Picture of Merve Sunar
Merve Sunar

Elena Ledda: İnsanlar yürür, gemiler gider, diller birbirine karışır

A+ A-

Müzikal yolculuğumuz Avrupa’ya geçtiğinde ilk durağımız Endülüs olmuştu.

Radio Tarifa’nın müziğiyle, Avrupa’nın güney ucunda ama yüzü sürekli karşı kıyıya dönük bir coğrafyada durmuştuk. Orada müziğin, haritaların çizdiği sınırlardan çok daha eski olduğunu görmüştük.

Şimdi biraz daha doğuya, Akdeniz’in ortasına doğru ilerliyoruz.

Sardunya’ya.

İtalya’nın büyük adası Sardunya, haritada Avrupa’nın bir parçası. Ama bir adaya yalnızca haritadaki yerine bakarak karar vermek mümkün değil. Çünkü adalar, ait oldukları kıtadan çok, kendilerine ulaşanlarla şekillenir. Gemiler gelir, insanlar iner, diller duyulur, mallar taşınır, sonra herkes gider. Fakat bazı şeyler kalır.

Bir kelime.

Bir yemek.

Bir hikâye.

Bazen de bir melodi.

Sardunya’nın müziğini dinlerken insanın hissettiği şey biraz bu. Sanki tek bir yerin değil, yüzyıllar boyunca o kıyıya uğramış birçok dünyanın sesi birbirinin altında yaşamaya devam ediyordur.

Elena Ledda’nın sesine rastladığımda beni asıl durduran da bu oldu.

Ardından bir şarkı.

Pesa.

Ve o şarkının sözleri.

Çünkü Sarduca söylenen bu şarkının içinde bir anda İspanya ve Mağrip çıktı karşıma.

Sonra Asturias.

Ardından Afrika gözleri.

Bir Sardunya şarkısının içinde bütün bu coğrafyaların ne işi vardı?

Bir şarkının peşine düştüm.

Sardunya’nın sesi

Elena Ledda, 1959’da Cagliari yakınlarındaki Selargius’ta doğdu. Çok genç yaşta Cagliari Konservatuvarı’nda klasik şan eğitimi aldı; kariyerinin ilk dönemlerinde klasik müzik, Brecht–Weill repertuvarı, erken dönem müzik ve çağdaş müzik deneyimleriyle ilgilendi. Fakat sonunda onu belirleyen yol Sardunya’nın geleneksel müziğine açıldı. 1970’lerin sonlarında müzisyen Mauro Palmas ile kurduğu Suonofficina ve ardından yaptığı çalışmalar, Sardunya halk müziğini yalnızca korumaya değil, onu yeni müzikal dünyalarla buluşturmaya yöneldi.

Ledda’nın müziğinde bu nedenle iki farklı yön aynı anda hissedilir.

Bir tarafı çok eski.

Diğer tarafı son derece açık.

Gelenekten gelir ama geleneksel olanın içine kapanmaz.

Sarduca söyler; fakat sesi Sardunya’nın sınırlarında kalmaz.

Belki de Elena Ledda’yı önemli yapan şey tam olarak budur. O, geçmişten kalmış bir müziği vitrine kaldıran bir sanatçı değil. Geleneksel müziği bugünün içinde dolaştırıyor. Cazla, çağdaş düzenlemelerle ve Akdeniz’in başka sesleriyle karşılaştırıyor.

Sardunya’nın resmi kültür arşivlerinde de Ledda, yaşayan Sardunya geleneksel müziğinin en tanınan ve saygı duyulan yorumcularından biri olarak anılıyor.

Ama Elena Ledda’yı anlatmak için biyografisinden daha iyi bir yol var.

Bir şarkıyı dinlemek.

Pesa‘yı.

Bir şarkının içinden geçen coğrafyalar

Pesa, Ledda’nın 2004 tarihli Amargura albümünde yer alıyor. Şarkının bestesi Lino Cannavacciuolo’ya, sözleri ise Michele Pio Ledda’ya ait.

Şarkının sözleri ilk bakışta bir aşk ve dans çağrısı gibi ilerliyor.

Birbirine yaklaşan iki beden.

Hareket eden ayaklar.

Eller ve ayaklarla çizilen sesler ve renkler.

Zamanın durmadığı bir gece.

Fakat Pesa ilerledikçe bu kişisel hikâyenin içine başka görüntüler giriyor.

Ve bir yerde karşımıza şu söz çıkıyor:

“Fizos ‘e Ispagna… s’aria ‘e su Magreb.”

Yani yaklaşık olarak:

“İspanya’nın çocukları… Mağrip’in havasını soluyanlar.”

Bu kısa ifade, şarkının kapısını bir anda başka bir dünyaya açıyor.

Çünkü burada artık yalnızca iki insanın hikâyesini dinlemiyoruz.

İspanya var.

Mağrip var.

Aralarında yüzyıllar boyunca gidip gelen insanlar, diller ve sesler var.

Ve bizim yolculuğumuzda geride bıraktığımız Endülüs, bu kez uzun uzun anlatılmadan, bir şarkının içinden yeniden görünüyor.

Belki de Pesa‘nın en güzel tarafı bu.

Şarkı, “işte size Endülüs tarihi” demiyor.

Bir tarih dersi vermiyor.

Sadece İspanya’nın yanına Mağrip’i koyuyor.

Ve ikisinin yan yana durmasının ne kadar doğal olduğunu hissettiriyor.

Asturias kokusu, Afrika gözleri

Pesa‘nın ilerleyen sözlerinde bu kez daha da şaşırtıcı bir görüntü beliriyor.

Şarkıda Asturias kokusundan ve Afrika gözlerinden söz ediliyor.

İspanya’nın kuzeyindeki Asturias ile Afrika aynı şiirsel manzaranın içinde buluşuyor.

Bu rastlantı gibi görünmüyor.

Şarkının dünyasında coğrafyalar birbirinden uzakta değil.

Onlar aynı yolculuğun durakları.

Bir bedenin üzerinde, bir dansın içinde, bir şarkının ritminde yan yana gelebiliyorlar.

Belki de burada Pesa‘yı yalnızca bir “Sardunya şarkısı” olarak dinlemek yetersiz kalıyor.

Çünkü şarkının içinde Sardunya var, ama Sardunya tek başına yok.

İspanya var.

Mağrip var.

Asturias var.

Afrika var.

Ve bütün bunlar birbirinden kopuk isimler olarak değil, aynı şiirin kelimeleri olarak duruyor.

Bu yüzden şarkıyı dinlerken insanın yön duygusu değişiyor.

Az önce Avrupa’daydınız.

Sonra bir kelime sizi Mağrip’e götürüyor.

Başka bir dizeyle Asturias’a çıkıyorsunuz.

Ardından Afrika gözleri beliriyor.

Sardinya ise bütün bu yolculuğun ortasında, sessizce yerinde duruyor.

Bir ada neyi hatırlar?

Belki adaların en ilginç tarafı budur.

Hiçbir yere tam olarak ait görünmezler.

Sardinya da Akdeniz’in tam ortasında, Avrupa’ya ait bir ada olarak duruyor. Ama tarih boyunca bu denizden geçen sayısız kültürün, ticaret yolunun ve siyasi gücün temas ettiği bir yer.

Bu nedenle Sardinya’nın kültürel hafızasında “saf” ve dünyadan yalıtılmış bir kimlik aramak anlamsız.

Elena Ledda’nın sesi de tam olarak böyle bir coğrafyanın sesi.

Kökleri derinde.

Ama kapıları açık.

Belki bu yüzden klasik şan eğitimi almış bir sanatçının sonunda geleneksel Sardinya müziğine yönelmesi bir geri dönüş değil, başka bir tür yolculuktu. Gelenek onun için geçmişe kapanmak anlamına gelmedi. Aksine, dünyaya açılmanın başka bir yoluna dönüştü. Ledda’nın kariyeri boyunca Sardinya müziğini Akdeniz ve uluslararası müzik çevreleriyle buluşturan çalışmalar yapması da bu yaklaşımın bir parçası oldu.

Pesa: Yük mü, ses mi?

Şarkının adı olan Pesa, Sarduca bağlamında “kaldırmak, yükseltmek” çağrışımıyla okunabilecek bir fiil olarak şarkının sözlerinde de bir çağrı hâlinde karşımıza çıkıyor.

Şarkı bir noktada bir ses yükseltmeye, ardından da kalbin durmadan devam etmesine sesleniyor.

Bu nedenle Pesa benim için giderek bir aşk şarkısından daha fazlasına dönüşüyor.

Bir hareket şarkısına.

Yerinde durmayan insanların şarkısına.

Zaten sözlerde de “yürüyen ve hiç durmayan insanlar”dan bahsediliyor.

Belki şarkının bütün coğrafyaları yan yana getirebilmesinin nedeni de bu.

Çünkü hareket edenler, haritaların sabit kalmasına izin vermez.

İnsanlar yürür.

Gemiler gider.

Diller birbirine karışır.

Şarkılar kıyı değiştirir.