Picture of Mehmet Aycı
Mehmet Aycı

Evimizin Yılanı

A+ A-

Ben daha iki yaşındaymışım. O yılın orucunda annem ertelik(sahur) hazırlamak için kalkmış.  Gaz lambasını yakmak için yatağın kenarındaki kibriti eliyle bulmaya çalışırken ürpermiş. Kuşkulanıp babamı uyandırmış. Babamın gözleri çok keskindi. Anneme kıpırdamamasını söyleyip doğrulmuş. Askıdaki ceketinin cebinden çakmağını çıkarıp yakmış, baygın halde yatan kocaman yılanı görmüş. 

Yılanı getiren kedimiz ele avuca sığmaz bir kediydi. Korkusuzdu. Çok terbiyeliydi. Kapalı kabı açmazdı. Sofrada ne varsa ondan yerdi. Sofra serilince o da gelir, evin bir ferdi gibi sofranın kenarında o gün yemekte ne varsa ona da verilirdi. Doymayınca tekrar miyavlayarak tekrar isterdi. Günün yarısını dışarıda geçirir, köpeğimizden uzak dururdu. Köpek keçilerle gittiği zaman ona da gün doğar, köpeğin dolaştığı yerde korkusuzca dolaşır, sürü dönerken, çan sesiyle tedbir alırdı. 

Kedimizin bir yılan yakalamasını seyrettiğimi hatırlıyorum. Onu çukur kazarken izledim. Gözleri ardıcın dibindeki, küçük ardıcın (bunlara toruk derdik) dallarıyla kapladığı çakıl yığınındaydı. Bir yandan o tarafa bakıyor, bir yandan da hızlıca çukur kazıyordu. Birden ok gibi fırladı. Benim boyumdan uzun bir yılanı boynundan yakalayarak kazdığı çukura çekti. Yılanın kuyruğu gelene kadar kafasını dişledi. Kuyruk gelince uzaklaşıp bekledi. Yılan hareket edince tekrar ok gibi fırlayıp, yılanın kafasını başka bir çukura getirdi. Sonra başka bir çukura. Kedi birkaç çukur kazmıştı.  Son çukurda yılan artık kuyruğunu çekemez hale gelmişti. İşini bitirdikten sonra geldi, ayaklarıma süründü. Zaferini kutlamamı bekledi.

Yılandan ve akrepten çok korkardım. Yılan gördüğüm yerlerin uzağından geçer, sanki yılan hep orada olacakmış gibi hareket ederdim. Çil yılanlar, boz yılanlar, sarı yılanlar, kara yılanlar, sırtı desenli yılanlar.

Bazen keçilerimizi yılan soktuğu olurdu. Genelde alt çenesinden ve boynundan sokulmuş olurdu keçiler. Yaralanan başka keçiler gibi yılanın soktuğu keçiler de soluğu evde alırlardı. İnlerlerdi. Boyunları şişerdi. Babam yılan soktuğunu bilir, bıçakla şişliği açardı. Oradan sarı sular akardı. Bunlardan kurtulan olmazdı. Etleri de zehirli diye yenmezdi.

Annemin mi yoksa babaannemin mi yaktığı- yoksa naklettiği mi- bir yılan türküsünü hatırlıyorum. “Yılan benden korktu ben de yılandan/Yılan benden korkmuş oldu yalandan.”

Yayladaki evlerimizin çatısı önce ardıç kabuklarıyla kaplıydı. Sonra ikisini de çinko yaptılar. Köydeki evimiz, hani babamın inşaatında düşerek eğelerini kırdığı evimiz iki katlıydı ve toprak damlıydı. Toprağın altındaki mağ(hezen) ve mertekler arasında yaşayan bir boz yılan vardı. Her sene başka bir yere kavlardı. Kavı kururdu. O evin yılanıydı ve onu öldürmek günahtı. Evi beklerdi. Birkaç defa kardeşlerim onu mertekler arasından geçerken gördüklerini söylediler. Bir gün yılanın bir bölümünü de ben gördüm.

Her toprak damın bir yılanı olur diye bir inanç vardı. 

Karayılan neredeyse kutsal kabul edilir, öldürülmesi günah sayılırdı. Eşi öldürülen bir karayılanın süte zehir bırakarak onu öldürenin çocuğunu zehirlediği anlatılırdı. Narların çiçek açma zamanı yılanların en kızgın zamanları/çiftleşme zamanları olarak bilinirdi. Bahçemizdeki üç ekşi nar ağacı çiçek açtığında bahçede dolaşırken daha dikkatli olur, bir yılana rastlamamak için içimden dua ederdim.

Amcam yılanın toprak yediğini, toprağı da perhizle yediğini söylerdi. Aynı kıssayı zenginleştirerek her yılan bahsi açıldığında yahut kendisi bir yılan gördüğünde veya sivrisinek vızıltısı duyduğunda anlatırdı.

Yılan yaratıldığında, en tatlı yiyecek nedir diye sormuş. Sivrisinek, tam insan eti diyecekmiş ki kırlangıç uçarak gelip sivrisineğin dilini koparmış. Yılan bu harekete çok sinirlenip, kuyruğuyla kırlangıca vurmuş, yılanın kuyruğu kırlangıcın kuyruğuna denk gelmiş ve kuyruk ikiye yarılmış. O günden bu yana kırlangıç yarık kuyruklu imiş. Sivrisinekse başlamış “vız, vız” demeye. Yılan anlamamış. Kırlangıca “bu ne diyor” diye sormuş. Kırlangıç, “dünyada en lezzetli yiyecek topraktır, tükenmesin diye onu perhizle/iktisatla yesin” diyor demiş.

Ne zaman sivrisinek soksa bu kıssa aklıma gelir, içimden keşke kırlangıç bunun sadece dilini değil kafasını da koparsaydı diye düşünürdüm. Arkasından aklıma yılanın toprak yemesi gelirdi.

Evimizin yılanının damın toprağını alttan kemirdiğini düşünürdüm.