Ekonomik Seferberlik ve Sosyal Restorasyon
- Tarih:
Türkiye’nin en büyük sorunlarını, krizin pençesindeki ekonomi ve kırılgan ekonominin ürettiği sosyal problemler oluşturuyor. Ancak ekonomi ve siyasal yönetimden sorunun derinliği ölçüsünde güçlü bir odaklanma görmüyoruz, göremiyoruz.
Yüksek düzeyli siyasal polemiklerin daha da kronikleştirmesi beklenen ekonomik krizden ancak hükümetin liderlik edeceği; sanayi, ticaret, borsa odaları, birlikler, işveren sendikaları, ekonomi derneklerinden oluşan bileşenlerin ortak başlatacağı ekonomik seferberlik ve sosyal restorasyonla düzlüğe çıkılabilir.
2026 yılı ilk çeyrek büyüme beklentisi yüzde 2.7. 2026 Mart sanayi üretim endeksi açıklandı. Sanayi üretimi yıllık yüzde 1.1 küçülmüş. Bu rakamlar tehlike çanlarının çaldığına, ekonominin kırmızı alarm verdiğine dikkat çekiyor. Piyasalardan yükselen ve dar gelirli vatandaşların çığlığı acil bir üretim seferliğinin zorunlu olduğunun sesidir.
Ekonomide üretim, özellikle nitelikli üretim olmazsa olmazdır. Tabir yerindeyse ekonomik zincirin ilk halkasıdır, bu halka olmadan ekonomi olmaz. Dolasıyla ekonomik seferlikte ilk adım üretim alanında atılmalıdır. Klasik iktisadi bilgidir, fiyat arz ve talebin kesiştiği noktada oluşur. Pahalıkla ve enflasyonla mücadele arzı yani üretimi artırmakla mümkün olabilir.
Üretimi artırmanın iki yolu var. Biri, mevcut fabrika ve işletmelerin kapasitesini ve verimliliğini artırmak. İkincisi ise yerli ve yabancı sermayenin yeni işletmeler, fabrikalar, tesisler kurmasıdır. Bu da yatırım ortamının iyileştirilmesi ve güçlendirilmesiyle mümkün. Yatırımlar dört şeyi sever, yani yatırımları dört şey çeker. Demokratik ortam, siyasal istikrar, hukuk güvenliği, üretim sürekliliğini sağlayacak kâr.
Yatırımların sevdiği bu dört unsur yanında arazi desteği, ucuz enerji, düşük vergi, nitelikli işgücü, ulaşım kolaylığı imkanı sağlanırsa ballı kaymak olur. Yabancı sermayenin doğrudan yatırım için ülkemize gelmesi aynı zamanda sıcak para olarak gir çık yapan carry tradenin oluşturduğu riskini de azaltmış olur.
Üretim ve yatırım seferberliği başlatırken ileri teknoloji ürünlerine teşvik öncelikli olmalıdır. Çünkü Türkiye imalat sanayinde ileri teknoloji ürünlerinin toplam imalat sanayi ihracatı içindeki payı, yüzde 3.6 civarında. İleri teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı ise yüzde 12’nin üstünde. Türkiye ekonomisinde üretimin ağırlık noktasını orta-düşük teknoloji oluşturuyor. Bu orta teknoloji tuzağından çıkıp ileri teknoloji alanında mesafe almalıyız.
2026 yılının ilk dört aylık döneminde Türkiye’nin ihracatı 88.7 milyar dolar, ithalatı ise 122 milyar dolar. Görüldüğü gibi ihracat ile ithalat arasındaki makas çok yüksek. Bu makası ancak ileri teknoloji ihracatını ve üretimi artırarak yapabiliriz. İhracatta yeni pazarlar keşfederek gerçekleştirebiliriz.
Ekonomi seferberliğinde tarımsal üretimi artırmak da en az sanayiyi güçlendirmek kadar önemli. Tarımsal üretim için on yıllardır bitirilemeyen şu dört projenin mutlaka bitirilmesi gerekir: Doğu Anadolu Projesi (DAP), Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Doğu Karadeniz Kalkınma Projesi (DOKAP), Konya Ovası Projesi (KOP). İlave tarımda verimlilik konusuna özel önem verilmeli ve ekilebilir arazilerin mümkünse tamamı tarımsal ürünler için işlenmeli. Atıl milyonlarca dekar meralardan hayvancılık için en faydalı bir şekilde yararlanılması sağlanmalıdır.
2006 yılında bir tarım kanunu çıkarılmıştı. O kanunda milli gelirin en az yüzde 1’i çiftçiye destek olarak verilmesi sözü verilmişti. Maalesef bu taahhüt hiçbir zaman tam olarak yerine getirilmedi. Öyle ki sınırlı sayıdaki faizciye ödenen para, milyonlarca çitçiye ödenen paranın en az 10 katından fazla.
Ekonomide üretim ve ihracat seferberliği yaparken bir yandan da ekonomik krizden etkilenen sosyal kesimlerin hayatında iyileştirme yapılmalı, yani sosyal restorasyon, tamirat gerçekleştirilmeli.
Bu sosyal politikaların başında; 20 bin lira seviyesinde çakılan emekli maaşları ile geçim ücreti demeye bin şahit isteyen 28 bin lira olan asgari ücretin iyileştirilmesi geliyor. Büyük bir risk olan yüzde 8.2 işsizlik ile yüzde 31.5 düzeyindeki atıl işgücünü azaltma politikalarının uygulanması da sosyal politikaların en başında olmalı. Çünkü bugün ne eğitimde ne işte olan, ev genci olarak tanımlanan gençlerin oranı her geçen gün artıyor. Kaldı ki, nitelikli ve tecrübeli vatandaşlarımız da iş bulmakta zorlanıyor. Bu gelecek yıllarda gençlerde büyük sosyal travmalar oluşturabilir. Yine hayat pahalılığı karşısında komik hale gelen öğrenci burslarının güncellenmesi de elzemdir.
Sonuç; acil bir ekonomik seferberliğe, dar ve sabit gelirli kesimleri nefes aldıracak sosyal politikalara hava kadar su kadar ihtiyaç var. Hatırlatalım, dedim.
Notlar Dergisi okuyucularının ve aziz milletimizin Kurban Bayramı’nı kutluyorum.




