Ekonominin Covid’i: Faiz
- Tarih:
Korona, 2019’un son günlerinde, Çin’in Wuhan kentinde bilinmeyen bir hastalık olarak yayılmaya başladı. 2020 yılının başından itibaren de bütün dünyanın kabusu oldu. Yüzbinlerce insanın ölümüne, ekonomilerin istikrarsızlaşmasına, toplumsal hayatın alt üst olmasına neden oldu.
Enfeksiyon ve covid gibi virüsler, vücudun bağışıklık sistemini, dengesini bozan, hücreleri tahrip eden bir mikroorganizmalardır. Covid sürecinde, hemen hemen hepimiz bu virüslerin etkilerini yaşadık, gördük.
Yorgunluk, hareketlerde yavaşlama, halsizlik, tat almama duygusu, yüksek ateşle başlayan Covid süreci, ilerleyen süreçlerde nefes darlığı, kalp iltihabı, akciğer enfeksiyonları, akut solunum yolu yetersizliği, konsantrasyon eksikliği, hafıza sorunları ve kalp ritmi bozukluğu ortaya çıkardı. Öyle ki, birçok vaka çoklu organ yetmezliği, kalp krizi ve felçle sonuçlandı.
Covid; yaşlı, bağışıklık sistemi zayıf, kronik sağlık sorunları olan kişilerde daha ciddi ve yaşamı tehdit eden, ölümle sonuçlanan komplikasyonlar ortaya çıkardı.
Neden yazıya Covid’le girdim. Çünkü Covid’in insan sağlığı üzerinde yaptığı tahribatların benzerini faiz virüsü ekonomi üzerinde yapıyor.
Bir ülkede faizler yüksekse, bütçenin ciddi bir bölümü faiz ödemelerine gidiyorsa, yatırımlar azalıyor, ekonominin büyüme hızı düşüyor, işsizlik artmaya başlıyor. Ekonominin ateşi ve tansiyonu yükseliyor. Nasıl covid vakalarında ölümle sonuçlanma oluyorsa yüksek faiz sarmalına girmiş ülkelerde de konkordato ve iflaslar artıyor.
Yüksek faiz ve yüklü faiz ödemeleri; bireyde, işletmelerde ve devlette farklı farklı sonuçlar veriyor. Bankalardan yüksek faizle kredi çekmiş, harcama yapmış milyonlarca vatandaş bugün ana parasını ödemekte zorluk çekiyor, faiz borcunu bir başka borçla kapatma yoluna başvuran vatandaşın sayısı az değil. Faiz borçlarını ödeyemeyip intihar eden insanlar da sürekli medyaya yansıyor. İşletmelerde ise bu faiz sarmalı iflaslara, fabrikaların kapanmasına, konkordato ile sonuçlanabiliyor.
Faiz sadece ekonomik sonuçlar doğurmuyor. Sosyal facialara da sebep oluyor. Yüksek faiz borçlarını döndüremeyen ailelerde aile kavgalarının yoğunlaştığı, birçok kavganın boşanmayla sonuçlandığı bilinen bir gerçek. Faiz düzeninin ortaya çıkardığı tahribat: Heba olan hayatlar, tarumar olan işyerleri, ekmek teknelerini kaybeden esnaflar.
Faizin yaygın olduğu düzen ve toplumlarda dar ve sabit gelirliler ezilir. Fakirler faiz borçları altında inim inim ağlarken paradan para kazanan faizciler, rantçılar bayram eder. Faiz fakirlerden zenginlere para transferinin aracıdır. Dolayısıyla faizli bir düzende zenginler ile fakirler arasındaki uçurum sürekli derinleşir.
Faizin kötücüllüğü noktasında ilahi uyarıları da hatırlayalım. Cenâb-ı Hak “ Allah, faizle elde edilen malı mahveder, zekâtı ve sadakası verilen malı ise artırır” der.
Allah Resûlü’de(s.a.s) faizin eninde sonunda sahibine kaybettireceğini şöyle ifade ediyor “Faiz yoluyla mal çoğaltan hiç kimse malının hayrını göremez”..
Şahsen faiz gelirinin bereketinin olmayacağını düşünenlerdenim. Faiz geliri elde eden çevremde insan yok ancak milli piyango, şans oyunlarından büyük para kazananların daha sonra akıbetinin kötü bittiğini medyadan takip edebiliyoruz, görebiliyoruz. Açıkçası faizcilerin sonunun da farklı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü alın teri olmadan, kolay ve başkalarının gözyaşları üzerine kazanılmış paralar hayır getirmiyor. 70’li yılların Türk filmlerinde bu konu çok işlenirdi. Ağa, zor durumda olan fakir bir aileyi yüksek faizle borçlandırır, aile borcunu ödeyemeyince de ailenin gecekondusunu ucuza kapatmaya çalışırdı.
Lafın özü, faiz bireyler, işletmeler ve devletler açısından en büyük sömürü ve zulüm aracı, ekonomik ve sosyal felaketlerin önemli bir zeminidir.
Yüksek faiz oranları bireyler, işletmeler ve devletler üzerinde ağır yükler oluşturur. Borçlanma maliyetini artırır. Dolayısıyla fiyatların yükselmesinde rolü vardır. Enflasyonun yükselmesinde etkisi vardır. Ekonomik büyümenin yavaşlamasına, durgunluğun artmasına, iflaslara, işsizliğe yol açar, neden olur.
Enflasyon, yüzde 33.29, Merkez Bankası politika faizini yüzde 40.5’ten yüzde 39.5 çekti. Buna rağmen enflasyondan arındırılmış reel faiz yüzde 6’dan fazla. Bankalar yüzde 39.5 olan politika faizinin tam yüzde 20’lere bulan artışla vatandaşlara, işletmelere yüzde 60’larla satıyorlar. Bu sistemde kim kazanıyor, faizci ve bankalar…
Devlet bütçesindeki tahribatını 2025 yılının ilk dokuz aylık sonuçlara bakarak görebiliriz. 2025’in 9 aylık faiz giderleri yüzde 82 artarak 1 trilyon 662 milyar lirayı aştı. Faiz ödemelerinin bütçe harcamalarındaki payı ise yüzde 16’yı geçerken, her 100 liralık vergi gelirinin yüzde 21.4 lirası faize gitti. Devletin faiz giderleri artınca bu sefer devlet vergi gelirlerini artırmak için ya yeni vergiler koyuyor ya da mevcut vergilerin oranlarını ve miktarlarını artırıyor.
Çözümü ne, borçlanma gereğini azaltmak. Faiz ve faizciler, bireylerin, işletmelerin ve devletlerin yüksek borçlanma zafiyetlerinden yararlanır. Faiz ve faizci, devletin sağladığı yüksek avantajlardan şımarır. Dar ve sabit gelirli, memur ve işçi yüzde 15’ten başlayarak yüzde 27’ye kadar gelir vergisi öderken, faizci ancak yüzde 10 ile yüzde 17.50 arasında vergi ödüyor. Bu tablo Üsdat Necip Fazıl’ın “ Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa” şiirini hatırlatıyor bize.
Şimdi bir de geleceğe bakalım. 2026 yılının bütçesi 18 trilyon 928 milyar TL, vergi gelirleri ise 13.8 trilyon TL hedefleniyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’na ayrılan 8 trilyon 840 milyar liralık bütçe giderlerinin 2 trilyon 741 milyar lirasını faiz gideri oluşturuyor. 2026 yılında 2.7 trilyon liralık bütçe açığı gerçekleşeceğine düşündüğümüzde faizin ekonomi ve bütçe üzerindeki yıkıcı etkisini görebiliyoruz. 2003-2023 yıllarında 563 milyar dolar faiz ödemesi yapıldığı istatistiklere yansıyor. Burada 563 milyar dolarla, 2.7 trilyonla kaç okul, kaç köprü yapılır, kaç fabrika kurulur, maaşlarda ne kadar artış olur hesabı yapmayacağım. Faizin ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi açık seçik görülüyor.
Sonuç olarak, insan vücudu için korono virüs sağlık için ne kadar yıkıcı ise faiz de ekonomi için en az o kadar yıkıcı. Çözüm ise, yatırımları, üretimi, verimliliği, ihracatı ve tasarrufları artırarak borçlanma, faizle borç alma ihtiyacını minimize etmektir.
Yeni bir yazıda buluşmak dileğiyle…




