Ergenlik: Asıl Hikâye Ebeveynde Yazılır
- Tarih:
Yeni Bir Çiçek
Bebek; ebeveyn için tarifi imkânsız bir mutluluk sebebi olur. Aldığı nefes ve ağlarken çıkardığı ses, hisli bir ebeveyne şiir için ideal bir ilham gibidir. Geniş ailesine de adeta yeni ve taze bir nefes ikram eder. Dedeler ve neneler; torunları sayesinde kendi ebeveynliklerini hatırladıkları çok güzel bir hediye almış gibi olurlar. Onları yıllar öncesine götüren böylesi bir zaman kırılmasını da sonuna kadar değerlendirmek isterler.
Torunlarına almak için yarıştıkları hediyeler ve çocuklarına verdikleri ideal annelik- babalık tavsiyeleri, asla bitmeyecek gibidir. Yeni anne ve baba ise büyüklerinin mutluluğuna vesile olmak ile büyük bir kıvanç duyarlar. Bir taraftan da omuzlarının bir ağırlıkla eğilmeye başladığını yavaş yavaş hissederler. Nefeslerinin zorlanmaya başladığını, böylece tecrübe ederler.
Çocukluk
Ebeveynler çocuklarının küçüklük döneminde bakım ve koruma merkezlidir. Bu dönem içinde ebeveynler etken, çocuk ise edilgendir. Ebeveynler b u dönemde, topluma sağlıklı bir birey yetiştirme gündemindedir. Ana gündemleri, çocuklarının fiziksel bakımı ile ilgilenmektir. Daha fazla beklentiye sebep olacak gündemler için zaman, henüz oldukça erkendir.
Yani çocuğuna sadece bakan ve onun fiziksel eksiklerini gideren olmak, bu dönemde yeterli olmaktadır. Bu evrede, çocuğu herhangi bir şeye ikna etmek için de çok fazla çaba sarf etmeye gerek yoktur. Onu yönlendirmek çok kolaydır. Onlar, kendilerince doğru olan şeyleri söyler ve yaparlar. Çocuk da hemen güvenir ve inanır. Çünkü bu dönemde, itiraz etme kabiliyeti henüz gelişmemiştir.
Halil Cibran’ın da deyişi ile: “Çocuklarınız, sizin çocuklarınız değildir.” Çocuğun aldığı ilk nefesle birlikte, onun içinde işleyen farklı bir saat daha vardır. O, bağımsız bir bireydir. Zamanla birlikte, ebeveyn de bunu anlayacaktır. Ama bu süreçte, meselenin bu noktasını biraz ihmal eder. O, bütün hikâyenin böyle ve rahat bir şekilde süreceği kanaatindedir. Albert Schweitzer der ki: “Örnek olmak, insanları etkilemenin tek yolu değildir; ama e n güçlü yoludur.”
Yarın için tutarlı olmalıdır. Çocuğu için bunu başarmalıdır. Ebeveynler, aslında çocukların sanılandan çok daha güçlü bir hafızaya sahip olduğunu unutur. Küçük oyunlar sırasında b u özelliği tespit etmek, aslında kolaydır. Gerçi, daha önceleri çok iyi hatırladığını, daha sonra unutur. Dikkatli bir ebeveyn, çocuktaki bu kabiliyeti çok kolay tespit edebilir.
Çocuk, ebeveynin toplumsal sorumluluğunu hatırlatacak bir sorgulama yapmaz. Sadece ilham oluşturur ve ses verir. Ebeveynde bu ilgi ve veri tabanı hazırsa, toplumsal sorumluluğunu hatırlar. Ortaya koyduğu işteki doğruluk-yanlışlık tespitini, kolaylıkla yapabilir. Yoksa çocuğunu bu tutumundan rahatsız olur veya “çocukluğuna” verir. Ebeveyn, böyle devam eden bir hayat boyunca rehavete kapılabilir.
Zaman bu şekilde ilerlediğinde, onun konforunu bozacak herhangi bir şeyde olmayacak gibidir. Doğru-yanlış diye bildiği şeyleri aynı şekilde düşünmeye ve yapmaya devam edecektir. Tam da burada Sokrates’e atfedilen bir sözü düşünmek gerekir. Sokrates der ki: “Eğitim, insanın içindekini ortaya çıkarma sanatıdır.”
Değerler, insana dışarıdan verilmez; içeriden ortaya çıkar. Çocuğumuz, ihtiyaç duyacağı bütün notalarla birlikte yaratılmıştır. Ebeveyne düşen ise, çocuğun verdiği ilhamı algılayabilecek bir dikkatle yaşamaktır. Çocuk ses verecek ve “Korkma” diyecektir. O zaman ortaya çıkacak olan harika ses, bütün insanlığın dikkatini çekecektir. Yapmamız gereken ise bütün algılarımızı, hayatın içinde bir yerden gelecek olan ilhamı yakalayacak hassasiyetle hazır bekletmektir. Fakat bu sakin ve tek yönlü akış, uzun sürmez. Hayat, ebeveyni yeni bir evreye çağırır: ergenlik.
Herkes İçin Harika Bir Şans: Ergenlik
Aslında J.J. Rousseau, yerinde bir özet yapmıştır: “insan, iki kez doğar: ilki bedenen, ikincisi ruhen.” Daha önce bakım ve koruma merkezli olan ebeveyn sorumluluğu, şimdi ona rehberlik etme ve çocuktaki kimlik oluşumuna eşlik etme rolü ile yer değiştirmiştir.
Ergenlik; çocuk için büyük bir şans olmasının yanında, ebeveyn için de muazzam bir fırsat olarak görülmelidir. Ebeveynin toplumsal sorumluluğunun bittiği sanıldığı noktada, yeni bir çiçeklenmeyle başlamasıdır. Çocuklarının ergenlik zamanına erişmesi, ebeveynler için kantara çıkmak gibidir. Daha önce yüzleşmeye cesaret edemediği cümleleri karşısında bulur.
Zihninde daha önce oluşan ve bekleyişini sürdüren hususlarla, şimdi tekrar yüzleşir. Bu mücadeleden galibiyetle çıkacak olan ise büyük bir merak konusu olarak beklemektedir.

Psikolojik Açıdan
Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde ergen, ebeveynin sınırlarını ciddi anlamda test eder. Bu testi, onları sorgulayarak ve önceki kabullerine tepki göstererek yapar. Bu süreçte ebeveynin sabrını bir hayli zorlar. Değerlerini ve çocuk yetiştirme biçimlerini yeniden gözden geçirmelerini sağlar. Bu anlamda ergen, ebeveynin “rahatlama” eğilimine karşı bir uyanıklık vesilesi olur.
Ergenin soruları ve itirazları, ebeveynin yıllardır ağzında taşıdığı değerlerin sahiciliğini de sınar. Sokrates: “Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değer değildir.” diyerek, bu sorgulamanın hayati önemini ortaya koymuştur. Eğer ebeveyn ile değerleri arasında boşluk oluşmuşsa, ergen bu boşluğu hızla görür.
Aslında sorduğu sorularla bu boşluğu doldurur, yoksa da ebeveynin ezberlerini tahkim eder. Ergen, ebeveynin zihninde biriken kabulleri sarsar. İçindeki boşlukları açığa çıkarır. Tıpkı betona uygulanan kompaksiyon gibi. İçerideki hava açığa çıkar, geriye sadece sağlam olan yapı kalır. Ergenin varlığı, ebeveynin zihnindeki bilgilere ve kabullere uygulanan kompaksiyon gibidir. Onu tahkim eder ve sağlamlığını artırır. Bu yüzden ergenlik, aile içinde hakikatin yeniden inşası gibi görülmelidir.
Sosyolojik Açıdan
Margaret Mead der ki: “Gençler geleceğin değil, bugünün gerçeğidir.” Geleceğe atılan sorumluluk, kaybolur. Çözülmesi neredeyse imkânsız hale gelen problem yumağına dönüşür. Sorumluluğun, bugün kuşanılması gerekir. Gelecek sorularla bugün yüzleşmek, bu yumağın oluşumunu engelleyecektir.
Ergenlik; ebeveynin görevinin sadece çocuğu büyütmekle bitmediğini gözler önüne serer. Çocuklarını; yarın için sorumluluk sahibi olan ve düşünen bir ahlaki birey haline getirmekle tamamlanır. Immanuel Kant d a der ki: “Bir insanı eğitmek, bir toplumu inşa etmektir.” Ebeveyn, sıradan bir şey yapmamaktadır. Kanaviçe işler gibi, her bir noktayı titizlikle değerlendirir.
Bu süreçte değer aktarımını yapabildiği en iyi şekilde gerçekleştirmeli ve çocuğuna toplumsal bilinç kazandırma işlemine bir devam aşısı yapmalıdır. Ergen; sadece aile içindeki dengeleri değil, aynı zamanda ebeveynin topluma dair konforunu da bozar. Onun sorduğu sorular ebeveyni yeniden toplumsal bir aktöre dönüştürür.
Montesquieu der ki: “Toplum, çocuklarını yetiştirenlerin vicdanı kadar yükselir.” Ergenin sorgulamaları, ebeveyne sadece ebeveynlik görevini değil, toplumsal sorumluluğunu da hatırlatır: Adalet, hak, özgürlük, kimlik, aidiyet gibi konular evin içine taşınmış olur. Ergen, aynı zamanda ebeveynin güç ve otorite üzerinden kurduğu ilişki modelini de çözer. Yerine de diyalog, müzakere ve karşılıklı anlam arayışı modelini koyar. Çünkü gerçek otorite; itaat bekleyen değil, anlaşılmayı göze alan olarak görülmelidir.
Ergen; sorgulayıcı ve zaman zaman da çatışmacı tavrı ile ebeveyn üzerindeki uyarıcı rolünü devam ettirir. Ebeveyn; bu kapıdan geçerken sabrını, değerlerini ve tutarlılığını yeniden sınar. Bu süreçte ergenle birlikte yeniden olgunlaşır. Kendini, inançlarını ve toplumdaki yerini tekrar düşünür. Yani ebeveynlik; çocuğun büyümesiyle bitmez. Sorular ve itirazlar derinleştikçe ebeveyne, titreme ve uyanış çağrısı yapar.

Felsefi Açıdan
Ergenlik, insanın kendine “ben kimim?” diye sorduğu ilk dönemdir. Bu sorunun muhatabı çoğu zaman önce ebeveyn olur. Dolayısıyla ergenin varlığı, ebeveyn için de “ben nasıl bir insan yetiştirdim?” sorusunu gündeme getirir. Ebeveyne bir yönüyle ayna tutar. Bu, ebeveynin insanlık sorumluluğunu yeniden fark etmesine neden olur.
Bir bakıma ergen, ebeveynin ahlaki ve toplumsal bilinç tazelemesinin aynası olur. Bu yüzden “ergen, ebeveynin toplumsal sorumluluğunu diri tutan güçtür” demek hiç de abartı değildir. Yani ergen, kendi varlığıyla ebeveyni yeniden ve sürekli sorumluluğa çağırır. Ergeni, çocukluk döneminde yönlendirmek kolaydı. Ebeveyn; kendince doğru olanı söylerdi, çocuk da itaat ederdi. Fakat ergenlikte bu model çöker. Bu süreçte; artık öğreten değil, eşlik eden olmak durumunda kalır.
Bu geçişte çoğu ebeveyn, otorite kurmayı sürdürmek ister. Ergen ise anlam kurmanın derdindedir. Bu fark, ebeveyni daha olgun düşünmeye zorlar. Ergen, ebeveynin ruhsal tekâmülüne vesile olur. Ama bu yaptığından kendisinin de haberi yoktur. Bu işlem akamete uğrarsa ve ebeveyn “ben artık görevimi yaptım” diyerek gevşerse, çocuk kimlik inşasında yalnız kalır.
Yani ergen; Ebeveynin, toplumsal sorumluluğunu tamamladığını düşünerek rehavete kapılmasının önündeki e n büyük engeldir. Ve tam da bu yüzden, üstlendiği rol son derece kritiktir. O, kendini arama işini sürdürür. Ebeveyn de kendi hakikatini yeniden gözden geçirme imkânı bulur. Bu yönüyle ergen; sadece büyüyen bir birey değil aynı zamanda ebeveynin rehavete kapılmasını engelleyen canlı bir hatırlatıcıdır.
Onun soruları, itirazları ve zaman zaman zorlayıcı tavırları; ebeveynin değerlerini, inançlarını ve toplumsal sorumluluğunu diri tutar. Bu nedenle ergenlik; bir son değil, ebeveynliğin daha sahici ve daha sorumlu bir biçimde yeniden başladığı yerdir. Ebeveyn için asıl imtihan da tam burada başlar. Çünkü artık karşısında büyüttüğü bir çocuk değil; kendisine ayna tutan, onu dönüştüren bir insan vardır.




