine şahit oluyoruz. Burada Don Quijote idealizmi, hayal gücünü ve deliliği simgelerken, Sancho Panza ise tam zıt bir karakter olarak realizm, sağduyu ve materyalizmin savunucusudur. Don Quijote genellikle soylu, eski, üst perdeden ve şövalye tarzı bir üslup kullanırken, Sancho Panza ise daha yalın, halktan bir dil tercih eder ve halk deyişleri ve atasözlerini de sıklıkla kullanan bir karakterdir. Aslında Cervantes’in bizler için “zıtlıkların uyumu” adlı bir eser ortaya koyduğu söylenebilir. Günümüze “modern toplum” da görülen tüm farklılıklar ve zıtlıkların, insanların birbiriyle iletişim halinde olmaları ve birbiriyle vakit geçirmeleri halinde ortadan tamamen kalkmasa da anlaşılır ve tolere edilebilir hale gelebilmesinin en somut ve edebi örneğidir bu eser. İki ayrı dünyadan olan Don Quijote ve Sancho Panza gibi, insanlar gerçekten de yolculukta birbirini daha iyi tanıma fırsatı bulurlar. Birbirini yakından tanıyan insanlar da birbirlerinden etkilenerek bazı değişimler gösterirler, tıpkı zamanla Don Quijote’un biraz Sancho Panzalaşması ve Sancho Panza’nın da biraz Don Quijotlaşması gibi.
Ayrıca eserde kullanılan barok bir estetik de söz konusudur. Cervantes akıl ile deliliği, rüya ile gerçeği, idealizm ile hayal kırıklıklarını bir arada sentezler ve böylelikle gerçekliğin de göreceli olduğunu savunur. Don Quijote’un dev olarak gördüğü yeldeğirmenleri Sanhco Panza’nın için sadece bir yeldeğirmenidir ve iki karakter de tüm hikâye boyunca kendi fikirlerini savunma konusunda son derecede ısrarcıdır. Bu da bizlere sanki hepimizin içinde bir Don Quijote ya da Sancho Panza varmışçasına sahip olduğumuz gerçeklikleri sorgulama fırsatı sunar. Nasıl bir gerçeklik algısında olduğumuz ve bu gerçekliği nasıl sorgulamalı diye sessizce aklınızdan geçiriyorsanız bu eserde bu tür sorularınıza yanıt bulacağınızdan emin olabilirsiniz.
Eserde genellikle Don Quijote ve sadık hizmetçisi Sancho Panza’nın başından geçen hikayeler anlatılır ve her hikâye neredeyse bizler için bir ders niteliğindedir. Çünkü her seferinde farklı bir maceraya atılan ikili, her seferinde farklı problemlerle yüzleşirler. Bu problemleri çözmek için Don Quijote yüksek ideallerinden asla ödün vermezken Sancho Panza ise çevresi ve efendisi arasında gidip gelen ve kendi başına çözümü ararken ve genelde en kısa ve zahmetsiz seçimleri yapan karakteri bizlere gösterir. Aslında bir bakıma Cervantes, bizlere insanoğlunun yapısının çok da değişmediğini söylemektedir. Sanki “ey Aylak okuyucu! gözlerini aç ve gör, insan her çağda insandır ve benzer tutum ve davranışları her zaman sergilemiştir!” demek istemektedir.
Eserdeki karakterlerin vecizeli hayatları ve sözleri bize 16. yüzyılın sosyal dokusu hakkında detaylı portreler çizer. O yüzyılda İspanya Krallığı dışarıdan güçlü görünen ancak içeriden ekonomik ve siyasi olarak çürüyen ve çöken bir imparatorluktur. Cervantes bunu bizlere Don Quijote’un eski ve paslı zırhı ve kemikleri çıkmış zavallı zayıf atı Rocinante’nin betimlemesinde gösterir. Bu şekilde yazar, imparatorluğun görkemli günlerinin eskide kaldığının bir metaforunu yapar. Ayrıca hikâyede Don Quijote’un yakılan eserleri de yitip giden, kaybolan edebi orta çağ değerlerine harika bir gönderme niteliğindedir.
Bu eserde hem 16. yüzyıl yolculuğu yaparken hem de Cervantes’in de hayat hikayesine şahitlik edebilirsiniz. Yazarın bizzat kendisi İnebahtı deniz savaşına katılmış ve burada sol elini kaybederek “La Manco de Leptano” yani “İnebahtının çolağı” lakabını almıştır. Cervantes, sol elini kaybetmesini hiçbir zaman bir trajedi olarak görmemiş, aksine ömrü boyunca bu sakatlıkla gurur duymuş ve “Sol elimin hareket etmemesi, sağ elimin şanındandır çünkü o elle Don Kişot’u yazdı” diyerek bu durumla iftihar etmiştir. Savaş sonrası esir olarak alınan Cervantes buradaki yaşadıklarını da Don Quijote de ayrıntılı olarak bizlere anlatır. Cervantes için genel olarak Türkler ve müslümanlar, İnebahtı’da savaştığı ve sol elini alan “can düşmanları” iken; Cezayir’deki esaretinden sonra büyük saygı duyduğu, kültürünü incelediği ve edebiyatını besleyen en büyük ilham kaynağı şeklini almıştır. Tıpkı yukarıdaki paragrafta altı çizilen o “zıtlıkların uyumu” yazarın kendi ifadelerinden bizlere somut bir şekilde yansımaktadır.
Bu eser hakkında daha birçok şey anlatılabilir, hatta Cervantes ve Don Quijote için yazılacaklar belki bir kitap bile olabilir. Özetle şunları söylersek; bu eser, içerisinde edebi, sosyal ve “batı tasavvufu” şeklinde tabir edilebilecek bir yorumlama tekniğiyle, bulunduğu zaman içerisindeki sosyal toplumu, düzeni ve inanışları ince göndermelerle ve vecizeli bir üslupla eleştiren, ustalıkla işlenmiş ve okuyucusuna ince dersler veren büyüleyici bir şaheserdir ve edebi kalite bakımından zamanının çok ilerisinde olduğu şüphesizdir. Don Quijote okumanın bir elçisidir. Gerçekliğin gerçekliğini sorgulama, düşselin düşsel ile özdeşleşmesi Don Quijote’u okumaya başlatır. Don Quijote’un özünde okumak vardır, eser okumayla başlar ve okuma ile sonlanır. Bu eser, okumayı, düşünmeyi ve sorgulamayı seven herkesin ilk tercih etmesi gereken edebi kaynak olma niteliğini taşımaktadır. Eserde anlatılan her hikâye, sanki bir batı tarzı “mesnevi”si kıvamında sunulan, okuyucusu için üzerinde düşünülmesi ve ders alınması gereken hadiseler barındırır. Bu eser sadece batı dünyasının ilk modern edebiyat eseri değil, aynı zamanda hiçbir zaman ortaya çıkamamış olan “batı tasavvufu” nun da gizemli bir yansımasıdır.
Siz “Aylak okuyucu”lara iyi okumalar dilerim…!!




