Ezber Bozan Liderliğin Pusulası
- Tarih:
Dünyanın uzun yıllardır kulağımıza fısıldadığı “kurumsal masal” sona eriyor. “Herkes, yeterince çalışırsa ve aynı gelişim programlarından geçerse her konuda başarılı olabilir” anlayışı çözüm üretmiyor. Çünkü insanların güçlü yanlarını keşfetmek yerine eksiklerini tamamlamaya, herkesi benzer bir profile dönüştürmeye çalışıyor. İnsanı farklı özellikleri olan bir birey olarak görmek yerine, standart bir kalıba sokan bu anlayış nasıl değiştirilebilir?
Güçlü Yönleri Büyütmeye Odaklanmak
Bu gerçekle yüzleşen yöneticiler, enerjilerinin büyük bölümünü insanların güçlü yanlarını keşfetmeye ve geliştirmeye ayırıyorlar. Çünkü kalıcı başarı, “insanları başka birine dönüştürmeye çalışmaktan değil, sahip oldukları potansiyeli ortaya çıkaran doğru ortamı oluşturmak”tan geçiyor. Başka bir ifadeyle; karşımızda bir makine yok, eğitim, koçluk, deneyim ve doğru görevlerle potansiyelini büyüteceğin bir varlık var!
Bu açıdan eğitime bakış da değişiyor. Eğitim; “insanı değiştiren bir araç değil; doğru potansiyelle buluştuğunda onu görünür ve etkili kılan güçlü bir kaldıraç” oluyor. Çalışanlar bu kaldıracı sergileyemeyen şirketleri değil, yöneticileri terk ediyor. “Sessiz İstifa”nın arkasındaki gerçek; “iyi bir yönetici yalnızca iş sonuçlarıyla ilgilendiğinde, çalışanlarını gelişebilecekleri ve anlam bulabilecekleri” bir ortamı kuramamasıdır.
Farklılıklar Ve Farkındalıklardan Güç Üretmek
Belirsizlik dönemlerinde en yaygın hata, kontrolü daha da daraltıp tek bir elde toplamaktır. Yönetim araştırmaları, tüm karar yetkisinin tek kişiye bağlı olduğu yapıların kriz anlarında yavaş ve esneksiz organizasyonlar olduğunu gösteriyor. Yönetimin özü; farklılıklarından güç üretmektir. Zayıf yönleri sürekli düzeltmeye çalışmak, kontrol etmek yerine, özgün bırakmak, istişare etmektir.
Liderlik, insanları elde tutma sanatı değildir. Bilakis, “yanlış insan yoktur; yanlış rollerde heba edilen yetenekler vardır” yaklaşımıyla hareket etmektir. Mesele, “doğru insanları otobüse almak kadar onları doğru koltuklara oturtabilmek”tir. O halde insanları sadece deneyimlerine, diplomalarına veya özgeçmişlerine göre değil; onları başarılı kılacak doğal eğilimleri, güçlü yanları ve çalışma biçimlerine göre değerlendirmek gerekir.
Yapıyı Hayatta Tutma Paradoksu
Kurumları emekleme aşamasından çıkarıp devasa bir organizasyona dönüştüren korumacı kontrol refleksi, şirket ölçeklendikçe gelişimin önündeki ana tıkanıklık noktasına dönüşür. Bu durum bir yetersizlik veya yönetim hatası değil, aksine büyük bir adanmışlığın ve erken aşama başarısının doğal bir sonucudur. Kurucu veya lider, gözü gibi büyüttüğü bu yapıyı koruma arzusuyla hareket ederken farkında olmadan şirketin tavan sınırını kendi kişisel karar alma kapasitesi ve mesai saatleriyle çizer.
Yöneticilerin operasyonel yetkiyi ve karar alma mekanizmalarını devretmeme gerekçeleri ne olursa olsun, direksiyonu kimseye bırakmama endişesi daha büyük zararlara sebep olur. Bu açıdan belirsizlik dönemlerinde dayanıklılık, her kararı onaylayan tek bir liderle değil, kurum kültürünü benimsemiş ve inisiyatif alma yetkisiyle donatılmış yetkin kadrolarla sağlanır.
Nihai Olgunluk: Lüzumsuzlaşabilme Sanatı
Bir kurum inşa etmenin temeli, bir liderin zamanla kendini organizasyonel işleyiş içerisinde “lüzumsuz kılabilmesinde” yatıyor. İlk bakışta çelişkili gözüken bu yaklaşım, yönetim düşüncesinin ortak noktada buluştuğu en üst liderlik seviyesidir. Lüzumsuzlaşmak; sorumluluktan kaçmak veya sahayı terk etmek değil, aksine bir “güven iklimi ve yetki devri” mekanizması oluşturuyor.
Lider kendini ne kadar operasyonel detaylardan çekebilirse, şirketin geleceğini şekillendirecek stratejik alanlara odaklanma kapasitesi de o kadar artar. Böylelikle hem kurumsallaşmanın önünü tıkayan kör noktaları görünür kılar hem de yüzleşilmesi gereken kritik gerçekleri masaya koyar. Gerçek başarı, kendi yokluğunda da işleyen erdemli bir yapı bırakabilmektir. Bunun için insanları kurallara uydurmaya değil, kuralları insanların potansiyelini ortaya çıkarmak için kullanmaya çalışmalıyız.




