Picture of Ebru Yıldırım
Ebru Yıldırım

Farklılık ve Farkındalık: İnsanı Görmek, İnsanı Anlamak

A+ A-

İnsan, yeryüzünde yalnızca aklıyla değil; kalbi, vicdanı ve merhametiyle anlam kazanan bir varlıktır. Her insan farklı bir hikâyeyle dünyaya gelir. Kiminin imtihanı bedenidir, kiminin zihni, kiminin yalnızlığı, kiminin ise sahip olduğu nimetlerdir. Bu yüzden İslam, insanı sahip olduğu özelliklerle değil, taşıdığı kulluk bilinciyle değerlendirir. Kur’an-ı Kerim’de, “Sizi birbirinizi tanıyasınız diye kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.”(Hucurat suresi-13) buyrulmaktadır. Bu ayet, farklılığın ayrışmak için değil, tanışmak, anlamak ve birbirini tamamlamak için yaratıldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri ise insanın değerini zekâsı, başarısı ya da üretkenliği üzerinden ölçmesidir. Oysa insan, Allah’ın “eşref-i mahlûkat” olarak yarattığı, doğuştan saygın ve değerli bir varlıktır. Bir insanın konuşma biçimi, eğitim seviyesi, fiziksel görünüşü veya zihinsel kapasitesi onun Allah katındaki değerini belirlemez. Asıl değer; güzel ahlakta, merhamette ve takvadadır. Ne var ki insanlar çoğu zaman Allah’ın ölçüsünü değil, dünyanın ölçüsünü esas alır. İşte tam da bu noktada farklılık, toplumun önyargılarıyla çatışmaya başlar.

Daniel Keyes’in Algernon’a Çiçekler adlı romanı, bu gerçeği son derece sarsıcı bir biçimde gözler önüne serer. Charlie Gordon, zihinsel yetersizliği nedeniyle çevresindeki insanların alay konusu olan, iyi niyetli ve saf bir adamdır. Onun en büyük arzusu, daha zeki olmak ve insanlar tarafından sevilmektir. Çünkü Charlie, sevginin ve saygının yalnızca zekâ ile kazanılabileceğine inanmıştır. Deneysel ameliyat sonrasında olağanüstü bir zekâya ulaştığında ise beklediği mutluluğa kavuşamaz. Aksine, sahip olduğu bilgi arttıkça yalnızlığı da büyür.

Roman boyunca Charlie’nin yaşadığı değişim, insanın dış görünüşüne ya da zihinsel kapasitesine göre değer biçmenin ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu gösterir. Önceden onunla alay eden insanlar değişmemiştir; değişen yalnızca Charlie’nin onları anlayabilecek seviyeye ulaşmasıdır. Bir zamanlar dostluk sandığı gülüşlerin aslında alay olduğunu fark ettiğinde yaşadığı kırgınlık, okuyucunun yüreğinde derin bir iz bırakır. Çünkü bazen insanın en büyük acısı, hakikati öğrenmektir.

İslam da insanı tam bu noktada uyarır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) bir hadisinde, “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza değil; kalplerinize ve amellerinize bakar.” buyurmuştur. Bu söz, Charlie Gordon’un hikâyesine bambaşka bir pencereden bakmamızı sağlar. Eğer insanlar onun kalbindeki samimiyeti görebilmiş olsalardı, zekâsı değişmeden önce de ona aynı sevgi ve saygıyı gösterebilirlerdi. Ne yazık ki toplum çoğu zaman kalpleri değil, başarıları alkışlamaktadır.

Charlie’nin hikâyesi aynı zamanda insanın kendi acziyetini fark etmesinin de hikâyesidir. Bilgisi arttıkça her sorunun cevabını bulacağını zanneder; fakat zamanla anlar ki insanı mutlu eden şey yalnızca bilmek değildir. Bilgi, merhametle birleşmediğinde insanı yalnızlaştırabilir. Akıl, kalbin önüne geçtiğinde insan eksik kalır. İşte romanın en güçlü mesajlarından biri de budur: İnsan olmak, yalnızca düşünmek değil; hissedebilmek, anlayabilmek ve sevebilmektir.

Tasavvuf geleneğinde sıkça dile getirilen “kendini bilen Rabbini bilir” sözü de farkındalığın en derin ifadesidir. Gerçek farkındalık, insanın önce kendi eksikliğini görmesiyle başlar. Başkasının kusurunu görmek kolaydır; asıl olgunluk kendi nefsini tanıyabilmektedir. Charlie’nin yaşadığı zihinsel yolculuk da aslında içsel bir yolculuğa dönüşür. Başlangıçta zekâyı hayatın en büyük nimeti olarak görürken, sonunda sevginin, dostluğun ve aidiyet hissinin bilgi kadar önemli olduğunu fark eder. Bu fark ediş, onun en büyük kazanımıdır.

Bugün de toplumda fiziksel engeli olan bireyler, öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar, yaşlılar ya da farklı kültürlerden gelen insanlar çoğu zaman görünmez duvarlarla karşılaşmaktadır. Onlara acımak yerine anlamaya çalışmak, yargılamak yerine dinlemek ve eksikliklerini değil insanlıklarını görebilmek gerçek farkındalıktır. Çünkü her insan, Allah’ın isimlerinden bir tecelliyi taşır. Belki sabrı, belki şefkati, belki tevekkülü, belki de sevgiyi bize öğretmek için hayatımıza dokunur.

Farklılık, Allah’ın yarattığı muhteşem düzenin bir parçasıdır. Gecenin gündüzden, baharın kıştan, denizin çölden farklı olması nasıl yaratılışın güzelliğini oluşturuyorsa; insanların birbirinden farklı olması da hayatı anlamlı kılar. Sorun farklılıkta değil, farklı olana bakışımızdadır. Farkındalık ise tam burada başlar: Karşımızdaki insanı değiştirmeye çalışmadan önce onu anlamaya çalışabilmekte.

Algernon’a Çiçekler, yalnızca zekânın yükselişini ve düşüşünü anlatan bir roman değildir. O, insanın değerini yeniden sorgulatan, merhametin bilgiden daha yüce olabileceğini hatırlatan güçlü bir vicdan çağrısıdır. Charlie Gordon’un hikâyesi bize, gerçek olgunluğun daha çok bilmekten ziyade daha çok sevebilmek olduğunu fısıldar. Belki de Allah’ın kullarından istediği en büyük farkındalık da budur: Her insana, yaratılmış olmanın şerefiyle bakabilmek.

Sonuç olarak farklılık, ilahi hikmetin yeryüzündeki yansımalarından biridir; farkındalık ise bu hikmeti okuyabilen kalbin adıdır. İnsan, ancak başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebildiğinde gerçek anlamda olgunlaşır. Charlie Gordon’un sessiz yolculuğu bize şunu hatırlatır: Akıl insanı yükseltebilir, fakat onu gerçekten yücelten şey merhamet, tevazu ve güzel ahlaktır. Çünkü Allah katında insanı değerli kılan ne zekâsı ne de başarısıdır; kalbinin temizliği, niyetinin samimiyeti ve mahlûkata gösterdiği şefkattir.